Hazreti Ömer (r.a.), İslam tarihinde "el-Fârûk" (hak ile batılı birbirinden ayıran) sıfatıyla öne çıkmış, adaleti sarsılmaz bir ilke, denetimi ise yönetiminin merkezine koymuş bir liderdir. Ebu Hureyre (r.a.) ve diğer sahabelerle olan münasebetlerini, onun bu karakteristik devlet adamı kimliği ve dini hassasiyetleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Hazreti Ömer (r.a.), sadece bir devlet başkanı değil, aynı zamanda rivayetlerin doğruluğunu denetleyen bir müfettiştir. Hadis naklinde fazlalık veya eksikliğe meydan vermemek için son derece sert ve titiz bir tutum sergilemiştir. Sadece Ebu Hureyre’den (r.a.) değil; Ebu Musa el-Eş’arî, Mugîre b. Şu’be ve Hz. Abbas gibi pek çok önde gelen sahabiden rivayetleri için şahit istemiştir. Bu tutumuyla sahabeyi itham etmek değil, rivayetlerin Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v)'den geldiği şekliyle korunmasını sağlamayı (tahkik ve tespit) amaçlamıştır.
Hazreti Ömer’in (r.a.) vizyonu, toplumun dini doğru anlaması üzerine kuruluydu. İnsanların hadislerle aşırı meşgul olup Kur'an-ı Kerim'i ihmal etmelerinden endişe ettiği için, bazı bölgelere gönderdiği valilere "hadis rivayetini azaltıp Kur'an’ı iyi okumaları" talimatını vermiştir. Hadislerin söyleniş maksadı (fıkhı) dışında kullanılmasından ve bazı ruhsat hadislerinin yanlış yorumlanarak amelde kusura yol açmasından endişe etmiştir. Bu sebeple halifeliğinin ilk zamanında bu tarz yasaklar uygulamış olsa da daha sonra müsaade etmiştir.
Hazreti Ömer'in (r.a.) Ebu Hureyre'yi (r.a.) tekzip etmediği (yalanlamadığı), aksine onun güvenilirliğini defalarca onayladığı bilinmektedir. Açıkça belirtmeliyiz ki, Ömer’in (r.a.) Ebû Hureyre’yi (r.a.) hadis rivayet ettiği için dövdüğü ve tekzîp ettiği iddiası, delilsiz ve mesnetsiz bir iddia veya ithâm olmaktan öte geçmemektedir. 1
Zira bu iddiayı ortaya atanların bu konuda Hazreti Ömer’in (r.a.), Ebû Hureyre’nin (r.a.) naklettiği herhangi bir hadisi reddettiğine ilişkin bir delil ortaya koyamadıkları görülmektedir.
Ebu Hureyre'nin (r.a.) yolsuzluk yaptığı iddiasıyla azledildiği yönündeki söylentiler de gerçeği tam yansıtmamaktadır. Hazreti Ömer (r.a.), istisnasız tüm valilerini mal varlığı konusunda sorgular ve mallarının bir kısmını beytülmâle (devlet hazinesine) aktarırdı. Ebu Hureyre (r.a.) de bu genel idari prosedüre tabi tutulmuştur. Yapılan tahkikat sonucunda suçsuzluğu anlaşıldığı için Hazreti Ömer (r.a.) ona valilik görevini tekrar teklif etmiş, ancak Ebu Hureyre (r.a.) kendi isteğiyle kabul etmemiştir.
