Ahmed Hüsrev Altınbaşak

03.03.2026

4

Hüsrev Efendi'ye Üstad-ı Sânî (2. Üstad) Denilmesinin Sebepleri

Hüsrev Efendi’ye neden "Üstad" denildiği, hizmetteki yeri ve mahareti nedir Tevâfuklu Kur’ân’ı ilk kimin yazdığı, Hüsrev Efendi’nin bu hattı nasıl öğrendiği ve bunda Bediüzzaman’ın yönlendirmesinin rolü nedir? Bediüzzaman hayattayken Hüsrev Efendi ile arasında bir ayrılık yaşanmış mıdır?

19.03.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Hüsrev Efendi’nin Üstad-ı Sânî Ünvanı
Bu meseleyi ele alırken Üstad tabirinin lügat anlamı ile Nur Hizmeti’nde kazandığı hususi anlamını ayrı ayrı zikretmek gerekir. Üstad tabiri hakkında lügatte; “İlim veya sanatta üstün olan kimse, usta, sanatkâr, muallim. Bilgide veya sanatta veya amelde maharetli zat” denilmektedir. Lügat anlamı cihetiyle “Üstad” tabirini Bediüzzaman Hazretleri de Nur Talebeleri içinde onlara hocalık yapma makamında bulunanlar için zaman zaman kullanmıştır. Mesela:

Nur ve Gül Fabrikaları’nın heyetlerini ve medrese-i Nûriye şâkirdlerinin ve üstadlarının ve Barla sıddıklarının ve masumların ve ümmi ihtiyarların, ricalen ve nisaen umumunun birer birer bayramlarını tebrik ediyoruz.1

Diğer bir nokta; Hüsrev Efendi’ye "Üstad" tabiri sonradan kullanılmış değildir. Hüsrev Efendi’nin hizmetteki ciddiyeti, gayreti, fedakârlığı ve mümtaz konumu sebebiyle daha Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken Hüsrev Efendi’ye, talebeler arasında “Üstad-ı Sânî”, yani “İkinci Üstad” denilmeye başlanmıştır. Mesela saff-ı evvel Nur Talebeleri’nden Yakub Cemal Efendi, Kastamonu Nur Talebeleri’nden Nazif Çelebi, Denizli Homalı Sami Tüzün, Emirdağlı Ceylan Çalışkan, Nur Talebeleri’nden Yağcı Mehmed Asan, Hâfız Hayri gibi zatlar Hüsrev Efendi’ye; "Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Efendi!", "İkinci Üstad’ımız Hüsrev Bey!", "Üstad-ı Sânî-i faziletmeâb (faziletli) Hüsrev Efendi ağabeyimiz" gibi tabirler kullanmışlardır.2

Hüsrev Efendi’nin Nur hizmetindeki "Üstad-ı Sâni" vasfı, ellili yıllarda sadece talebeler arasında değil, devletin resmî kayıtlarına dahi geçecek kadar herkesçe bilinen bir hakikat hâlini almıştı. Öyle ki; Isparta Cumhuriyet Savcılığı tarafından 1956 yılında hazırlanan iddianamede, bu sarsılmaz makam resmî bir dille itiraf edilerek Hüsrev Efendi hakkında şu tarihî nota yer verilmiştir:

Said-i Nursî’nin en mutemet (güvenilir) adamı bulunması dolayısıyla Üstad-ı Sânî olarak tanındığı...

Bu resmî beyan, Hüsrev Efendi’nin Bediüzzaman Hazretleri yanındaki mutlak güvenini açıkça ispat etmektedir. Aynı zamanda bu kayıtlar, Nur davasındaki "ikinci üstadlık" mevkiinin ne derece köklü olduğunu gösterir. Öyle ki bu makam, aleyhinde bulunanlar tarafından dahi inkâr edilemez bir vaka olarak tarihe geçmiştir.3

Bediüzzaman Hazretlerinin Hüsrev Efendi’nin Kalemi Hakkındaki Övgü Dolu İfadelerinden Bazıları

...ben seni hizmet-i Kur’ân’da mâhir bir hakîm biliyorum. Senin yazılarına dikkat ettiğim vakit hayretle maharetini temaşa ediyorum. Onun için kendi nüshamda işaret ettiğim tevâfukat-ı Kur’âniye’yi muhafaza etmekle kendin düşündüğün tarz benim makbulümdür. Ben katiyyen hissettim ki, Kur’ân’da hususan lafzullah’ta tevâfuk matlubdur. Ben de hissettiğim yerlerde işaret koydum. Bazen hattın intizamsızlığıyla intizamdan çıkan inhiraflı tevâfuku kabul etmişim, işaret etmişim. İnşâallah senin intizamlı hattınla Levh-i Mahfuz’daki intizamlı tevâfukatın bir cilvesi görünecektir.4

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’nin kalemini yüksek bir takdirle yâd etmektedir. Onu Kur’an hizmetinde mâhir bir hakîm ve yazı sanatında hayret uyandıran bir deha olarak tavsif eder. Üstad’ın bu beyanları, sarsılmaz bir itimadın ifadesidir. O, Hüsrev Efendi’nin intizamlı hattında, Levh-i Mahfuz’daki eşsiz güzelliğin bir cilvesini görmüştür. Bu mübarek kalemin, o yüksek hakikati dünyada zahir edip göstereceğine olan tam inancını ortaya koymuştur.

Bediüzzaman’ın bir temennisi ve duası, Kur’ân’ın gözle görülen mucizesinin Hüsrev Efendi’nin kalemiyle yazılmasının arzu edilmesi idi.

Kendi Kur’ân’ımda bir nevi i’caz-ı Kur’ân’ı (tevâfukları) gösterir işaretler koymuşum. Bir zaman hayatta kalsam Hüsrev’in kerametli olan mübarek kalemi ile göze görünecek bir nevi sikke-i i’caziyeyi (tevâfuk mucizesini) gösterecek bir tarzda bir Kur’ân’ı yazdırmak inayet-i ilahiyeden temenni ediyorum.5

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’nin kalemi hakkında; "kerametli ve mübarek" vasıflarını kullanarak, Kur’ân’ın göze hitap eden mucizevî sikkesini (tevâfukları) dünyaya ilan edecek yegâne maharet olarak medhetmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri'nin, Tevafuklu Kur'ân hizmetinin en önemli safhasında Hüsrev Efendi'ye gönderdiği bir mektupta şöyle ifade etmektedir:

Yazdığın Kur’ân-ı Hakîm’in iki cüz’ü bana ispat etti ki, bu hizmet-i kudsiyede baş kitâbet (baş yazarlık) senin hakkındır. Arkadaşımızdan Arabî hattı çok mükemmel burada iki zatın yazdıkları iki cüz senin yazdıklarınla mukayese edildi. Çok geri kalmışlar. Gittikçe senin hattının güzelliği daha ziyade oluyor. İnşâallah bu hayr-ı azîme ve bu hizmet-i kudsiyeye tamamıyla muvaffak olacaksın.6

Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’nin kalemi hakkında; bu kudsî hizmette "baş kitâbet" (başyazarlık) hakkının tam liyakatle ona ait olduğunu ifade ederek, hattındaki emsalsiz güzelliği ve diğer mükemmel hatlardan dahi ileride olan o manevi maharetini yüksek sena ile övmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri İle Hüsrev Efendi Arasında Hiç Bir Ayrılık Söz Konusu Değildir

Hüsrev Efendi, ilk tanıştığı yıllardan aziz Üstadımızın vefatına ve daha sonra kendi vefatına kadar Üstad’ının yolundan, çizgisinden zerre miskal ayrılmamıştır. Üstadı hakkında şu ifadeleri adetâ bu iftirayı atanları utandıracak bir hâldedir.

Her tarafı ve her hâli kusur ve ayıpla dolu talebeniz, sevgili Üstad’ının ayaklarının altına varlığını sermişti. Belki her gün, bu şiddetten daha büyük bir şiddetle muamele görse ve hatta Üstad’ı uğrunda, yüz bin hayatı olsa hepsini bile vermeye bila-tereddüd hazır olduğunu, sûrî değil, kalbî bir itirafla müheyyâdır (hazırdır).7

Bediüzzaman Hazretlerinin ahir ömründe yazdığı ve Emirdağ Lahikası 4. cilde geçen aşağıdaki mektup, Bediüzzaman Hazretlerinin Hüsrev Efendi hakkında fikirlerini net olarak ortaya koymaktadır. Ayrıca Hüsrev Efendi aleyhinde bulunanlara da ciddi bir ikazdır.

Konya’lı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sadık, Hayri, Mustafa hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz, Hacı Sabri’ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetüzzehrâ erkânlarının, hususan Hüsrev’in bu vatan ve millet ve Âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahribçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Hüsrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesanüd ve tam kardeş olmak lâzımdır diye bu mealde bir ders oldu. İnşâallah Hacı Sabri de Hoca Sabri ve Rüşdü ve emsalleri gibi ruh u can ile alâkadar ve Hüsrev’e tam kardeş olacak; meşreb ihtilafı daha tesir etmeyecek. Hasta kardeşiniz Said Nursî8

Bediüzzaman Hazretleri’nin, Hüsrev Efendi hakkında "hizmet-i imaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine set çekmeleri binler seyyieyi affettirecek kadar büyük bir hasenedir" diyerek ona tam bir sadakat zırhı giydirmesi, aralarındaki bağın kopmazlığının en açık delilidir.

Ömrünün son anına kadar Hüsrev Efendi’yi "Nur’un Gül Fabrikasının sahibi" ve "mutlak vekili" olarak tavsif eden; hatta meşrebi farklı olanların dahi ona "tam kardeş" olmasını emrederek adetâ muhalefet kapılarını mühürleyen Bediüzzaman Hazretleri varken; bazı çevrelerin "Hüsrev Efendi Bediüzzaman’dan ayrıldı" şeklindeki iddiaları hakikatle asla bağdaşmamaktadır.

Zira Bediüzzaman Hazretleri, Hüsrev Efendi’yi sadece bir talebe değil, davasının tam bir halefi ve sarsılmaz bir rüknü olarak görmüştür. Ona yöneltilen her türlü tenkidi doğrudan Nur hizmetine bir sadakatsizlik saymış; meşreb ihtilaflarını bahane ederek Hüsrev Efendi’ye mesafe koyanları ise ciddiyetle ikaz ederek tam bir tesanüde davet etmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri bu dersleriyle, Hüsrev Efendi’ye muhalefet etmenin aslında şahs-ı manevideki bu kudsî tayini görmezden gelmek olduğunu açıkça tenbih etmiştir. Bu sarsılmaz müdafaa göstermektedir ki; Hüsrev Efendi, Bediüzzaman’ın çizgisinin bizzat emanetçisi ve sadık bir devamıdır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 268.

  2. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1131.

  3. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1136

  4. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 485.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 488.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 489.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 131.

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 188.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız