RİSALE-İ NUR

08.07.2026

Hayat ve Nimetlerin Temlik Değil İbaha Olması Ne Demektir?

"Mâdem sana verilen hayat ve hayâtın levâzımâtı temlîk değil, ibâhadır. Elbette ibâhanın düstûruyla hareket etmek lâzımdır..." Bu cümlede geçen "ibâhanın düstûruyla" ifadesini fıkhî yönden kaynağı ile birlikte izah eder misiniz?

09.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Acaba en kolay, en zâhir ve dâire-i ihtiyâr ve şuûrda dâhil olan bir midenin idaresini yapamadığın hâlde, nasıl göz ve kulak gibi dâire-i ihtiyâr ve şuûrun hâricinde idare isteyen şeylere mâlik olabilirsin?

Mâdem sana verilen hayat ve hayâtın levâzımâtı temlîk değil, ibâhadır. Elbette ibâhanın düstûruyla hareket etmek lâzımdır. Yani nasıl bir zât, ziyafete misafirleri da‘vet eder. Onlara, meclis ziyafetindeki eşyâdan ve ziyafetten istifâdeyi ibâha ediyor, temlîk etmiyor. İbâha ve ziyafetin kāidesi ise, mihmândârın rızâsı dâhilinde tasarruf etmektir. Öyleyse israf edemez, başkasına ikrâm edemez, sofradan kaldırıp başkasına sadaka veremez, dökemez, zâyi‘ edemez. Eğer temlîk olsaydı, yapabilirdi ve kendi arzusuyla hareket edebilirdi.1

İbaha-mübah, sözlükte “açık olmak; açığa çıkarmak” anlamlarındaki bevh kökünden türetilmiş ibâhanın ism-i mef‘ûlü olan mubâh (mübâh) “serbest bırakılmış, müsaade edilmiş, yasaklığı kaldırılmış” demektir. İbaha, fıkıh usulünde mükellefin yapıp yapmamakta şer‘an serbest bırakıldığı fiilleri, fıkıhta ibâha denen bazı yetki ve izinlerin konusunu yahut sonucunu belirtmek için kullanılan bir terimdir.2

Bediüzzaman Hazretlerinin "ibâha kaidesi" sözüyle anlatılmak istenen, insanın sahip olduğu hayatın, bedenin ve nimetlerin gerçek anlamda mülkiyetine sahip olmadığıdır. İnsanın bunlardan Allah'ın koyduğu sınırlar içerisinde faydalanma iznine sahip olduğudur. Bu sebeple insan, kendisini mutlak malik değil, emanetçi ve izinli kullanıcı olarak görmek zorundadır.

Nitekim fıkıhta ibâha, bir malın mülkiyetini devretmeden ondan yararlanma izni verilmesi anlamına gelir.3 Buna karşılık temlîk, bir malın mülkiyetinin tamamen başka bir kimseye geçirilmesidir/devredilmesidir.4 İki kavram arasındaki temel fark budur. Temlîkte kişi mal üzerinde satma, bağışlama, vakfetme veya dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisine sahip olur. Ancak ibâhada kişi yalnızca kendisine verilen izin ölçüsünde faydalanabilir. Malın sahibi başkasıdır. Bu sebeple izin veren kimsenin koyduğu şartlara uymak zorundadır.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu örnekle açıklar: Bir ev sahibi misafirlerini yemeğe davet ettiğinde, sofradaki yemekleri onlara ikram eder. Misafirler bu nimetlerden yiyebilirler fakat sofradaki yemekleri alıp başkasına veremez, israf edemez, dökemez veya evine götüremezler. Çünkü onlara verilen şey mülkiyet değil, sadece istifade iznidir. Misafir, ev sahibinin rızası ve koyduğu kurallar çerçevesinde hareket etmekle yükümlüdür. Eğer yemekler kendisine temlik edilmiş olsaydı, artık onları dilediği gibi kullanabilirdi.

İşte "ibâhanın düstûru" ifadesi de bu esasa işaret eder. İnsanın bedeni, ömrü, organları ve dünya nimetleri Allah tarafından kendisine mutlak mülk olarak verilmemiştir. Bunlar birer emanettir ve Allah'ın izin verdiği şekilde kullanılmaları gerekir. Bu nedenle insan bedenine zarar veremez, nimetleri israf edemez, haram yollarda kullanamaz veya Allah'ın yasakladığı alanlarda tasarrufta bulunamaz. Çünkü gerçek malik Allah'tır. İnsan ise O'nun verdiği izin çerçevesinde tasarruf eden bir kuldur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 361-362.

  2. İbrahim Kafi Dönmez, "Mubah", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2020, c. 30, s. 339.

  3. Hasan Hacak, "Mülkiyet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2020, c. 31, s. 544.

  4. Bilal Aybakan, "Temlik", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2011, c. 40, s. 428.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız