Bela: “Allah (c.c)’ın insanları denemek için verdiği maddi ve manevi sıkıntı, dert, külfet” anlamındadır.1 Musibet ise “insan iradesinin dışında gerçekleşen ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Daha çok sabredilmek şartıyla sevap kazandıracak; hastalık, kıtlık, malın eksilmesi veya yok olması, yangın, deprem gibi afetler, sevdiklerinden birinin ölümü vb. ağır sıkıntılar ve insanlardan gelen eziyet ve zulüm gibi şeyler için kullanılır.2
Bela, musibet ve hastalıklar, insanların acı çekmesi için verilen, dünya hayatını zindana çeviren, başıboş, manasız fiiller değildir. Bilakis, beraberinde pek çok hikmeti barındıran olaylardır. Rabbimizin bir imtihan aracıdır. Şöyle ki hastalık ve musibetler; insanın acizlik ve fakirliğini fark etmesine, olgunlaşmasına, verilen nimetlerin kıymetini idrak etmesine ve Allah’ın (c.c) rahmetini anlamasına, manevi derecelerinin artmasına, günahlarının affına, böylelikle cehennemden kurtuluşuna ve cenneti kazanmasına vesile olur. Kulun başına gelen bela ve musibetlerin bazı hikmetleri şunlardır:
İmtihana vesile olması.
Günahların affına vesile olması.
Manevi makam ve derecelerin yükselmesine vesile olması.
Ömrün bereketlenmesine vesile olması.
Acizliğini ve fakirliğini hissederek gafletten uyandırmaya vesile olması.
İlahi ikaza vesile olması.
Sabrederek sevap kazanmaya vesile olması.
Fark edilemeyen nimetlerin fark edilip şükre vesile olması.
Ölümü hatırlatıp ahiret için çalışmaya vesile olması.
Daha büyük musibetlerin gelmesine engel olması.
Bela ve musibetlerin bir kısmı, kulun manevi derecesinin yükselmesine vesile olan kemalat imtihanı iken bir kısmı da günahlara keffaret olup kişiyi gaflet halinden kurtarmak için gelen ikazlardır. Dolayısıyla bela ve musibet anında sabır ile tevekkül etmekle birlikte, bela ve musibete sebep olan olumsuz hallerden de uzak durmak gerekmektedir. Bela ve musibetlerin bazı sebepleri şunlardır:
İbadetlerin terk edilmesi.
Dini değerlere hürmetsizlik edilmesi.
İnsanların iyiliği emretmemesi ve kötülükten sakındırmaması.
İnsanların zulmetmesi ve zulme taraftar olması.
İşlenen günahlardan dolayı cezalandırılması.
Allah (c.c)’a isyan ve emirlerine muhalefet edilmesi.
Bu sebeple, musibetlerin hiç gelmemesini istemekten ziyade, onların def’ine vesile olacak manevi sebeplere sarılmak gerekir. Farzları eda etmek, haramlardan sakınmak, istiğfarı çoğaltmak, sadaka vermek ve dua etmek; bela ve musibetlerden sakınmak adına insanın yapması gereken temel hususlardır. Öte yandan, çokça dua etmek, istiaze ve sığınma dualarını günlük hayatın rutini haline getirmek gerekmektedir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) yaptığı bazı istiaze (sığınma) dualarını da namazların arkasında yapmayı âdet haline getirmek, kişiyi musibetlere karşı muhafaza edebilecek makbul dualardandır.
"Ya İlahi! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılığın perişanlığından ve kabir azabından sana sığınırım. Ya İlahi! Nefsime takva ver ve nefsimi temizle. Onu en güzel sen temizlersin. Onun velisi ve mevlası sensin! Ya İlahi! Faydası olmayan ilimden, huşu hissetmeyen kalpten, doymak bilmeyen nefisten, karşılık verilmeyen duadan sana sığınırım."3
"Ya İlahi! Deri hastalıklarından, delilikten, cüzzamdan ve bütün kötü hastalıklardan sana sığınırım."4
"Ya İlahi! Cehennemin fitnesinden, cehennem azabından sana sığınırım. Kabir fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım. Zenginliğin fitnesinden sana sığınırım. Fakirliğin fitnesinden sana sığınırım. Mesih-i Deccal fitnesinden sana sığınırım."5
"Ya İlahi! Katı kalplilikten, gafil olmaktan, fakirlikten, hor ve hakir olmaktan ve miskinlikten sana sığınırım. Yoksulluktan, inkar etmekten, fasıklıktan, şikaktan (nifak), başkaları duysun diye hayır işlemekten ve riyadan sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzam hastalığından ve kötü huylu olmaktan sana sığınırım."6
Süleyman Uludağ, “Bela”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1992), 5: 380.
Muhammed b. Mükerrem İbn Manzur, Lisanü’l-ʿArab, nşr. Daru’s-Sadr (Beyrut: Daru’s-Sadr, 2010), “ʿsvb”, 1/534-537.
Müslim, 73 h no 2722
Ebu Davud, h no 1554
Buhari, Deavat, 45
İbn-i Hibban, h, no 4737; İbn-i Hibban, h no 1012; Nevevi, Kitabü'l-Ezkar, 153

