Hz. Eyüb (as), sabrı ve Allah’a olan bağlılığı ile tanınan büyük peygamberlerden birisidir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Eyüb’ün hastalığının detayı verilmemektedir. Sadece bir musibete uğradığı ve Allah’a dua ettiği anlatılmaktadır. Şöyle geçmektedir:
(Ey Habîbim!) Eyyûb'ü de (an)! Hani Rabbine: “Zarar gerçekten bana dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye nidâ etmişti.1
(Ey Resûlüm!) Kulumuz Eyyûb'u da an! Hani, Rabbisine: “Doğrusu şeytan (hastalığımdan dolayı yakınlarıma verdiği vesveseleriyle) bana bir yorgunluk ve bir elem dokundurdu!” diye seslenmişti.2
Hz. Eyüb'ün (as) hastalığının detayı ile ilgili hadis rivayeti de bulunmamaktadır. Bu hastalık bazı tefsir ve rivayetlerde ise şöyle geçmektedir:
Vücudunun kurtlarla kaplandığı, insanların ondan uzaklaştığı, İbn-i Kesir tefisirinde şöyle geçmektedir: Bir ara İblis, Hz. Eyyub secdede iken yanına sokularak burun deliğine öyle bir üfledi ki, Eyyub'un (as) vücudu ateş kesildi ve neticede etleri dökülüp vücudunu kurtlar sardı. Hatta İblis Hz. Eyyub'un vücudundan yere düşen kurtları alır, onları düştükleri yerlere tekrar kor ve onlara hitaben: "Allah'ın rızkından yiyiniz" derdi.
Ayrıca Hz. Eyyub cüzam hastalığına yakalandı. Bundan daha kötüsü ise onun vücudunda kadın memesi gibi kabarcıklar ve şişler belirmeğe başladı. Bunlar deşildiği zaman etrafa koku saçıyor ve hiç bir kimse bu kokuya tahammül edemiyordu. Bu yüzden kasaba halkı onu kasabalarının dışındaki bir çöplüğe bırakmışlardı. Hatta hanımından başka hiç bir kimse onun yanına yaklaşmıyor, hanımı ise ona lazım olacak şeyleri getirip götürüyordu. Nihayet Hz. Eyyûb çöplükte yedi yıl kaldı ve başına gelen bu felaketin kaldırılması için Allah'tan dilekte bulunmadı. Rivayet edildiğine göre Hz. Eyyûb: "Bu dert bana gelip çattı." sözünü, kurtların kalbine ve diline doğru yayılmağa başladığı bir sırada Allah'ı diliyle zikretmek, kalbiyle tefekkür etmekten mahrum kalacağı korkusuyla söylemiştir.3
Taberi'de ise şöyle geçmektedir: Bir gün Eyyûb soyunmuş yıkanırken onun üzerine altından çekirgeler düşmeye başladı. Eyyûb onları avuçlayıp elbisesine doldurmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona: "Eyyûb, ben seni, bu gördüklerine muhtaç olmayacak bir hale getirmedim mi " diye seslendi. Eyyûb: "Şerefine yemin olsun ki evet. Fakat ben senin bereketinden müstağni olamam." dedi.4 Bu hastalıkla alakalı Tevrat'ta ise şöyle denilmektedir:
Böylece şeytan Rabbin huzurundan ayrıldı. Eyüp'ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı.5
Bu rivayetleri kabul etmeyen âlimler ise şöyle demişlerdir:
Vehbe Zuhayli, Hz. Eyüb'ün (as) hastalığı uzun müddet devam eden bir hastalıktı. Ancak bu hastalığı insanlığı nefret ettirici ve vücutta bir eksiklik meydana getiren bir hastalık değildi. Çünkü peygamberler masumdur, insan tabiatının nefret edeceği hastalıklardan uzaktırlar. Hanımı daima onunla beraber olmuştu, daima ona şefkatle bakıyor ve işlerini görüyordu.6 Kesin olarak sabit olan şey Hz. Eyüb'ün (as) hastalığının nefret ettirici olmayışıdır.7
Mehmed Vehbi Efendi tefsirinde şöyle demektedir: İşte Hz. Eyyûb'un hastalığı da böyle dışarıdan görenleri iğrendirecek bir hastalık değildi. Çünkü peygamberler halkın nefretine sebep olacak arızalardan uzaktır ve Allah tarafından korunmuştur. Peygamberlerin tiksindirici şeylere müptelâ olmaları, peygamberliğin bir icabı olan halkla bir arada olmaya, insanları hak ve doğru yola davete mâni olan bir durumdur. Bu ise "nübüvvet" hikmetine uygun değildir.8
Razi ise, nefret edilen hastalıkların peygamberler için olması caiz değildir demektedir.9
Ayrıca Hz. Eyüb’ün hastalığının, insanları kendisinden nefret ettirecek kadar ağır ve tiksindirici olduğu yolundaki Yahudi menşeli bilgileri bir peygamberin saygınlığı ve sosyal prestijiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Kur’an’da ve güvenilir hadis kaynaklarında bu tür bilgiler de bulunmamaktadır. Diğer İslami kaynaklarda geçen bu yöndeki bilgiler ise tamamen İsrâilî kaynaklardan aktarılmıştır.10
Bediüzzaman Hazretleri ise bu konu hakkında şöyle demekyedir:
Hazret-i Eyûb Aleyhisselâm’ın meşhur kıssasının hulâsası şudur ki: Pek çok yaralar ve bereler içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek kemâl-i sabır ile tahammül etmiş, kalmış. Sonra yaralarından tevellüd eden kurtlar, kalbine ve diline iliştikleri zaman, zikir ve ma‘rifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisânıyla yaptığı ubûdiyete halel gelir düşüncesiyle kendi istirahati için değil, belki ubûdiyet-i İlâhiye için demiş: “Yâ Rab! Zarar bana dokundu. Lisânen zikrime ve kalben ubûdiyetime halel veriyor” diye münâcât etmiş.11
Öncelikle Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Eyüb (as) kıssasını anlatırken asıl amacının tarihi ve teknik detayları tartışmak değil, bu kıssadan çıkarılacak manevi hakikatleri göstermektir. Bu yüzden eserinde "kurt" ifadesini kullanması, mutlaka olayın aynen böyle gerçekleştiğini ispatlamak için değil, kıssanın meşhur anlatımını esas alarak sabır, ibadet ve hikmet gibi hakikatleri nazara vermek içindir. Nitekim devamında konuyu açıklarken daha çok "yaralar" ve "hastalıklar" ifadelerini kullanmakta ve Hz. Eyüb’ün (as) asıl büyüklüğünün, bu ağır imtihan karşısında gösterdiği sabır ve ibadet hassasiyeti olduğunu anlatmaktadır. Yani burada odak noktası hastalığın şekli değil, hastalık içindeki kulluk şuurudur.
Bununla birlikte, bazı rivayetlerde geçen "kurt" ifadesi ya hastalığın şiddetini anlatmak için mecazi bir anlatım olabilir ya da gerçekten Allah’ın özel bir imtihanı olarak gerçekleşmiş olabilir. Ancak bu durum peygamberlik makamına yakışmayacak şekilde tiksindirici ve insanları uzaklaştırıcı bir hâl olarak düşünülmez. Çünkü peygamberler insanlara rehber oldukları için böyle bir durum hikmete uygun görülmez. Bu nedenle en dengeli yaklaşım, bu tür detayları kesin kabul etmek yerine, "en doğrusunu Allah bilir" diyerek asıl mesaj olan sabır, tevekkül ve kulluk bilincine odaklanmaktır.
Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim’de Hz. Eyüb’ün (as) hastalığının ayrıntıları verilmez. Sadece onun büyük bir musibete uğradığı, sabırla Allah’a yöneldiği ve sonunda Allah tarafından iyileştirildiği anlatılmaktadır. Bazı tefsir ve tarih kitaplarında yer alan, vücudundan kurtların çıktığı veya çok ağır ve tiksindirici bir hastalığa yakalandığı yönündeki rivayetler ise güvenilir kabul edilmemiş ve çoğu âlim tarafından İsrâiliyat kaynaklı bilgiler olarak değerlendirilmiştir. Fakat o hastalığın dehşetinden vücudundan -tiksindirici ve insanları uzaklaştırıcı olmayan- kurtların çıkması akıldan uzak değildir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de rivayetin meşhur kısmını eserine alarak "kurtlar" tabirini kullanmıştır. Hz. Eyüb kıssasının asıl mesajı ise hastalığın ayrıntıları değil, onun gösterdiği büyük sabır, tevekkül ve Allah’a olan güçlü bağlılığındadır.
Enbiyâ, 21 / 83.
Sâd, 38 / 41.
İbnül-Esir el-Kâmil Fit-Tarih, s. 98-100. / https://www.islamiokul.com/kitap/files/oth/%C4%B0BN%20ES%C4%B0R/SF/01/0040.htm
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/136-137.
Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları, c. 9, s. 99-100.
Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları, c. 9, s. 100-101.
Mehmed Vehbi Efendi, "Hülâsatü'l-Beyân fi Tefsiri'l-Kur'ân", c.9, s. 3469.
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", 1995, c. 22, s. 175.
Ömer Faruk Harman, "Eyyüb", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1995, c. 12, s. 16-17.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4.

