Tebliğin Önemi ve Fazileti
İslam’da tebliğ; insanlara Allah’ın dinini, iman ve İslam’ın esaslarını, güzel ahlakı ve doğru yaşayış ölçülerini ulaştırmak; onları hakka ve hayra davet etmek demektir. Tebliğ, yalnızca âlimlerin veya din görevlilerinin sorumluluğu değildir. Her Müslüman, bildiği ve doğruluğundan emin olduğu ölçüde, hikmet ve güzel bir üslupla iyiliği tavsiye etmek ve kötülükten sakındırmakla mükelleftir. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.1
Tebliğin fazileti hakkında Resûlullah (sav), Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur:
Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın senin vasıtanla bir kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.2
Resûlullah (sav) başka bir hadisinde de şöyle buyurmuştur:
Kim bir hayra vesile olursa, onu yapan gibi sevap kazanır.3
Yine Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa, kendisine onun sevabı verilir; kendisinden sonra onunla amel edenlerin sevabı da ona verilir. Onların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez.4
Bu âyet ve hadisler, tebliğin önemini ve karşılığında verilecek mükâfatı anlamak açısından son derece önemlidir.
Tebliğde Netice Değil, Vazife Esastır
Tebliğ vazifesi ihlas ve hikmetle yerine getirildiğinde, muhatap kabul etmese bile tebliğ eden kimsenin sevabı zayi olmaz. Çünkü kulun vazifesi netice almak değil, hakkı güzel bir şekilde ulaştırmaktır. Hidayet ise Allah’ın elindedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.5
Bu sebeple bir kimsenin İslam’a girmesi hâlinde elbette ayrıca büyük bir sevap vardır. Ancak muhatap daveti kabul etmese bile, tebliğ eden kimse vazifesini Allah rızası için ve usulüne uygun olarak yerine getirmişse, yaptığı gayret karşılıksız kalmaz.
Dolayısıyla “O kabul etmedi, öyleyse gayretim boşa gitti.” denilmez. Boşa gitmez. Samimiyetle ve Allah rızası gözetilerek yapılan davet de bir ibadettir. Bununla birlikte, “Muhatap kabul etmese de, kabul etmiş gibi aynı sevap kesin olarak verilir.” şeklinde bir hüküm vermek doğru değildir. Neticeye göre ecir artabilir; ancak asıl sevap, tebliğ vazifesini yerine getirmekten dolayı yine vardır.
Al-i İmran, 3/104
Buhari, Cihad, 102; Müslim, Fedailü’s-Sahabe, 34
Müslim, İmare, 133
Müslim, Zekat, 69
Kasas, 28/56.

