Bahsi geçenen yeri paragraf paragraf açıklamaya çalışalım:
Gençlik Rehberi’nde îzâh edildiği gibi, gençlik hiç şübhe yok ki gidecek. Yaz, güze ve kışa yer vermesi; gündüz, akşama ve geceye değişmesi kat‘iyetinde, gençlik de ihtiyârlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fânî ve geçici gençliğini iffetle hayrâta istikamet dâiresinde sarf etse, onunla ebedî bâkî bir gençliği kazanacağını, bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar.
Bu paragrafta gençliğin kalıcı olmadığı anlatılıyor. Nasıl mevsimler değişiyorsa, gündüz yerini geceye bırakıyorsa, gençlik de bir gün bitecektir. İnsan gençken bunu pek düşünmek istemez; fakat hakikat budur. Buradaki asıl mesaj, gençliği boşa harcamamaktır. Eğer insan gençliğini temiz, düzgün ve hayırlı işlerde kullanırsa, bu geçici dönem onun ebedî saadetine vesile olur. Başta Kur'an olmak üzere bütün semavi kitaplar bu hakikati ifade etmektedir.
Eğer sefâhete sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katil, milyonlar dakika hapis azabını çektirir. Öyle de, gayr-i meşrû‘ dâiredeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes’ûliyetinden ve kabir azabından ve zevâlinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücâzâtlardan başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyâde elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdîk eder.
Bu bölümde yanlış kullanılan gençliğin insana nasıl pahalıya mal olduğu anlatılıyor. Kısa bir öfke insanı yıllarca hapse düşürebilir. Aynı şekilde haram dairede yaşanan kısa zevkler de insanın hem dünyasını hem âhiretini yaralayabilir. Burada denmek istenen şudur: Günahın verdiği keyif kısa sürer; fakat arkasından gelen pişmanlık, sıkıntı ve ceza daha büyüktür.
Meselâ, haram sevmekte bir kıskançlık elemi ve firâk elemi ve mukābele görmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz’î lezzet, zehirli bir bal hükmüne geçer.
Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekiliyor: Haram olan şeyler sadece sonradan zarar vermez, daha yaşanırken de insanın içine acı katar. Kıskançlık, ayrılık, karşılık görememek gibi duygular yüzünden o zevk tam bir mutluluk vermez. Bu yüzden “zehirli bal” benzetmesi yapılır. Dışı tatlı gibi görünür; ama içinde zehir vardır ve yedikten sonra insana acı verir.
Ve o gençliğin sû’-i isti‘mâli ile gelen hastalıklarla hastanelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere ve kalb ve ruhun gıdasızlıklarından ve vazîfesizliklerinden neş’et eden sıkıntılarla meyhânelere ve sefâhethânelere ve mezaristanlara düşeceklerini bilmek istersen, git hastanelerden, hapishânelerden, meyhânelerden ve kabristanlardan sor! Elbette ekseriyetle gençlerin gençliklerinin sû’-i isti‘mâlâtından ve taşkınlıklarından ve gayr-i meşrû‘ keyiflerin cezâsı olarak gelen tokatlardan, eyvâhlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin.
Bu paragraf, gençliğin yanlış kullanılmasının sadece mânevî değil, günlük hayatta görülen ağır sonuçları olduğunu bizlere tarif ediyor. Hastaneler, hapishaneler, meyhâneler ve kabristanlar örnek verilerek, kontrolsüz ve günahlı bir hayatın insanı nerelere sürükleyebileceği insana tarif ediyor. Buradaki hakikat çok nettir: İnsan yanlış seçimlerinin bedelini çoğu zaman bu dünyada da öder. Sonunda da insanın elinde pişmanlık ve üzüntü kalır.
Eğer istikamet dâiresinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir ni‘met-i İlâhiye ve tatlı ve kuvvetli bir vâsıta-i hayrât olarak âhirette gayet parlak ve bâkî bir gençlik netice vereceğini, başta Kur’ân olarak çok kat‘î âyâtıyla bütün semâvî kitaplar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar.
Burada gençliğin kötü değil, aksine çok güzel bir nimet olduğu anlatılıyor. Fakat bu nimet doğru kullanılırsa güzeldir. İstikamet içinde yaşayan bir genç, hem dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşar hem de âhirette bunun mükâfatını görür. Yani gençlik, hayırlı işlerde kullanıldığında insanı sonsuz saadete götüren güçlü bir fırsat hâline gelir.
Madem hakîkat budur. Madem helâl dâiresi, keyfe kâfîdir. Ve madem haram dâiresindeki bir saat lezzet, bazen bir sene, bazen on sene hapis cezâsını çektiriyor. Elbette gençlik ni‘metine bir şükür olarak o tatlı ni‘meti, iffette ve istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.1
Sonuç olarak helâl daire insana yeter; yani insan harama girmeden de yaşar, mutlu olur. Haram ise kısa bir lezzet verse de ağır sonuçlar doğurur. Bunun için gençliğin şükrü, onu iffette, temiz bir hayatta ve doğru yolda kullanmaktır. Asıl akıllılık da budur.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 15.