Hz. Ömer’in (r.a.), Ebû Hureyre’den (r.a.) hadis nakletmesini istediğine ve onu Bahreyn’e hem vâli hem de kadı olarak gönderdiğine dair güvenilir kaynaklarda geçen haberlerin varlığı,2 onun Ebû Hureyre’yi (r.a.) tekzip ettiğini değil, aksine rivayetlerini kabul ederek tevsîk ettiğini ve ona değer verdiğini ortaya koymaktadır. Kabul etmeliyiz ki, Hazreti Ömer (r.a.), asla rivayetlerine ve fetvâsına güvenmediği veya tekzîp ettiği birini vâli ve kadı olarak tayin etmezdi. Her ne kadar Hazreti Ömer’in (r.a.) Ebu Hureyre'ye (r.a.) yönelik bazı eleştirileri varsa da, genel olarak bakıldığında, onun valiliğini onaylamasıyla şahsına, kadılığını onaylamasıyla da ilmine ve rivayetlerine güvendiği açıkça anlaşılmaktadır.3
Hadis kaynaklarında Hazreti Ömer’in (r.a.) Ebû Hureyre’nin (r.a.) rivayetlerine değer verdiğini gösteren bir çok delil mevcuttur. Nitekim tâbiînin büyük fakihlerinden Saîd b. Müseyyeb’in (v.93/712) rivayetine göre, “Hassân b. Sâbit (v. 54/674) bir gün mescitte şiir okurken Hazreti Ömer (r.a.) gelmiş ve bakışlarıyla onu yadırgadığını ima etmişti. Bunun üzerine Hassân: ‘Ben bu mescitte senden daha hayırlısı varken (Peygamber (sav) devrinde) de şiir okurdum’ diye karşılık vermiş ve o sırada orada bulunan Ebû Hureyre’ye dönerek: ‘Allah aşkına söyle! Peygamber’in benim namıma: “Allah’ım, bunu Ruhu’l-Kudüs’le destekle!” dediğini işitmedin mi?’ diye sormuş; o da: ‘Evet (işittim)’ demişti.4 Hazreti Ömer’in (r.a.) bu olayda Ebû Hureyre’nin (r.a.) şahitlik yapmasına itiraz etmediği ve zımnen de olsa onun güvenilirliğini onayladığı görülmektedir.
Hazreti Ömer (r.a.); dövme yaptırmanın hükmü veya rüzgarla ilgili bir mesele gibi önemli konularda bizzat Ebu Hureyre’nin (r.a.) bilgisine başvurmuş ve onun rivayetiyle amel etmiştir.
Buhâri’nin naklettiği bir rivayete göre de Ebû Hureyre (r.a.) bir başka olayı şöyle anlatıyor:
Ömer’e, cildine dövme yaptıran bir kadın gelmişti. Onu görünce ayağa kalkarak: ‘Allah aşkına dövmenin hükmü konusunda Resûlüllah’tan bir şey duyan yok mu?’ diye sordu. Ben hemen ayağa kalkarak: ‘Ey Müminlerin emiri, ben Peygamber’in “Dövme yapma ve yaptırma!” dediğini işittim’ şeklinde karşılık verdim.5
Görüldüğü gibi, Hazreti Ömer (r.a.) bu olayda da Ebû Hureyre’nin (r.a.) rivayetini reddetmemiş ve başka şahit istemeyerek onun tek başına rivayet ettiği haberlere güvendiğini de göstermiştir.
Hazreti Ömer’in (r.a.) Ebû Hureyre’yi (r.a.) onayladığını gösteren bir diğer olayı da lbn Hanbel şöyle naklediyor:
Ebû Hureyre anlatıyor: ‘Hac için Mekke yolunda iken rüzgara yakalandık. O yıl Ömer de hacdaydı. Derken rüzgar şiddetlenip fırtınaya dönüştü. Ömer etrafındakilere: ‘Rüzgarla ilgili hadis nakleden var mı?’ diye sordu. Ona cevap veren çıkmadı. Sonra Ömer’in böyle bir soru sorduğu bana ulaşınca, hemen bineğimi ona doğru sürdüm ve dedim ki: ‘Ey Müminlerin emiri, senin rüzgarla ilgili hadis sorduğunu haber aldım; ben Peygamber’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim: “Rüzgar Allah’ın rahmetindendir; rahmet de getirir, azap da. Onu gördüğünüz zaman sakın ha ona küfretmeyin. Allah’tan yalnızca onun hayrını isteyin ve onun şerrinden Allah’a sığının!”6
Hazreti Ömer’in (r.a.) onun hadis rivayetindeki titizlik ve hassasiyetini gördükten sonra, rivayete izin verdiği de bilinen bir husustur. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle anlatıyor:
Bir gün Ömer, benim naklettiğim bir hadisi duymuş ve beni çağırmıştı. Yanma vardığımda bana dedi ki: “Falancanın evinde Peygamberle birlikteyken sen de bizimle beraber miydin?” Ben: ‘Evet ben de oradaydım. Senin bunu neden sorduğunu da biliyorum’ dedim. “Niçin” dedi; ben: ‘O gün Peygamber: “Kim benim adıma kasten yalan söylerse, Cehennemdeki yerine hazırlansın!” buyurmuştu (da ondan)’ dedim. Ömer bunun üzerine: “Peki o zaman, git ve hadis rivayet et!” dedi.7
Bu rivayetler, iddiaların aksine, Hazreti Ömer’in (r.a.) Ebû Hureyre (r.a.) kanalıyla nakledilen rivayetlere karşı olumsuz bir tavır içerisinde olmadığını ve daha da önemlisi onun Peygamber Efendimizden (s.a.v) naklettiği hadisleri dikkate aldığını ve ona göre amel ettiğini ortaya koymaktadır. Şahitlik konusunda son derece sert ve titiz davrandığını bildiğimiz Hazreti Ömer’in (r.a.) bu olaylarda ondan herhangi bir şahit istememiş olması da, onu tevsîk ettiğinin (delillendirdiğinin/onayladığının) önemli bir delilidir.8
Özetleyecek olursak; Hazreti Ömer'in (r.a.) Ebu Hureyre'ye (r.a.) karşı tutumu bir "yasaklama" değil, İslam dininin temel kaynaklarını korumaya yönelik yüksek bir tedbir ve denetim faaliyetidir. Onu bir taraftan sertçe uyarırken diğer taraftan devletin en önemli kademelerine getirmesi, Hazreti Ömer'in (r.a.) adaletindeki hassasiyeti ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) ilmine olan güvenini bir arada göstermektedir.
Ebû Reyye, sahabenin Ebû Hureyre’yi (r.a.) tekzîp ettiği iddiasına destek bulabilmek umuduyla, hiç ilgisi olmadığı halde, güvenilir bazı alimlere de asılsız isnatlarda bulunmuştur. Mesela o, İbn Kuteybe’nin, Nazzâm vb. ilk dönem Mutezilî imamların sahabe hakkındaki iddia ve ithamlarını sırf hikaye etmek maksadıyla naklettiği ifadelerini, onun görüşleriymiş gibi aktarmıştır ki, bu, hakikaten bilimsel dürüstlüğe yakışmayan hayret verici bir durumdur. (Bkz. Ebû Reyye, Advâ, s. 317; Şeyhu’l Madîre, s. 133.) Oysa İbn Kuteybe, ‘derler ki...’ diyerek naklettiği bu iddialara, eserin ilerleyen sayfalarında Hz. Ömer, Osman, Ali ve Âişe’nin genelde çok hadis rivayetine karşı eleştirel, fakat asla birbirlerine karşı tekzip içermeyen tavırlarını ortaya koymak suretiyle cevap vermektedir. (Bkz. Te’vîl, s. 48-9) Ebû Reyye, malum iddialarının farklı kesimlerce de benimsendiği izlenimini verebilmek için böyle hileli bir yola başvurmuştur. Juynboll ise, İbn Kuteybe’nin sözlerinin her ne kadar Nazzâm’ın görüşlerini reddetmeye yönelik olduğu kabul edilse bile, yeterince ikna edici olmadığını ve Ebû Reyye’nin, İbn Kuteybe’nin sözlerini kendi lehine kullanmasında çok haksız sayılamayacağını iddia etmektedir. (The Authentıcıty, s. 78-9) Herhalükarda, sahabenin zabt ve anlayış hataları sebebiyle birbirlerini tenkit etmelerinin, hiç bir şekilde tekzîp etmek anlamına gelmediği, İbn Kuteybe’nin bu tavrından da açıkça anlaşılmaktadır, (krş. Accâc el-Hatîb, Ebû Hureyre, s. 279; Ebû Şehbe, Dıfâ, s. 94-5; es-Sıbâî, es-Sünne, s. 364-5; el-Muallimî, el-Envâru’l-Kâşife, s. 166.) ''zikredilen eser kaynakçanın 8.maddesinde belirtilmiştir.''
el-Belâzurî, Futühu’l-Buldân, s. 82; Yâkût, Mu’cemu’l-Buldân, 1/509
Ebû Şehbe, Difâ’ ani’s-Sünne, s. 97; el-Muallimî, el-Envâru’l-Kâşife, s. 156; el-lz-zî, D ifâ’, s. 122; Juynboll, The Authentıcıty, s. 76-7.
Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe,151-2; ibn Hanbel, V/222
Buhari, Libas, 87; Nesâi, Zînet, 25
İbn Hanbel, II/268,409,518; Accâc el-Hatîb, Ebu Hureyre, s. 275-6
İbn Hazm, el-lhkâm, 11/246; İbn Kesir, el-Bidâye, VIII/107; Zehebî, Siyer; 11/603; İbn Hacer, el-lsâbe, Vll/205.
Osman Güner, Ebu Hureyre’ye Yönelik Eleştiriler, İnsan Yayınları, İstanbul, 2001, s.77-78-79-80

