Öncelikle bilimin alanı maddeyi incelemektir. Bu sebeple bilimsel çalışmalar, doğrudan inancın konusu değildir ki inancı/inancları gereksiz kılsın. Bilim gözlemlenebilen, ölçülebilen ve deneyle test edilebilen şeyleri araştırır. Yani maddenin nasıl işlediğini, doğa olaylarının hangi kurallara bağlı olduğunu ortaya koyar. Ancak "niçin varız?", "evrenin anlamı nedir?" gibi sorular bilimin sınırlarının dışındadır yani -şu anki- bilim maddenin arkasındaki kudreti görmemek üzerine kurulmuştur.
Ayrıca maddede zaten var olan düzeni ve kanunları keşfetmek, onların arkasındaki hikmeti ve kudreti ortadan kaldırmaz. Aksine, bu düzenin ne kadar hassas ve mükemmel olduğunu gösterir. Bu yüzden bilimsel araştırmalar, dinlerin ve inançların gereksiz olduğu sonucuna bizi götürmez. Çünkü bilim "nasıl" sorusuna cevap verirken, inanç "niçin" sorusuna cevap arar. Bu iki alan birbirine zıt değil, farklı yönleri ele alan iki ayrı alandır.
Fakat günümüzdeki materyalist (maddeci) bilim maddenin nasıl yapıldığını bularak "niçin veya kim yaptı?" sorularına da cevap vermeye çalışmaktadır. Bu durum ise bilimin kendi sınırlarını aşması anlamına gelmektedir. Çünkü deney ve gözleme dayanan bir yöntemle, gözlemlenemeyen ve metafizik olan konular hakkında kesin hüküm vermek mümkün değildir. Bu yaklaşım ise bilimin verilerini yorumlarken tarafsız kalmak yerine, materyalizmi (inancızlığı) bilim gibi sunmaktadır. Oysa bilimsel bulgular, hiçbir zaman "yaratıcı yoktur" gibi bir sonuca bizi götürmez. Aksine kâinattaki düzenin ve yaratılışın delili olarak görülebilir.
Bu bağlamda bilim aslında Allah’ın sıfatlarının bir yansıması olarak da düşünülebilir. Nasıl bir yazarı, bir ressamı veya bir mühendisi ortaya koyduğu eserlerden tanıyoruz. Kâinatın yaratıcısı olan Allah da sanatını tüm evrende göstermiştir. Doğadaki düzen, canlıların yapısı, evrendeki denge ve uyum bu sanatın örnekleridir. İnsan bunları inceleyerek sadece bilgi sahibi olmakla kalmaz, aynı zamanda bu düzenin sahibini de düşünmeye başlar.
Bu yüzden bilimsel keşifler, buluşlar ve araştırmalar insanı inançtan uzaklaştırmak zorunda değildir. Aksine, doğru bakıldığında insanı daha çok hayranlığa ve inanca yönlendirmektedir.

