Bağış Yap

Muhtelif Meseleler

02.11.2026

Haksız Olan Güçlü Olabilir mi? Hak Kuvvetten Nasıl Üstün Olur?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Oğluma “Hak kuvvetten üstündür.” prensibini anlatmakta zorlanıyorum. “Amerika haksız ama güçlü.” dediğinde ona ne cevap verebilirim?

02.11.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Güçlü olmak, doğru olmak demek değildir. Hırsızın elinde silah olması onu haklı yapmaz. Devletlerin silahı ve parası da onları haklı yapmaz. Görünüşteki beşeri üstünlük, hakiki kuvvet demek değildir. Silah, para, teknoloji, medya, siyaset ve teşkilat gücü dünyadaki bazı neticeleri doğurabilir. Fakat bu neticeler, haklılığın delili olmaz. Çünkü hakiki kuvvet, hakta ve ihlastadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati gayet açık bir şekilde şöyle ifade eder:

Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızların kuvveti dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samîmiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar. 1

Demek ki bir topluluğun, bir devletin veya bir kişinin kuvvet kazanması, mutlaka hak üzere olduğunu göstermez. Bazen hak olmayan bir dava içinde bulunanlar, o dava uğrunda ciddi bir sabır, sıkı bir dayanışma, kuvvetli bir organizasyon, tam bir hedef birliği ve fedakarlık gösterebilirler. İşte onların görünürdeki kuvveti, haksızlıklarından değil; o haksızlık içinde gösterdikleri sabır, sadakat, yardımlaşma ve ihlas yüzündendir.

Allah Teala, bu dünyada neticeleri sebeplere bağlamıştır. Eşyanın vücudunda, yani bir işin meydana gelmesinde takip edilmesi gereken basamaklar vardır. Çalışmak, plan yapmak, ilim ve teknik kullanmak, teşkilatlı hareket etmek, sabretmek, yardımlaşmak, zamanında karar almak, dağılmamak, vazifeye sadık kalmak gibi. Bunlar dünyevi muvaffakıyetin ve başarının mühim sebepleridir. Kim bu sebeplere daha çok uyarsa, haklı veya haksız oluşundan ayrı olarak dünyada bazı neticeler görebilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde izah eder:

Cenâb-ı Hakk, Hakîm ismi muktezâsı olarak vücûd-u eşyâda bir merdivenin basamakları gibi bir tertîb vaz‘ etmiş. 2

Yani bu dünyada başarılı olmak isteyen kişi ve toplumlar, eşyanın varlığına konulmuş sebepleri yerine getirmek zorundadır. Tohum ekmeden mahsul beklenmez. Ders çalışmadan ilimde ilerleme olmaz. Birlik olmadan kuvvet doğmaz. Disiplin olmadan kalıcı başarı gelmez. Bu, ilahi adetin bir gereğidir. Dolayısıyla yanlış yolda olanlar, kendi batıl olan yanlış hedefleri için bu sebepleri ciddi biçimde işletirse, dünyevi bazı üstünlükler elde edebilir.

Haklı olanlar bazen yalnız kalabilir, imkanı az olabilir, sesi az çıkabilir, hatta görünüşte mağlup gibi görünebilir. Fakat hakkın yanında duruyorsa, zulme girmiyorsa ve Allah'ın rızası için hareket ediyorsa, hakikatte kaybetmiş sayılmaz. Çünkü dünya her zaman son hükmün verildiği yer değildir. Dünya imtihan yeridir; tam karşılık ahirette verilecektir.


Haksız olanlar ise bazen birlik, plan, disiplin, para, propaganda ve teknik imkanlarla öne çıkabilirler. Fakat onların bu başarısı, davalarının doğru olduğunu ispat etmez. Bu sadece dünya şartlarını iyi kullandıklarını gösterir. Eğer batıl bir yolda bulunanlar kendi aralarında sıkı dayanışma gösterir, hedeflerine kilitlenir ve dağınık hareket etmezlerse, dünyada belli bir kuvvet elde edebilirler. Fakat bu kuvvetin değeri, hakka dayanmadığı için sınırlıdır ve kalıcı emniyet vermez. Rabbimiz zalimlerin bu dünyadaki durumunu şu şekilde bildirir:

(Habîbim, yâ Muhammed!) Sakın Allah'ı, zâlimlerin yapmakta olduğu şeylerden gafil sanma! (Rabbin) onları, ancak kendisinde gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne erteler. 3

Haklı olmak tek başına tembellik sebebi de olamaz. “Ben haklıyım” deyip çalışmayı bırakmak, sebepleri terk etmek, dağınık yaşamak, tedbirsiz davranmak doğru değildir. Hak yolunda olanların da ilim, istişare, sabır, disiplin, birlik ve gayret içinde olmaları gerekir. Çünkü dünyada neticeler çoğu zaman sebepler üzerinden gelir.

Haklı olan üstündür; fakat bu üstünlüğün dünyada görünür hale gelmesi için doğru ve uygun yollara da sarılmak gerekir. Eğer haklı olan taraf dağınık, isteksiz ve ihmalkâr olursa; yanlış yolda olan taraf da planlı ve ısrarlı davranırsa, dünya sahnesinde geçici bir üstünlük yanlış tarafta görünebilir. Ama bu görünüş, hakikati değiştirmez.

Kısaca, görünen kuvvet başka şeydir, gerçek üstünlük başka şeydir. Görünen kuvvet dünyada netice doğurabilir; gerçek üstünlük ise hak, ihlas ve adaletle olur. Onun için bir tarafın güçlü olması karşısında ümitsizliğe düşmemek gerekir. Aynı şekilde, haklı olmakla da yetinip gevşememek gerekir. Mümin için ölçü, hakka sarılmak, meşru sebeplere uymak, ihlası korumak ve neticeyi Allah Teala’dan beklemektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 169.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 124.

  3. İbrahim, 14/42.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız