Sünnet-i Seniye

10.07.2026

Akşam ve Gece Yiyip İçmek Sünnete Göre Nasıl Olmalı?

Akşam ve gece saatlerinde yiyip içmenin, sünnet-i seniyyeye göre ölçüsü nasıl olmalıdır? Hangi hususlara dikkat etmek gerekir? İzah eder misiniz?

13.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sünnet-i Seniyye’ye göre akşam ve gece saatlerinde yeme içme düzeni, az yemek, erken yemek ve ibadete yönelmek esasları üzerine kuruludur.

İslam tıbbı ve Nebevi sünnet, mideyi aşırı doldurmayı ve geç saatlerde ağır beslenmeyi sağlığın ve maneviyatın düşmanı olarak görür.

Dikkat Edilmesi Gereken Temel Hususlar Şunlardır:

Akşam yemeğinin çok geç saate bırakılmaması esastır. Hz. Peygamber (s.a.v.) akşam namazı civarında veya hemen sonrasında yemek yemeyi, yatsı namazından sonra ise dinlenmeyi tavsiye etmiştir.

Sünnete göre mide bütünüyle doldurulmamalıdır. Midenin üçte biri yemeğe, üçte biri suya, kalan üçte biri ise boş bırakılarak nefese ayrılmalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zorunlu bir durum olmadıkça yatsı namazından sonra konuşmayı ve oturmayı hoş görmemiş, uyumayı tercih etmiştir. Bu da gece yeme alışkanlığının önüne geçer.

Akşam yemeğinin hemen ardından uyumak sünnete aykırıdır. Yemekten sonra zikirle meşgul olmak, namaz kılmak veya hafif bir yürüyüşle sindirime zaman tanınmalıdır.

Gece uyanıldığında teheccüd gibi ibadetlere yoğunlaşılmalı, mideyi yoracak yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

Gece yatmadan önce yemek ve su kaplarının üzerinin örtülmesi, Peygamberimiz (sav) tarafından sağlık ve hijyen gerekçesiyle emredilmiştir.

Çok ağır yememek esas olduğu gibi, akşam yemeğini tamamen terk edip bitkin düşüp âdeta çökmek de doğru bulunmamıştır.

Her yemekte olduğu gibi akşam ve gece bir şey tüketirken de besmele ile başlamak, sağ el ile yemek ve sonunda şükretmek sünnetin temelidir.

Bediüzzaman Hazretleri İktisad Risalesi'ne İbn-i Sina'nın şu sözlerini almıştır:

İslâm hukemâsının Eflâtun’u ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstâdı, dâhî-i meşhûr Ebû Ali ibn-i Sînâ, yalnız tıb noktasında كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا âyetini şöyle tefsîr etmiş, demiş:
جَمَعْتُ الطِّبَّ فٖی بَیْتَیْنِ جَمْعًا وَحُسْنُ الْقَوْلِ فٖی قِصَرِ الْكَلَامِ فَقَلِّلْ اِنْ اَكَلْتَ وَبَعْدَ اَكْلٍ تَجَنَّبْ وَالشِّفَٓاءُ فِی الْاِنْهِضَامِ وَلَیْسَ عَلَی النُّفُوسِ اَشَدُّ حَالًا مِنْ اِدْخَالِ الطَّعَامِ عَلَی الطَّعَامِ

Yani: İlm-i tıbbı (Tıp ilmini)iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş sâat kadar daha yeme. Şifâ, hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin mikdârı ye. Nefse, mideye en ağır ve yorucu hâl, taâm taâm üstüne yemektir.1

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 154.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız