Eğer bir kıyafet bir zamanlar açıkça gayrimüslimlere mahsus bir alamet iken zamanla umumileşmiş, o hususi alamet olma vasfını kaybetmişse hüküm de buna göre değişir. Fakat bir kıyafet hala sefahetin, taklitçiliğin, nefsani modanın veya dinen uygun olmayan bir hayat tarzının alameti gibi görülüyorsa, ondan kaçınmak gerekir.
Peygamber Efendimiz (sav), yaşadığı toplumdaki bazı âdet ve kıyafetlerde İslam’ın ruhuna uygun olanları ibka etmiş, yani aynen almış; sakal, cübbe ve benzeri bazı hususları muhafaza etmiş; bir kısmını tadil etmiş, yani düzenlemiştir. Mesela takkenin üzerine sarılan sarık 1 veya bıyıkların ağza gelmesini engellemek için kısaltılması böyledir. 2 Bir kısmını da tamamen ilga etmiştir, yani yasaklamıştır. Kadınların tesettürsüz gezmesi ile erkeklerin ipek giymesi ve altın takması buna misaldir. 3
Dolayısıyla bizim için bir kıyafetin giyilip giyilmemesinde aslolan ölçü, o kıyafetin İslam’ın ruhuna uygun olup olmamasıdır. Bu sebeple, şu şartlara aykırı değilse bir kıyafet giyilebilir.
Avret yerlerini örtmelidir.
Vücut hatlarını belli edecek derecede dar olmamalıdır.
Şeffaf olmamalıdır.
Karşı cinse mahsus bir kıyafet olmamalıdır.
Kibir, gösteriş ve şöhret kastı taşımamalıdır.
Başka bir dinin açık şiarı ve hususi alameti olmamalıdır.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurmaktadır:
Kim bir kavme benzerse onlardandır. 4
Bu rivayeti nasıl anlamalıyız? Eğer bir kıyafet bir zamanlar açıkça gayrimüslimlere mahsus bir alamet ise, dine göre bu kıyafetin giyilmesi caiz değildir. Fakat zamanla umumileşmiş ve bu hususi alamet olma vasfını kaybetmişse, hüküm de buna göre değişir. Çünkü burada artık “onlara benzemek” manası ortadan kalkmıştır.
Büyüklerimizde kumaş pantolon-ceket ile kot pantolon-kravat arasında niçin farklı yaklaşım görülmüştür?
Buradaki fark, çoğu zaman mutlak bir haram-helal ayrımından değil; mürüvvet, vakar, temsil ve alışılmış cemiyet ölçüsünden doğmuştur.
Kumaş pantolon, gömlek ve ceket, uzun yıllar toplumda resmiyetin, ciddiyetin ve ağırbaşlılığın kıyafeti olarak yerleşmiştir. Bu sebeple birçok büyük zat, bunların giyilmesini İslam'a aykırı bir durum olmadığı için uygun görmüştür.
Kot pantolon ise özellikle ilk dönemlerinde serbest giyim, gençlik kültürü, rahatlık ve bazen de laubaliliğe yakın bir tarz ile anılmıştır. Bilhassa dar kalıpları, dikkat çekici biçimleri ve rahat tavrı sebebiyle vakar ve edeben uygun görülmemiştir.
Kravat da bazı dönemlerde batılılaşmanın sembolü veya resmi bir dayatma gibi algılandığı için, muhafazakar çevrelerde benimsenmemiştir. Bununla beraber dini bir küfür alameti olmadığı için, kot pantolon ve kravatın tek başına haram sayılması doğru değildir.
Tirmizi, Libas, 1784
Buhari, Libas, 64/5892
Ebu Davud, Libas, 11/4057
Ebu Davud, Libas, 4/4031

