RİSALE-İ NUR

22.09.2025

80

Risale-i Nur’da Kardeşlik, Dayanışma ve Yardımlaşma Düsturları

"Hakkın şe’ni ittifâktır. Fazîletin şe’ni tesânüddür. Düstûr-u teâvünün şe’ni birbirinin imdâdına yetişmektir. Dînin şe’ni uhuvvettir, incizâbdır."

Risale-i Nur'da geçen bu ifadeleri nasıl anlamak gerekir?

02.03.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Emirdağ Lahikasında şöyle geçmektedir:

“Amma Hikmet-i Kur’âniye ise, nokta-i isti‘nâdı kuvvete bedel, hakkı kabul eder. Gâyede menfaate bedel, fazîlet ve rızâ-yı İlâhî’yi kabul eder. Hayatta düstûr-u cidâl yerine, düstûr-u teâvünü esâs tutar. Cemâatlerin râbıtalarında unsuriyet-i milliyet yerine, râbıta-i dîni ve sınıfı ve vatanı kabul eder. Gāyâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecâvüzâtına sed çekip rûhu maâliyâta teşvîk ve hissiyât-ı ulvîyesini tatmîn eder. Ve insanı kemâlât-ı insânîyeye sevkedip insan eder. Hakkın şe’ni ittifâktır. Fazîletin şe’ni tesânüddür. Düstûr-u teâvünün şe’ni birbirinin imdâdına yetişmektir. Dînin şe’ni uhuvvettir, incizâbdır. 1

Bu paragraf, felsefenin hikmetiyle Kur’ân’ın hikmetini karşılaştırarak, Kur’ân’ın insanı hem dünyada hem âhirette saadete götüren esaslarını gösterir. Kuvvet yerine hakkı, menfaat yerine fazîlet ve rızâ-yı İlâhî’yi, cidâl (kavga/çekişme) yerine teâvünü (yardımlaşma) esas aldığı için; toplum hayatında da birlik, dayanışma ve kardeşliği netice verir.

“Hakkın şe’ni ittifâktır.”

Hak bir olduğu için, hakka hizmet edenlerin ayrılık ve tefrika (bölünme) üretmesi hakikatin tabiatına zıttır. İttifak (birlik), her meselede aynı düşünmek değil; aynı hak maksatta birleşmek, şahsî hissiyatı ve enâniyeti (benlik) dâvânın önüne geçirmemektir. Hak namına bir araya gelindiğinde, farklı meşrep (mizac/yorum tarzı) ve mizaçlar ihtilâf (ayrılık) sebebi değil, tamamlayıcılık vesilesi olur.

“Fazîletin şe’ni tesânüddür.”

Fazîlet (erdem/güzel ahlâk); ihlâs (samimiyet, Allah rızâsını esas almak), edep, fedakârlık ve güzel huyların cem’idir. Böyle bir fazîlet, rekabet (yarışıp üstün gelme arzusu) ve haset (kıskançlık) doğurmaz; tesânüdü (dayanışma) kuvvetlendirir. Fazîletli insan, kardeşinin meziyetini (üstün vasfını) kendine karşı bir tehdit görmez; onu sevinçle karşılar, destekler. Böylece cemaat içinde kuvvet, birinin ötekine galibiyetiyle değil; herkesin birbirinin noksanını (eksikliğini) tamamlamasıyla ortaya çıkar.

“Düstûr-u teâvünün şe’ni, birbirinin imdâdına yetişmektir.”

Teâvün (yardımlaşma) kuru bir temenni değil, fiilî bir düsturdur (prensiptir): ihtiyaç anında “benim işim değil” demeden imdada (yardıma) koşmaktır. Bu düstur hem ferdin vicdanını, hem cemiyetin huzurunu korur. Kur’ân-ı Kerîm bu esası açıkça şöyle emreder:

İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın. 2

Bu emir, yardımı yalnız maddî sahaya değil; mânevî destek, duâ, teselli, bir hizmetin açığını kapatma ve bir sıkıntıyı paylaşma gibi geniş bir daireyi kapsar.

“Dînin şe’ni uhuvvettir, incizâbdır.”

Din, mü’minler arasında uhuvveti (kardeşliği) tesis eder (kurar); incizap ise kalblerin birbirine meyletmesi (çekilmesi), muhabbet (sevgi) ve ülfetle (alışma/ünsiyet) yakınlaşmasıdır. Îman kardeşliği, mü’minleri birbirinden soğutmak için değil; birbirine bağlamak ve yakınlaştırmak içindir. Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle beyan eder:

Mü’minler ancak kardeştir.3

Bu sebeple kardeşliği zedeleyen su-i zan (kötü zannetme), gıybet (arkadan çekiştirme), enâniyet (benlik), tarafgirlik (körü körüne taraf tutma) ve kırıcı üslûp gibi hâller; hem ittifakı bozar hem teâvün ve tesânüdün bereketini kırar.

DEĞERLENDİRME

  1. İttifakı (birliği) muhafaza için enâniyeti (benliği) ve şahsî hissiyatı geri çekip, hak maksatta birleşmeyi öncelemeliyiz.

  2. Tesânüdü (dayanışmayı) kuvvetlendirmek için kardeşimizin meziyetine sevinmeli; rekabet yerine tamamlayıcılığı esas almalıyız.

  3. Teâvünü (yardımlaşmayı) sözden fiile çıkarıp, ihtiyaç anında imdada yetişmeyi düstur (prensip) edinmeliyiz.

  4. Uhuvvet ve incizabı (kardeşlik ve yakınlaşmayı) korumak için kırıcı dil, su-i zan ve gıybetten sakınıp muhabbet, hüsn-ü zan (güzel zannetme) ve affediciliği esas almalıyız.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1, s. 294-295

  2. Mâide, 5/2.

  3. Hucurât, 49/10.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız