Sözlükte selam (selamet), “bedeni ve ruhi hastalık, eksiklik ve kusurlardan uzak olma” anlamında kullanılır. Allah’a nispet edildiğinde “her türlü eksiklik, acz ve kusurdan, yaratılmışlara özgü değişikliklerden ve yok oluştan münezzeh olan, selametin kaynağı olup esenlik veren” şeklinde açıklanır.1
Müslümanlar arasında bilinen şekilde selamlaşmanın hicretten sonraki yıllarda başladığı anlaşılmaktadır. Resul-i Ekrem (sav)’i öldürmek maksadıyla Mekke’den Medine’ye gelen ve niyeti anlaşılıp tutuklanan Umeyr b. Vehb el-Kureşi’nin, Resulullah’ı (sav) o dönemin âdetine göre “Sabahınız hoş olsun” diyerek selamlaması üzerine Allah’ın Resulü (sav) şöyle demiştir:
Allah bize lütufta bulunarak seninkinden daha hayırlı olan ve cennet ehli tarafından da kullanılan “es-selam” sözüyle selamlaşmayı öğretti.2
Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’ın bir lütfu olarak gördüğü selamın önemini hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Peygamber Efendimiz'in (sav) sünnetinde görmekteyiz. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
Hem bir selam ile selamlandığınız zaman, artık (siz) ondan daha güzeli ile selam verin veya ona (aynı ile) mukābele edin! Şübhesiz ki Allah, her şeyin hesabını hakkıyla görendir.3
Bu ayetten dolayı alimlerimiz, selam vermenin sünnet, almanın ise farz olduğunu ifade etmişlerdir.4
Peygamber Efendimiz (sav) ise selam vermenin önemini şu sözleriyle ortaya koymuştur:
İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamlaşmayı yayınız.5
Hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere selam vermek ve almak o kadar önemlidir ki Peygamber Efendimiz (sav), selamlaşmanın birbirimizi sevmeye, birbirimizi sevmenin ise kamil bir imana, kamil bir imanın ise cennete girmeye vesile olduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla bu, bizim ihmal etmememiz ve yerine başka ifadeler kullanmamamız gereken önemli bir sünnettir.
Selam Vermenin Adabı
Fıkıh kitaplarımızda önemine binaen özel bir yer ayrılan selamın adabı noktasında şunlar ifade edilmiştir:
Genç yaşlıya
Binitli yayaya
Arkadan gelen önden gidene
Sayıca az olan topluluk kalabalığa
İster büyük, ister küçük olsun; ister az, ister çok olsun, bir yerden gelen oturana selam verir.6
Bu konuda gerek Hanefi fıkıh kitaplarımızda gerekse Şafii fıkıh kitaplarımızda, büyük zatlara selam verilmemesi noktasında bir kayıt göremedik. Bununla beraber Peygamber Efendimize (sav) selam verildiğini birçok kaynakta görmekteyiz. Hadis kitaplarının yazdığına göre:
Hz. Peygamber (s.a.v.) selam verip bir topluluğun yanına oturduğunda, sonradan gelen sahabi selam verir ve sessizce meclisteki yerini alırdı. Sohbet meclislerinde sahabiler, tazimen başlarını öne eğerler, bakışlarını yumuşatırlar, dik dik ve rahatsız edici bir şekilde Hz. Peygamber'in yüzüne bakmazlardı.7
Yukarıdaki hadisten anladığımıza göre Peygamber Efendimiz'e (sav) selam verilebiliyorken, herhangi bir İslam büyüğüne saygıdan veya başka bir nedenden dolayı selam verilemiyor olması elbette düşünülemez, verilebilir. Bununla beraber Peygamber Efendimizin selam ile alakalı şu hadisi dikkat çekicidi:
İnsanların Allah katında en makbul olanı, önce selam verenlerdir.8
Bu hadis-i şerife binaen bazı insanların hem tevazu ve hem de bu fazileti onlara bırakmak için büyük zatlara selam vermediklerine şahit olabiliyoruz.
Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri ile talebelerinin mektuplaşmalarına baktığımızda bazen mektuplarına selam ile başladıklarını bazen ise âdet olduğu üzere ‘‘ O’nun ismiyle O her türlü noksanlıktan münezzehtir’’ ibaresi ile başladıklarını görmekteyiz.9
Sonuç olarak büyük zatlara selam vermek fıkhî açıdan bir sıkıntı teşkil etmemekle beraber güzel hislerle onlara karşı edepli olmak, onlardan dua beklemek, faziletlerde onları öncelemek dünya ve ahiret güzelliklerinin kazanılmasına vesiledir.
Ragıb el-İsfahani, el-Müfredat, “slm” md.; Lisanü’l-ʿArab, “slm” md.; Kāmus Tercümesi, “slm” md.
İbn Hişam, II, 661-662
Nisa, 4/86.
Mevsıli, el-İhtiyar, 4/164
Müslim, İman, 93; Tirmizi, Et‘ime, 45.
Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslam İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 515.
İbn Ebu Şeybe, Musannef, c.6, s.367; Ebu Davud, Tıp, 1
Ebû Dâvûd, “Edeb”, 132; Tirmizî, “Birr”, 21.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.2, s. 196,

