Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

5564

İman ve İslam Arasındaki Fark Nedir? İman Olmadan İslam, İslam Olmadan İman Olur mu?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

"İmansız İslâmiyet sebeb-i necât olmadığı gibi, İslâmiyet’siz iman da medâr-ı necât olamaz." Cümlesini açıklar mısınız?

08.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

İman Nedir?

İman, sözlükte “güvenmek, tasdik etmek ve inanmak” anlamına gelir. Terim olarak ise Allah’ın peygamberleri aracılığıyla bildirdiği ve din adına kesinlik kazanan hakikatleri kalben kabul edip doğrulamak demektir. Bu yönüyle iman, öncelikle insanın inanç dünyasıyla ilgilidir. Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberler, kitaplar, melekler, ahiret ve kader gibi iman esaslarını kabul etmek imanın temelini oluşturur. Bununla birlikte İslam’da iman sadece zihinsel bir kabulden ibaret görülmez, gerçek imanın insanın davranışlarına ve hayatına yansıması beklenir. Nitekim iman dinin merkezinde bulunmakta ve dini hayatın diğer yönlerinin imanla anlam kazanmaktadır.1

İslam Nedir?

İslam, sözlükte “teslim olmak, boyun eğmek, Allah’a yönelmek ve O’na teslimiyet göstermek” anlamlarına gelir. Terim olarak ise Hz. Muhammed’in (sav) Allah’tan vahiy yoluyla aldığı ve insanlara tebliğ ettiği son İlâhî dinin adıdır. İslam, iman esaslarının yanında ibadetleri, ahlakı, insan ilişkilerini ve hayatın çeşitli alanlarını düzenleyen esasları ve hükümleri de içine alan kapsayıcı bir dindir. Bu sebeple İslam, insanın Allah’a inanmasını, O’na teslim olmasını ve bu teslimiyetin gereğini ibadet ve güzel ahlak yoluyla hayatına yansıtmasını ifade etmektedir.2

İman ile İslâm Arasındaki Fark Nedir?

İman ile İslam birbirinden kopuk iki kavram değildir. Birbirini tamamlayan ve birbiriyle yakından ilişkili iki boyuttur. En anlaşılır ifadeyle iman, insanın inanması ve kalben tasdik etmesi, İslam ise bu inancın gerektirdiği şekilde Allah’a teslim olması ve hayatını O’nun emirlerine göre düzenlemesidir. Bu nedenle iman daha çok inanç ve tasdik boyutunu, İslam ise teslimiyet ve bunun hayata yansıyan yönünü ifade eder. Mesela Allah’ın bir olduğuna, Hz. Muhammed’in (sav) Allah’ın peygamberi olduğuna ve ahiretin varlığına inanmak iman boyutudur. Namaz kılmak, oruç tutmak, haramlardan kaçınmak ve Allah’ın emirlerine teslim olmak ise bu imanın İslami hayattaki yansımasıdır. Ancak bu ayrım, “iman sadece kalpte, İslam sadece davranışta” şeklinde anlaşılmamalıdır. İslam’ın inanç esasları imanı, ibadet ve ahlak esasları ise bu imanın hayata yansımasını ifade etmektedir.

Bu izahtan sonra sorulan soruya dönecek olursak: İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

İslâmiyet iltizâmdır. Îmân iz‘ândır. Ta‘bîr-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgîrlik ve teslîm ve inkıyâddır. Îmân ise, hakkı kabûl ve tasdîktir... Îmânsız İslâmiyet sebeb-i necât olmadığı gibi, İslâmiyet’siz îmân da medâr-ı necât olamaz. فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ Kur’ân’ın i‘câz-ı ma‘nevîsinin feyziyle Risâle-i Nûr mîzânları, dîn-i İslâm’ın ve hakāik-i Kur’âniyenin meyvelerini ve netîcelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki, dinsiz dahi onları anlasa, tarafdâr olmamak kābil değil. Hem îmân ve İslâm’ın delîl ve burhânlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki, gayr-i müslim dahi anlasa, her hâlde tasdîk edecektir. Gayr-i müslim kaldığı hâlde îmân eder.3

Başka bir yerde ise şöyle geçmektedir:

Şimdi ise, frenk usûlünün ve medeniyet nâmı altında bid‘atkârâne ve şerîat-şikenâne cereyânlara tarafdâr olduğu hâlde, Allâh’a, âhirete, Peygambere îmânı da taşıyor ve kendini de mü’min biliyor. Mâdem hak ve hakîkat olan şerîat-ı Ahmediye’nin asm kavânînini iltizâm etmiyor ve hakîkî tarafgîrlik etmiyor, gayr-i müslim bir mü’min oluyor.

Îmânsız İslâmiyet sebeb-i necât olmadığı gibi, bilerek İslâmiyet’siz îmân dahi dayanamıyor, belki necât veremiyor, denilebilir.4

Yani insanın yalnızca Müslüman bir ailede doğmuş olması, İslami kimlik taşıması veya bazı dini uygulamaları yerine getirmesi tek başına kurtuluş için yeterli değildir. Çünkü İslam’ın özü imandır. Allah’a, peygamberlerine, ahirete ve iman esaslarına gerçek anlamda inanmayan bir kimsenin yaptığı ibadetler ve taşıdığı İslami kimlik ona ahirette fayda sağlamaz. Aynı şekilde sadece kalben Allah’a inandığını söylemek de yeterli değildir. Gerçek iman, insanı İslam’ın hükümlerini kabul etmeye ve yaşamaya sevk eder. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, "Îmânsız İslâmiyet sebeb-i necât olmadığı gibi, İslâmiyet’siz îmân da medâr-ı necât olamaz" diyerek iman ile İslam’ın birbirinden ayrılmaz iki hakikat olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:

Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgîrlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette hakkın iltizâmıyla İslâmiyet’e mazhar idi. Dinsiz bir müslüman denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgîrlik göstermiyorlar, iltizâm etmiyorlar. Gayr-i müslim bir mü’min ta‘bîrine mazhar oluyorlar.5

İman ve İslam birbirinden kopmayan bir bütün gibidir. Bir insanın güzel ahlaklı olması, doğruluk, merhamet, adalet gibi İslam’ın güzelliklerine uygun davranması elbette kıymetlidir. Fakat iman etmediği takdirde bu güzel ahlak, onu iman hakikatine ulaştırmış olmaz. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an’ın hükümlerine taraftarlık gösteren bazı dinsizler için “dinsiz bir Müslüman” tabirini kullanıyor. Yani imanı olmadığı halde İslâm’ın bazı hakikatlerini ve hükümlerini fiilen destekleyen bir hali nazara veriyor.

Bunun karşı tarafında ise iman ettiğini söylediği halde İslam’ın hükümlerine taraftarlık göstermeyen, onları benimsemeyen veya dinsizce hareket eden kimseler vardır. Kur’an’ın açık hükümlerini hayatında önemsemeyen kimseler de bu mananın farklı dereceleri açısından düşünülebilir. Bediüzzaman Hazretlerinin bunlar için kullandığı “gayr-i müslim bir mü’min” tabiri, imanın yalnızca sözde bırakılmasının yeterli olmadığını imanın İslami yaşayış ve teslimiyetle kendisini göstermesi gerektiğini nazara vermektedir. Dolayısıyla sadece güzel ahlak ve İslami davranışlar iman olmadan, sadece iman iddiası da İslam’ın gereklerini dışlayarak tek başına kurtuluş için yeterli değildir. İman ve İslam birbirini tamamlayan iki esas olarak birlikte düşünülmelidir.

Kaynakçalar
  1. Mustafa Sinanoğlu, "İman", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, c. 22, s. 212-214.

  2. Mustafa Sinanoğlu, "İslam", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001, c. 23, s. 1-2.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 26.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 356.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 25.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız