İslam fıkhında kamu düzenini sağlamak, toplum esenliğini korumak ve huzuru temin etmek amacıyla devlet yetkililerinin (ulul-emr) dinin özüne aykırı olmayan meşru düzenlemeler yapma yetkisi vardır ve bu tür kurallara itaat etmek dinî bir yükümlülük kabul edilir.1
Trafik kurallarının temel amacı: Canın, malın, aklın ve neslin korunması gibi İslam dininin muhafazasını emrettiği zaruri ilkeleri teminat altına almaktır. Emniyet kemeri takmak, hız sınırlarına riayet etmek, şerit değiştirirken sinyal vermek ve ışıklara uymak gibi kurallar doğrudan sürücünün ve diğer insanların can ile mal emniyetini sağlamaya yöneliktir. İnsanın hem kendi canını ve emniyetini tehlikeye atması hem de başkalarının canını ve malını riske düşürmesi dinen yasaklanmıştır. Şöyle ki:
Hem Allah yolunda sarf edin, (kendinizi) ellerinizle tehlikeye atmayın ve iyilik edin! Şübhe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.2
Ayrıca yollar kamuya ait ortak kullanım alanlarıdır ve fıkıhta genel yollardan yararlanma hakkı "başkalarına zarar vermemek ve esenliği (selameti) korumak" şartına bağlanmıştır.3 Sinyal vermeden şerit değiştirmek, kuralları hiçe sayarak araç kullanmak veya emniyet tedbirlerini ihmal etmek hem kişisel emniyeti ihlal etmek hem de diğer sürücülerin ve yayaların haklarına tecavüz etmektir. Bu tür kuralsızlıklar sebebiyle meydana gelen kazalar ve zararlar dinî bakımdan ağır bir kul hakkı ve kamu hakkı ihlali sayılır.
Dolayısıyla bir Müslümanın trafik kurallarına uyması sadece hukuki bir mecburiyet değildir. Aynı zamanda dini ve vicdani bir sorumluluktur.
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 7, s. 36.
Bakara, 2/195.
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 8, s. 141.

