Dua, güçsüzlük ve ihtiyacını ortaya koyarak Allah’a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme, yakarış ve niyaz demektir. Zira insan, yaratılışı itibarıyla sonsuz şeylere muhtaçtır. Bununla birlikte hastalık, bela ve musibet gibi birçok sıkıntıya maruz kalmaktadır. Bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birinden yardım istemeye ve sıkıntılarından kurtulabilmek için birine sığınmaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple Rabbine dua ve niyazda bulunmaktadır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır.
Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim (duanıza cevab vereyim) Şübhesiz benim ibadetimden (yüz çevirip) kibirlenenler, yakında zelil olan kimseler olarak Cehenneme gireceklerdir!”1
Ayetin de ifade ettiği üzere kulun yapmış olduğu her duaya muhakkak bir karşılık vardır. Bu karşılık, yani duaya cevap ise genel anlamda üç farklı şekilde gerçekleşmektedir. Allah (cc), kulun duada istediği hususun aynısını verebilir veya daha güzel ve hayırlısı ile cevap verebilir. Yahut ahirette cennet nimetleri şeklinde en güzel bir ihsan ile duaya karşılık verir. Lakin insan, kendisi için neyin hayırlı olup olmadığını tam idrak edemediğinden, Allah'ın takdirinin kendisi için hayırlı olmadığı zannına kapılır. Halbuki geleceği bilemeyen, kendisini tam anlamlandıramayan, his ve heveslerine söz geçiremeyen insan; hayır ve şerrin tam olarak ayrımını yapabilecek kabiliyette değildir. Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi Yüce Allah ise kulunun her daim hayrını ve güzelliğini istediğinden, takdirinde kulunun hayrını ve güzelliğini murat eder ve duasına bu şekilde karşılık verir.
Netice olarak gerek duaların karşılığı gerekse insanın hayat üzerinde yaşadığı her şey tam olarak hayırdır ve hayra hizmet eder. Başımıza gelen her şey doğrudan veya dolaylı olarak en hayırlı olanıdır. Bazen bizzat kendisi hayırlıdır, insan bunu fark eder ve şükreder. Dünyaya gelen evlat gibi. Bazen de olaylar şer gibi görünebilir; lakin neticesinde çok büyük hayırlar ve güzellikler ortaya çıkar. Hastalıklar gibi.
Mü'min, 40/60

