“Ervâh-ı gayr-ı tayyibe” tabiri, temiz ve hayırlı olmayan rûhları; yani şerli cinleri, şeytanları ve onların peşinden giden kimselerin habis/pis rûhlarını ifade eder.
İnsan sadece cisimden ibaret bir varlık değildir, insanın görünmeyen fakat var olan maneviyat ve ruh yönü de vardır. İnsanlar iyilikler ile uğraştıkça ruhları güzelleşir, temiz ruhlu olurlar; tam aksine, küfür yolu, günahlar ve kötülükler insanın ruhunu esir aldıkça ruh kötüleşir, yukarıda bahsedilen ervâh-ı gayr-ı tayyibe sınıfına dâhil olur.
Burada anlatılan mânâ ise, Bediüzzaman Hazretlerinin maruz kaldığı musibetin yalnız görünen sebeplerden değil, hem insanların nazarı, hasedi ve dikkatleri hem de görünmeyen zararlı rûhların ilişmesinden dolayı ağırlaştığıdır. “Allah’ın rahmeti ile on adetten bire indi, dokuzu nimet oldu” ifadesi, başa gelen sıkıntının bütünüyle zarar olmadığını; büyük kısmının manevî sonuçlar, sevap, ihlâs, riyâdan kurtulmak, kişilerin nazarından çekilmek ve kulluğu derinleştirmek gibi faydalara döndüğünü söylemektedir. Yani musibet görünüşte elemli görünse de hakikatte çoğu rahmet ve menfaat olmuştur. “Bâki kalan birisi de, dokuz menfaati oldu” cümlesi ise geride gerçekten musibet sayılabilecek az bir kısmın kaldığını; onun da yine birçok hayırlı netice verdiğini ifade eder. Demek ki burada musibet, şer ve kötülük değil; sabır ve teslimiyetle bakıldığında çok yönleri ile nimete dönüşen ilahi bir terbiyedir. Üstad Bediüzzaman şöyle demektedir:
Hâlimi soranlara dedim ki: Hem nazar, hem ervâh-ı gayr-i tayyibe cihetinden başıma gelen bu musîbet, rahmet-i İlâhiye ile on adedden bire indi, dokuzu ni‘met oldu. Bâkî kalan birisi de, dokuz menfaati oldu.1
Sonuç olarak buradaki “ervâh-ı gayr-ı tayyibe”, manevî eziyet veren habis/pis ruhları; cümlenin bütünü ise musibetlerin, ehl-i iman için çok defa görünüşte elem ve zorluk, hakikatte rahmet ve menfaat taşıdığını anlatır.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 332

