İnsanların dünyadaki şartlarının farklı olması ilk bakışta eşitsizlik gibi görünse de, bu durum İlâhî adaletle çelişmez. Çünkü "eşitlik” ile “adalet" aynı şey değildir. Eşitlik, herkese aynı şeyin verilmesi demektir. Fakat adalet, herkese hakkına ve durumuna göre muamele edilmesidir. Mesela bir öğretmenin sınıftaki bütün öğrencilere aynı soruları sorması eşitliktir fakat öğrencilerin sınıfları farklıysa bu her zaman adil olmayabilir. Ya da bir doktorun bütün hastalara aynı ilacı vermesi eşitliktir ama adalet değildir. Çünkü herkesin hastalığı farklıdır. İşte Allah da kullarına birebir aynı şartları vermek yerine, her birine farklı imkânlar ve farklı imtihanlar verir.
İslam’a göre Allah kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemez.1 Her insan, sahip olduğu imkânlar, şartlar ve kabiliyetler ölçüsünde imtihan edilir. Zengin bir insan malıyla imtihan edilirken, fakir bir insan sabır ve kanaatle imtihan edilir. Dindar bir ailede doğan biri, sahip olduğu bilginin sorumluluğunu taşırken, dindar bir ailede doğmayan veya dinden uzak bir çevrede yetişen bir kişi aynı şekilde sorumlu tutulmaz. Yani herkes aynı sorulardan değil, kendi şartlarına uygun sorulardan hesaba çekilir.
Sonuç olarak dünyadaki farklılıklar bir adaletsizlik değil, imtihanın bir parçasıdır. Asıl adalet, herkesin kendi şartlarına göre hesaba çekilmesidir. Bu yüzden kimse başkasının imtihanıyla değil, kendi imtihanıyla değerlendirilir ve İlâhî adalet tam olarak bu şekilde sağlanır.
Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Bakara, 2 / 286.

