Bahsi geçen olay, Hakim en-Nisaburi'nin el-Müstedrek isimli eserinde şu şekilde geçmektedir.
O, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini nakletti: Ömer bana, "Ey Allah'ın düşmanı ve İslam'ın düşmanı! Sen Allah'ın malına hainlik ettin." dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki:
- Ben ne Allah'ın düşmanıyım ne de İslam'ın düşmanıyım ama ben onlara düşmanlık edenlerin düşmanıyım. Allah'ın malına da hainlik etmedim ama (elimdeki) bu paralar, develerimin ve bana düşen ve bir arada bulunan paylarımın parasıdır, dedim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Aynı sözleri bana tekrar söyledi, ben de bu sözlerimi ona tekrar söyledim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bana on iki bin (dirhem) tazminat ödetti. Ben de sabah namazında kalkıp (kunut duamda): "Allah'ım! Müminlerin emirine mağfiret buyur." dedim.
Bundan sonra yine beni bir işe (zekat tahsilatı işine) görevlendirmek istedi. Ben de kabul etmedim. Bana: "Neden? Halbuki Yusuf işin kendisine verilmesini istemişti ve senden hayırlı idi." dedi. Ben de şöyle dedim:
- Şüphe yok ki Yusuf, nebi oğlu nebi oğlu nebi oğlu nebi idi. Ben ise Humeyme'nin oğluyum ve ben üç şeyden ve iki şeyden korkuyorum, dedim. Ömer: "Ne diye beş şeyden korkuyorum demiyorsun?" dedi. Ben, "Hayır (beş demem)." dedim. O, "Peki bunlar nedir?" deyince, şöyle dedim:
- Bilgisizce söylemekten korkuyorum,
- bilgisizce fetva vermekten korkuyorum.
- sırtıma vurulmasından,
- şerefime sövülmesinden ve dövülerek malımın alınmasından korkuyorum, dedim.1
Bu rivayet, Hz. Ömer'in (r.a) Ebu Hüreyre'ye (r.a) karşı şahsi bir düşmanlık veya tahkir içerisinde olduğunu göstermez. Nitekim Hz. Ömer, Ebu Hüreyre'yi gerçekten —haşa— “Allah'ın düşmanı” veya “İslam'ın düşmanı” olarak görmüş olsaydı, rivayetin devamında görüldüğü üzere onu yeniden bir vazifeye tayin etmek istemezdi. Bilakis hadise, Müminlerin Emiri'nin Beytülmal hususundaki son derece titiz ve hassas tutumunun bir neticesi olarak anlaşılmalıdır. Hadiseye dikkatlice bakıldığında, bu iki büyük sahabinin fazilet ve takvası daha iyi anlaşılabilir.
Ebu Hüreyre'nin (r.a) Takvası: Kendisine yeniden görev teklif edildiğinde bunu kabul etmekten kaçınması, makam ve mevki arzusundan uzak olduğunu göstermektedir. Kendisini yönetici konumuna getirecek bir vazifeyi dahi sırf dünya menfaati için talep etmemiştir. Bununla beraber, Hz. Ömer'in (r.a) kendisini sorgulamasına ve mali bir tazminat ödemesine rağmen, sabah namazındaki duasında “Allah'ım, Müminlerin Emiri'ni mağfiret eyle” diye dua etmesi, Ebu Hüreyre'nin şahsi kin ve düşmanlık taşımadığını da net bir şekilde göstermektedir.
Hz. Ömer'in (r.a) Beytülmâl Hassasiyeti: Hz. Ömer (r.a), kamu malı konusunda son derece titiz davranmış, vazife verdiği kimseleri mali yönden denetlemiş ve hak bildiği hususta hiçbir kimseye iltimas göstermemiştir. Buradaki sertlik, şahsi bir düşmanlığın değil, kamu hakkını koruma sorumluluğunun bir tezahürüdür. Öte yandan Hz. Ömer (r.a) Efendimizin şahsi düşmanlık taşımadığının en açık göstergesi, olaydan sonra Ebu Hüreyre'ye yeniden görev teklif etmesidir. Bu durum, Hz. Ömer'in (r.a) onu İslam düşmanı veya güvenilmez bir kimse olarak görmediğini; aksine onun liyakatine ve güvenilirliğine değer verdiğini ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla bu rivayet, iki sahabi arasında şahsi bir husumet veya tahkir bulunduğuna değil; Beytülmalın korunması, idarecinin sorumluluğu, görevlinin hesaba çekilmesi ve buna rağmen tarafların birbirlerine karşı kalbi kin taşımamaları gibi önemli ahlaki ve idari esaslara işaret etmektedir.
HAKİM, el-Müstedrek, Tefsir-2, 3380

