RİSALE-İ NUR

23.04.2026

3

Akıl, Kalp, Ruh ve İnsaniyet Mideleri Ne Demektir?

"Ve midesinin gıda ihtiyacını teminine çalıştığı gibi dünya kadar geniş belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları Akıl ve kalp ve Ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtraten mecburdur."

Buradaki akıl ve kalp, ruh ve insaniyet midelerini açıklar mısınız?

13.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Birinci fâidesi: İnsan, sâir hayvanâta muhâlif olarak, hânesiyle alâkadâr olduğu misillü, dünya ile alâkadârdır. Ve akaribiyle münâsebetdâr olduğu gibi, nev‘-i beşer ile de ciddî ve fıtrî münâsebetdârdır. Ve dünyada muvakkat bekasını arzuladığı gibi, bir dâr-ı ebedîde bekasını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyâcını te’mîne çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve rûh ve insaniyet mideleri için tedârik etmeye fıtraten mecbûrdur, çabalar. Ve öyle arzuları ve matlabları var ki, ebedî saadetten başka hiç bir şey, onları tatmîn etmiyor. Hatta Onuncu Söz’de işaret edildiği gibi, bir zaman küçüklüğümde hayâlimden sordum: Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonunda ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâkî ve fakat âdî ve meşakkatli bir vücûd mu istersin? dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden Âh çekti. Cehennem de olsa, bekā isterim dedi.1

Bu paragraf, Bediüzzaman Hazretlerinin insanın mahiyetini en derin bir şekilde anlattığı yerlerden biridir. İnsanın beden ve mideyle birlikte akıl, kalp, ruh, vicdan, insaniyet gibi unsurlara da sahip olduğu ve onların da çok büyük ihtiyaçlar taşıdığı anlatılır.

Nasıl ki aç kaldığımızda mide sıkıntı çeker, bedende güç ve enerji kaybı olur. Aynen öyle de akıl, kalp, ruh, vicdan gibi latifelerimiz yani manevi organlarımız da aç kalıp problem yaşayabilir. İnsanlarda oluşan psikolojik rahatsızlıkların büyük bir kısmının sebebi bu manevi açlıktır.

Mesela aklın ihtiyacı sadece kuru bilgiden ibaret değildir. En büyük isteklerinden biri, kendisine ve etrafına anlam verebilmektir. Sürekli "Ben kimim?", "Neden varım?", "Hayat nedir?", "Bu kâinat niçin var?", "Dünyada neden tam bir adalet yok?", "Ölüm nedir?", "Sonsuzluk mümkün müdür?" gibi sorularla bir şeylere anlam vermeye çalışır. Bu sebepledir ki felsefe asırlardan beri bu sorulara cevap bulmaya çalışır ama aklı hiç bir şekilde ikna ve tatmin edemez. Çünkü akıl tutarlı ve gerçek cevaplar almak ister. Eğer bu sorulara cevap bulamazsa, insan boşlukta kalır. Hiç bir şeyin anlamı kalmadığı için, her şeye sahip olan bir insan bile mutsuz hale gelir. Bediüzzaman Hazretlerine göre bu haldeki bir insanın aklını doyuracak olanlar, tevhid, marifetullah, hikmet ve iman hakikatleri gibi gıdalardır. Bu bilgiler akla girmeye başlayınca insan hayata ve kâinata bir anlam verebilir hale gelerek gerçek huzura kavuşur.

Aynı şekilde kalp de sadece duygu merkezi olmaktan ibaret değildir. En önemli ihtiyaçlarından biri muhabbet yani sevmektir. Fakat sınırlı ve geçici olan şeyleri değil sonsuz, kusursuz ve mutlak güzel olanı sevmek ister. Bu sebeple sevdiklerini kaybetmek istemez. Kaybettiği zaman da büyük acılar çeker. Zaman içinde yakınlarını kaybeder, gençliğini yitirir, elindeki nimetler bir bir alınır. Dünyadaki sevgi insan kalbini hiç bir şekilde tatmin edemez. Kaybolmayacak, batmayacak, bitmeyecek bir sevgi ister. Bu durumda Bediüzzaman Hazretleri kalbin gerçek gıdasının muhabbetullah (Allah sevgisi) olduğunu söyler. Çünkü ancak ebedi olan bir Zât'ı yani Allah'ı sevmek kalbi tatmin edebilir.

Ruh ise insanın en derin yönüdür. Ruh sıkışmak istemez, daralmaktan hoşlanmaz, sonsuzluk ister. İnsanın gökyüzüne bakınca ferahlamasının bir sebebi de budur. Çünkü ruh, ebediyyete yani sonsuzluğa göre yaratılmıştır. Sadece maddeye mahkûm olunca boğulur. Ahireti düşünmeden tamamen dünya hayatına dalan, eğlence ve tüketimle hayatını geçiren, ekrana bağımlı bir insanın iç daralması bundandır. Böyle bir ruhun gerçek gıdası, ona sonsuzluğu hatırlatan ve sonsuz hayata hazırlayan ibadet, zikir, Kur’ân, tefekkür gibi kavramlardır.

İnsaniyet ise çok ince bir meseledir. Bir insanın bütün insanlıkla alâkadar olma özelliğidir. Hayvan sadece kendi çevresiyle ilgilenir. İnsan ise kendisiyle birlikte ailesi, mahallesi, semti, şehri, ülkesi ve bütün dünyayla ilgilenir. Gazze’ye üzülür, Afrika’daki açlığı hisseder. Hatta diğer canlıların durumlarından dahi etkilenir. İşte bu haldeki bir insan, merhameti gereği herkese el uzatmayı arzu eder. Zalimlerin cezalandırılarak gerçek adaletin ortaya çıkmasını ister. Bütün sıkıntıların son bulması için çabalar. Ama bunların hiç birisine gücü yetmediği için insaniyet duygusunu asla tatmin edemez. Gıdası ise, haşir, ahiret ve İlahî adalettir. Çünkü, zalimin ceza, mazlumun ise mükafat göreceği hakiki bir adalet ancak insaniyeti tatmin edebilir.

Özetleyecek olursak, insanın midesini, bedenini ve maddi organlarını besleyen gıdalar olduğu gibi, manevi cihazlarını besleyen gıdalar da vardır. İnsanın aklı hakikat, kalbi sonsuz bir sevgiyi, ruhu sonsuzluğu, insaniyeti ise mutlak adalet ister. Dünya hayatı bu latifelerimizi doyuramaz. İnsan, ancak Allah'a ve ahirete iman ile bu hakikatlere ulaşarak akıl, kalp, ruh ve insaniyet midelerini doyurabilir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 32.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız