Öncelikle evlilikte zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanması normal bir durumdur. Ancak bu anlaşmazlıkların çözümünde başvurulan yöntemler, evliliğin geleceğini doğrudan etkiler. Eşlerin öfke, kırgınlık veya ceza verme amacıyla yataklarını ayırmaları, çoğu zaman problemi çözmek yerine büyütebilir. Çünkü aynı evi paylaşan eşlerin birbirlerinden duygusal olarak uzaklaşmaları, zamanla sevgi ve iletişimin zayıflamasına sebep olabilir. Bu sebeple İslam, aile huzurunu koruyacak tedbirleri teşvik etmiş, eşler arasındaki kırgınlığın uzun süre devam etmesini doğru görmemiştir. Kur'an'da aile içi ciddi geçimsizlik durumunda izlenecek bazı tedbirlerden şöyle bahsedilir:
Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir (onların reisidir)ler. (Bu,) Allah'ın(insanlardan) bazılarını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılması ve (erkeklerin kendi) mallarından sarf etmeleri sebebiyledir. Sâliha kadınlar ise, itâatkâr olanlardır. Allah'ın(kendilerini) korumasına mukabil, gaybı (kocasının yokluğunda, koruması gerekenleri) muhâfaza eden kadınlardır. İtâatsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, artık onlara nasîhat edin; sonra (bu fayda etmezse) onları yataklar(ın)da yalnız bırakın; sonra (yine dinlemezlerse fazla incitmeden) dövün! Fakat size itâat ederlerse, artık (onları incitmek için) aleyhlerine bir yol aramayın! Şübhesiz ki Allah, Aliyy (pek yüce olan)dır, Kebîr (çok büyük olan)dır.1
Bu uygulamalar, her durumda değil bazı hususi durumlarda geçerli olup eşi cezalandırmak veya küçük düşürmek için de değildir. Bunlar aileyi kurtarmaya yönelik bir tedbir olarak değerlendirilmiştir. Yoksa basit sebeplerle de uygulanacak hükümler değildir. Bu konuda Hz. Peygamber (sav) ise şöyle buyurmaktadır:
Bir Müslüman"ın din kardeşine üç günden fazla küs durması, (ve bu şekilde) karşılaştıklarında birbirlerinden yüz çevirmeleri helâl olmaz. Bunların en hayırlısı, önce selâm verendir.2
Bu hadis genel olarak bütün Müslümanlar arasındaki kırgınlıkları kapsadığı gibi, aynı hayatı paylaşan eşler için uygulanması gereken bir durumdur. Evlilikte günlerce konuşmamak, aynı yatağı ceza maksadıyla terk etmek aile huzuruna zarar verer. Bu sebeple aradaki küslükler uzatılmadan bir araya gelinip konuşulmalı hatta önce adım atanın daha hayırlı olduğu düşünülmeli ve karşı tarafı beklemeden konuşma yolu tercih edilmelidir. Yine Sevgili Peygamberimiz (sav), eşlerin birbirlerinin haklarına riayet etmelerini istemiş ve evlilik bağının korunmasına büyük önem vermiştir. Bu bağlamda bir hadisinde şöyle buyurur:
Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.3
Bu ölçü, eşlerin öfke anında bile birbirlerini incitmek yerine merhamet, anlayış ve güzel muamele ile hareket etmeleri gerektiğini göstermektedir.
Ayrıca İslam âlimleri de Kur'an'da geçen yatak ayırma tedbirinin keyfi bir uygulama olmadığını belirtmişlerdir. Bunun aileyi kurtarmaya yönelik geçici ve sınırlı bir tedbir olduğu ve uzun süreli cezalandırma amacıyla uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Burada amaç, yaşanan problemin ciddiyetini hissettirerek barışmaya zemin hazırlamak olmalıdır.4
Sonuç olarak, eşlerin öfke veya ceza verme amacıyla yataklarını ayırmaları doğru bir yöntem değildir. Böyle bir davranış çoğu zaman sorunu çözmek yerine iletişimi daha da zayıflatır ve aradaki mesafeyi büyütür. Mümkün olduğu sürece aynı yatağı paylaşmaya devam etmek, konuşmayı kesmemek, kırgınlıkları uzatmamak ve ortak bir çözüm aramak aile bağlarını güçlendirir. Elbette çok ciddi problemler yaşandığında geçici bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir ve yatak ayırma tercih edilebilir. Ancak bunlar sürekli hale getirilmemeli, ilk fırsatta barışma ve uzlaşma yoluna gidilmelidir. Çünkü aynı yastığa baş koymaya devam eden eşlerin, birbirlerine karşı yumuşamaları ve aralarındaki buzların erimesi çok daha kolay olacaktır. İslam'ın temel hedefi de aileyi sevgi, merhamet ve karşılıklı anlayış içinde ayakta tutmaktır.
Nisâ, 4/34.
Buhârî, İsti"zân, 9
Tirmizî, Menâkıb, 63.
Hacı Mehmet Günay,"Nüşuz", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 33, s. 303-304.

