Hz. Muhammed (sav)

13.07.2026

Peygamber Efendimiz (sav) Neden Su Mucizesi Göstermiştir? Teyemmüm Almak Varken Hikmeti Nedir?

13.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Öncelikle şunu ifade edelim ki; su, yalnızca abdest için kullanılan bir vasıta değildir. Aynı zamanda içmek, temizlenmek ve diğer hayati fonksiyonları sürdürebilmek için birçok açıdan zaruri bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla teyemmüm ruhsatı olduğu için su gerekmezdi denilemez.

İkinci olarak; mucizelerin veriliş gayelerine göre bir tasnifi vardır. Nübüvveti ispat, hidayet, uyarı ve azap (helâk), inananlara yardım ve ikram ile Allah'ı tanıttırma gayesi bunlardan bazılarıdır. Su ile ilgili olan mucizeler, daha çok inananlara yardım ve ikram gayesine bakmaktadır. Bu yardım, kimi zaman inananların hayati ihtiyaçlarını gidermek suretiyle olmaktadır. Allah'ın mucize göndermekteki bir diğer gayesi de budur. Bu tür mucizeler, hemen hemen bütün peygamberlerin ve kavimlerinin hayatında göze çarpmaktadır. Nitekim Allah tarafından gönderilen bu manevi ve maddi yardım, müminlere şevk vermekte ve onların huzur bulmasını sağlamaktadır. Bu tür mucizelerin gerçekleşmesi için inkârcıların bir meydan okuması şart değildir.1 Dolayısıyla Rabbimizi onlara yardım ve inayetini hissettirerek onların şevklerini, imanlarını arttırmış istemiş olabilir.

Mucizenin gayelerine göre tasnifi için bakınız:

Veriliş Gayelerine Göre Mucizenin Tasnifi

Üçüncü olarak; mucizelerin birçok neviden (çeşitten) olması murat edilmiştir. Bunu Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklamaktadır:

Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın mu‘cizâtı çok mütenevvi‘dir. Risâleti umûmî olduğu için, hemen ekser envâ‘-ı kâinâttan birer mu‘cizeye mazhardır. Güyâ, nasıl ki bir pâdişâh-ı zîşânın bir yâver-i ekremi, mütenevvi‘ hediyelerle muhtelif akvâmın mecmaı olan bir şehre geldiği vakit, her tâife onun istikbâline bir mümessil gönderir. Kendi tâifesi lisânıyla ona hoş-âmedî eder, onu alkışlar. Öyle de, Sultân-ı Ezel ve Ebed’in en büyük yâveri olan Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, âleme teşrîf edip ve küre-i arzın ahâlisi olan nev‘-i beşere meb‘ûs olarak geldiği ve umûm kâinâtın Hâlik’ı tarafından umûm kâinâtın hakāikine karşı alâkadâr olan envâr-ı hakîkat ve hedâyâ-yı ma‘neviyeyi getirdiği zaman, taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut, tâ aydan, güneşten, yıldızlara kadar her tâife kendi lisân-ı mahsûsuyla ve ellerinde birer mu‘cizesini taşıması ile, onun nübüvvetini alkışlamış. Ve Hoş-âmedî! demiş.2

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mucizeleri çok çeşitlidir. Onun peygamberliği evrensel olup tüm kâinatı kapsadığı için, kâinattaki varlık türlerinin hemen hemen hepsinden birer mucize göstermiştir.

Nasıl ki şanlı bir padişahın en değerli elçisi, ellerinde çeşitli hediyelerle farklı milletlerin bir arada yaşadığı bir şehre geldiğinde; her topluluk onu karşılamak üzere bir temsilci gönderir, kendi diliyle ona "hoş geldin" der ve onu alkışlar.

Aynen bunun gibi, Ezel ve Ebed Sultanı olan Yüce Allah'ın en büyük elçisi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu âlemi şereflendirip yeryüzü halkı olan insanlığa peygamber olarak gönderildiğinde ve tüm kâinatın Yaratıcısı tarafından, kâinatın bütün hakikatleriyle alakalı nurlarını ve manevi hediyeleri getirdiğinde, bütün varlıklar onu karşılamıştır.

Taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan ve insandan tutun; ta aydan, güneşten ve yıldızlara kadar her bir varlık türü kendi özel diliyle ve âdeta ellerinde onun bir mucizesini taşıyarak peygamberliğini alkışlamış ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) hal diliyle "Hoş geldin!" demiştir.

Kaynakçalar
  1. Bulut, “Mûcize”, TDV İslam Ansikopedisi, c.30, s.350-352

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 229.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız