Zümer suresi 53. âyette Rabbimiz şöyle buyuruyor:
De ki: “Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle ömürlerini) isrâf eden kullarım! (Günahlara bulaştık diye) Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şüphesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar!” Doğrusu, Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (kullarına çok merhamet eden) ancak O'dur.
Fâtır suresi, 5. âyette ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah'ın va'di haktır. Öyle ise dünya hayâtı sakın sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan), sizi (isyâna sürüklerken) Allah('ın affına güvendirmek) ile kandırmasın!
Risale-i Nur'da Bediüzzaman Hazretleri Allah'ın Gafûr ve Rahîm olduğunu, bu isimlerin ehl-i imana bakarak en büyük bir mertebede tecelli ettiğini, Allah'ın en büyük bir ihsanının mağfiret (bağışlamak) olduğunu ve sürekli tevbe - isitğfara davet ettiğini şöyle anlatır:
Cenâb-ı Hakk’ın Gafûr ve Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i a‘zamla ehl-i îmâna teveccüh ediyor. Ve Kur’ân-ı Hakîm’de peygamberlere en mühim ihsânı, mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları, istiğfâr etmelerine da‘vet ediyor.1
Yine Bediüzzaman Hazretleri, Allah'ın ayıpları örttüğünü, hasenat-seyyiat (sevaplar-günahlar) dengede olduğunda ne kadar affedici olduğunu şöyle vurgular:
Cenâb-ı Hak, Settârü’l-Uyûb'dur (ayıpları örtendir). Hasenât seyyiâta mukābil gelse (sevaplar günahlara karşılık gelse) affeder.2
Demek Allah'ın rahmetine, mağfiretine güvenmekle birlikte şu imtihan dünyası olan dünyada (şeytanın aldatmasıyla) kurtuluşu garanti görmek gibi bir hataya düşmemek gerekir. Zira bir Müslüman için ölçü, havf ve reca arasında olmak yani bir taraftan ümit ederken bir taraftan da korku duymaktır.
Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerîm'de imandan sonra çokça zikredilen salih amel, Allah'ın emirlerine uyarak ibadet etmektir. İslam’ın şartlarından namaz, oruç gibi Kur’ân’da emredilen ibadetlerin birçok hikmetleri vardır. Örneğin beş vakit namaz, şu geçici dünya hayatımızı tanzim eder; planlı, programlı hale getirir. “Namaz, mü’minler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır”3 âyeti bu konuya temas etmektedir.
Özetle, bir kul olarak yüzümüzü bizi yaratan ve yaşatan Rabbimize dönmeli ve vakti geçirmeden ona ibadet etmeliyiz. Hem ibadetlerimizi sırf Allah emrettiği için O'nun rızasını gözeterek yapmalıyız. Ayrıca Rabbimiz ibadete layık yegâne mabud olduğu için, hem Allah’ın habibi, Sevgili Peygamberimiz (sav) imandan sonra en çok ibadete önem verdiği için, hem takva mertebesine erişmek için, hem dünya ve ahiret saadetine sebep olduğu için ibadete dört elle sarılmalıyız.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayr
at Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 242.
Nisâ, 4/103.

