İnsaniyet, kelime anlamı olarak insan olma durumu, insana yakışır hal, insanlık, insanı hayvandan ayıran tüm özelliklere denir. Kübra, Kebir kelimesinin müennesi olup en büyük manasındadır. Suğra ise Sağir kelimesinin müennesi olup en küçük manasındadır. İnsaniyet-i Suğra ise en küçük insaniyet demektir.
Bediüzzaman Hazretleri, “İnsaniyet-i kübra olan İslamiyet” ifadesini farklı yerlerde kullanmakla beraber, bu kavramı Muhakemat adlı eserinde şöyle tarif etmektedir:
…. Dehre ve tabayi‘-i beşere, damen-i kıyamete kadar hakim olacak, yalnız alem-i kevnde adalet-i ezeliyenin tecelli ve timsali olan hakikat-i İslamiyet’tir ki, asıl insaniyet-i kübra denilen şey odur.1
Bediüzzaman Hazretleri burada görüldüğü üzere insaniyet-i kübrayı İslamiyet'in hakikati olarak tarif ediyor. O İslamiyet ise kainatta tecelli eden ilahi adaletin bir numunesidir. İslamiyet, insanın yaratılışına en uygun kanunları içinde barındırır. Evet, hakiki ve en büyük insaniyet İslamiyet’tir. Çünkü insan, İslamiyet ile kemal bulur. İslamiyet ile yükselir. İslamiyet ile gerçek insan olur.
Bu hakikate en büyük şahit cahiliye toplumudur. İslamiyet öncesi, kendi kız çocuklarını diri diri gömen, kumarla her şeyini tehlikeye atan, zina ile aile hayatını ve nesilleri bozan, kan davaları ile yıllarca nesillerini heder eden, ırkçılık hastalığı ile kendinden olmayanı hakir gören, elinden geleni köleleştirip kendisine hizmet ettiren bir anlayış vardı.2
Peygamber Efendimiz (sav)’in ahlaken çökmüş, adeta insanlıktan çıkmış ve daha bunlar gibi birçok kötü âdeti olan bu toplumu İnsaniyet-i Kübra olan İslamiyet ile yükseklerin yükseğine çıkarmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu sözlerle ortaya koyuyor:
İşte bak; şu cezire-i vasiada, vahşi ve âdetlerine mutaassıb ve inadcı muhtelif akvamı, ne çabuk âdât ve ahlak-ı seyyie-i vahşiyanelerini def‘aten kal‘ ve ref‘ ederek, bütün ahlak-ı hasene ile techiz edip bütün aleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi.
Evet, cehaletle nam salmış ve her türlü kötü âdeti benimsemiş bir toplumu, yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda bu kötü âdetlerin tamamından uzaklaştırıp yerlerine en güzel âdetlerle süsleyen ve onu bütün medeniyetlere üstat ve öğretmen yapan, elbette insaniyet-i kübra olan İslamiyet’in hakikatidir. Şahıs bazında bu hakikate sahabe adedince örnek verilebilir. Özellikle İslam'ın adaletini gösteren Hazret-i Ömer Efendimiz (ra) en güzel örnektir. İslamiyet’in insanlığından nasibini almadan önce Ömer, İslamiyet’in nuru ile nurlanınca insanlık tarihinin en büyük insanlarından biri olmuş. Hak ile batılı ayıran Hz. Ömerü'l-Faruk olmuştur. Ve adalet sembolü haline gelmiştir.
İnsaniyet-i kübra olan İslamiyet’i hayata tatbik eden Peygamber Efendimiz (sav)’in gelişi ile sadece insan değil, her şey kıymet kazanmış, kâinat faydasızlıktan ve manasızlıktan kurtulmuştur. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle vurgular:
Hem o nur ile, kâinâttaki harekât , tenevvüat, tebeddülat, tegayyürat ma‘nasızlıktan ve abesiyetten ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp, birer mektubat-ı Rabbaniye, birer sahife-i ayat-ı tekviniye, birer meraya-yı esma-yı İlahiye ve alem dahi, bir kitab-ı hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar.3
Evet, Peygamber Efendimiz (sav)’in getirdiği nur, yani İslamiyet ile her şeyin hikmetle hareket ettiği anlaşılmış, evrendeki değişimin ve dönüşümün gayesi bilinmiş, her şey başıboş olmaktan kurtulup Rabbani birer mektup, birer kudret sayfası, Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren bir kitap seviyesine çıkmıştır.
Evet, insanlık yeniden bu insanlık seviyesine çıkmak, insanca bir düzende yaşamak ve dünyada adaleti sağlamak istiyorsa, insaniyet-i kübra olan İslamiyet’e ve İslamiyet’in muallimi olan Peygamber Efendimiz’e (sav) tabi olmalıdır.
Bediüzzaman Hazretleri Muhakemat adlı eserinde insaniyet-i suğrayı ise şöyle tarif etmektedir:
İnsaniyet-i suğra denilen mehasin-i medeniyet …4
Bu tarife göre İnsaniyet-i Suğra, Hz. Adem’den (as) başlayıp kıyamete kadar devam edecek olan bütün maddi gelişmeleri ve medeniyetin insan hayatına dokunan, hayatı kolaylaştıran, insanın maddi yönden daha mutlu ve müreffeh yaşamasına vesile olan bütün güzellikleri kapsar.
İlk basit aletlerden günümüzdeki en ileri teknolojik araçlara ve hatta gelecekte bunları aşacak, bugün aklımıza dahi gelmeyen bütün gelişmeler bu tanımın içine girmektedir. Fakat dikkat edilirse bunların tamamı, insanın dünya hayatına bakan güzelliklerdir. Evet, insanlık önceleri yürüyerek, daha sonra atla, ardından araba ve uçakla seyahat ederek dünya hayatı açısından büyük kolaylıklar elde etmiştir. Elbette insanın bu gelişmelere kayıtsız kalması düşünülemez.
Ancak bunlar insana olgunluk kazandıran, onu ruhen yükselten ve ona erdem aşılayan güzellikler değildir. Hatta imansızlık ve İslamsızlıkla birlikte, bunların tamamı insanlığın aleyhine dönerek insana düşman bile olabilir. Onun için insanın en büyük amacı ve gayesi sadece bunları elde etmek olmamalıdır. Bilakis insanlık, bu gelişmeleri insanlığa ve insaniyete hizmet için kullanmayı hedeflemelidir. Zira bu gelişmeler amaç haline geldiğinde, iman ve İslamiyet’ten nasibi olmayanların elinde insanlığın huzur ve mutluluğunu temin etmek yerine insanların başına bela olabilir. Dünyamızın şu anki hali de buna örnek olsa gerektir.
Tüm bu izahlardan sonra “İnsaniyet-i Kübra olan İslamiyetçe” ifadesini, kullanıldığı yere göre şöyle anlayabiliriz: Karşımıza çıkan bir olay veya kavramı İslamiyet’e göre değerlendirmek, onu İslami ölçülerle ele alıp incelemek ve bu ölçülere göre hüküm vermektir.
Bediüzzaman Said Nursi, Muhakemat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2023, s. 34
İbn Hişam, I, 335-336
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 323
Bediüzzaman Said Nursi, Muhakemat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2023, s. 34

