İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
...Sen Kur’ân’ı pek âlî, çok parlak görüyorsun. Bî-tarafâne muhâkeme et, öyle bak. Yani bir beşer kelâmı farzet, bak. Acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?...
Ey şeytan! Bî-tarafâne muhâkeme, iki taraf ortasında bir vaz‘iyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şâkirdlerin dediğiniz bî-tarafâne muhâkeme ise, taraf-ı muhâlifi iltizâmdır. Bî-taraflık değildir. Muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü Kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhâkeme etmek, şıkk-ı muhâlifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizâmdır. Bî-tarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgîrliktir.1
Öncelikle bî-tarafâne kelimesi “tarafsızca” demektir. Yani bir meseleye bakarken önceden bir tarafı doğru kabul etmeden, iki ihtimali de açık tutarak düşünmek anlamına gelir. Muhakeme ise akıl yürütmek, delilleri tartmak ve bir sonuca varmaktır. Dolayısıyla bî-tarafâne muhakeme, bir konuda peşin hüküm vermeden, sadece delillere dayanarak karar vermektir. Mesela iki arkadaşın kavga ettiğini düşünelim. Öğretmen daha baştan birini suçlu ilan ederse taraflı davranmış olur. Ama her ikisini de dinler, olayı araştırır ve delillere göre karar verirse tarafsız davranmış olur. İşte bu, bî-tarafâne muhakemedir.
Ancak bazı konularda tarafsızlık söylemi altında aslında gizli bir taraf tutulmuş olabilir. Şeytan'ın Bediüzzaman Hazretlerine söylediği konuda tam olarak böyledir. Şeytan, Kur’an hakkında "Onu bir insan sözü farz ederek bak ve öyle değerlendir" dediğinde, görünüşte tarafsızlık isteniyor gibi durur. Fakat gerçekte, inceleme süresince "Bu kitap (Haşa!) Allah'a ait değildir" varsayımını kabul ettirmiş olur. Yani iki ihtimalden biri geçici de olsa devre dışı bırakılmıştır. Bu durumda kişi ortada durmamış, bir ihtimali esas almıştır. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri, bunun gerçek anlamda tarafsızlık olmadığını söylemektedir. Çünkü tarafsızlık, "Bu, Allah'ın sözü olabilir de olmayabilir de" diyerek iki ihtimali de açık tutmaktır. Oysa baştan "insan sözü kabul ederek" bakmak, bir tarafı temel almak demektir.
İşte burada bîtarafane muhakeme yapmaya çalışmak aslında, doğru olmayan bir görüşü kabul etmek demek olur. Bu durumda tarafsız olmak değil, aslında bir tarafı, yani yanlışı savunmak söz konusudur. Yani bir konuda net bir doğru ve yanlış varsa, bu durumda tarafsız kalmak, yanlış tarafa hizmet etmek anlamına gelir. Çünkü bazen tarafsız kalmak, doğruyu savunmamak demek olabilir, bu da doğru değildir.
Özellikle dini ya da ahlaki konularda bîtarafane muhakeme yapmak, daha tehlikelidir. Çünkü bu tür konularda doğru ve yanlış net bir şekilde bellidir. Örneğin, birinin "Allah yoktur" demesi ile birinin "Allah vardır" demesi arasındaki fark çok nettir. Bu durumda, her iki görüşü de eşit görmek ve "bîtaraf kalmak" doğru değildir. Çünkü birinin doğruyu, diğerinin ise yanlışı söylediği çok açıktır.
Mesela elinizdeki telefonun size ait olduğu açık ve kesin bir gerçekken, birinin çıkıp da “Bu telefon sana ait değil, gel buna tarafsız bakalım” demesi aslında gerçek bir tarafsızlık çağrısı değildir. Çünkü burada zaten apaçık olan bir hakikat, şüpheli bir mesele gibi gösterilmektedir.
Aynen bunun gibi, bir mümin için Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu kesin bir bilgi ve imani bir hakikatken, "Önce bunun insan sözü olduğunu varsayalım, sonra tarafsızca bakalım" demek gerçek anlamda tarafsızlık değildir. Çünkü burada da kesin kabul edilen bir inanç, geçici olarak inkâr edilmesi gereken bir ihtimal seviyesine indirilmektedir. Bu ise iki ihtimali eşit görmek değil, kabul edilen bir hakikati askıya almak demektir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 138.

