Tarikat, meslek ve meşrep aynı şey değildir; fakat birbirine yakın kavramlardır. Yedinci Şua’daki ifade ile anlatılan mana şudur: Allah’a giden yolların bazı yönleri farklı olsa da, hak üzerinde yürüyen büyük zatlar aynı iman hakikatlerinde birleşmişlerdir. Yani yol ve usul farklı olabilir; fakat varılan hakikat birdir.
Tarikat, insanın nefsini ıslah etmek, kalbini temizlemek ve Allah’a yakınlaşmak için tuttuğu terbiyeli manevi yoldur. Bu yolda zikir, murakabe, tövbe, sabır, ihlas, hizmet gibi esaslar öne çıkar. Kısaca tarikat, insanı halden hale yetiştiren bir eğitim yoludur.
Meslek, hakikate giderken tutulan ana yoldur. Yani bir kimsenin dine hizmet ederken ve iman hakikatlerini anlatırken esas aldığı temel usuldür. Risale-i Nur’da bu nokta çok açıktır: Bu zamanda en büyük ihtiyaç, doğrudan doğruya imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmektir. Bu sebeple Risale-i Nur’un mesleği, iman hakikatlerini delillerle ders vermek ve insanı taklitten tahkike çıkarmaktır.
Meşrep ise aynı yol içindeki şahsi tutuş şeklidir. Her insanın yaratılışı, mizacı, hizmete bakışı aynı değildir. Kimi daha sakin hareket eder, kimi daha gayretli; kimi daha çok tefekküre meyleder, kimi daha çok hizmete koşar. İşte bu farklılık meşreptir. Yani meşrep, yolun kendisi değil; o yolun yaşanış tarzıdır.
Kısaca fark şöyledir:
1. Tarikat: Manevi eğitim yolu.
2. Meslek: Hakikati anlatma ve yaşama usulünde tutulan ana çizgi.
3. Meşrep: O çizgi içindeki şahsi tarz ve mizaç farkı.
Mesela aynı yere giden bir yol düşünülürse, meslek ana caddedir; tarikat o cadde üzerinde insanı adım adım terbiye eden yol düzenidir; meşrep ise kişinin o yolda yürüme biçimidir.
Risale-i Nur’da buna ışık tutan mühim misaller vardır. Hz. Üstad, kendi mesleğini anlatırken acz, fakr, şefkat ve tefekkür esaslarını nazara verir. Bu ifade, bir mesleğin hangi temeller üzerine kurulduğunu gösterir. Yani burada ana yol anlatılmaktadır.
Yine Risale-i Nur’da, bu zamanın insanı için en selametli ve en kısa yolun, iman hakikatlerini doğrudan doğruya öğrenmek olduğu sıkça gösterilir. Bu da meslek farkını açıklar. Çünkü bazı yollar daha çok manevi eğitim tarafını öne çıkarırken, Risale-i Nur’un hizmeti doğrudan imanı kuvvetlendirmeyi öne alır.
Meşrep farkına da Risale-i Nur’un umumi üslubundan misal verilebilir: Hizmette ihlası korumak, münakaşadan kaçınmak, kardeşinin meziyetiyle sevinmek, enaniyeti kırmak gibi düsturlar herkese aynı şekilde gerekli olmakla beraber, bunların uygulanışında insanların tabiatları farklı olabilir. Biri daha çok sessiz hizmet eder, diğeri daha çok insanlarla ilgilenir; biri yazarak, diğeri anlatarak hizmet eder. Bunlar meşrep farkıdır; hakikati değiştirmez.
Yedinci Şua’daki cümlenin asıl vurgusu da budur: Hakiki tarikatlerde, doğru mesleklerde ve yerinde meşreblerde bulunan büyük zatlar, aynı iman hakikatlerini kabul etmiş, yaşamış ve tasdik etmişlerdir. Demek ki aralarındaki farklılık, dinin aslında değil; usulde, tarzda ve ağırlık verilen noktalardadır. Hepsi aynı güneşe bakan farklı pencereler gibidir.
Başka başka hakikatli tarikatlerde; muhtelif doğru mesleklerde; mütenevvi‘ ve haklı meşreblerde bulunan o kudsi dahilerin ve nurani ariflerin icma‘ ve ittifakla imza ettikleri bir hakikat...1
Bu cümle, “Her farklılık ayrılık değildir” dersini verir. Hak yolunda bulunanlar, yolun ayrıntılarında farklı görünseler de, iman hakikatlerinde birleşirler.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 112.

