Seferilik ile alakalı ayet-i kerime Nisa suresi 101. ayettir. İmam Kurtubi ayet-i kerimede geçen sefere çıktığınız zaman anlamındaki 'darabtum' kelimesini "yolculuk yaptığınız zaman" diye tefsir etmiştir. Ayetin meali şöyledir;
Ve yeryüzünde yolculuğa çıktığınız zaman, eğer inkâr edenlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız, o takdirde namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şübhesiz ki kâfirler, size apaçık bir düşmandırlar.1
İmam Şafii hazretleri, korku hali haricinde namazı kısaltmanın sünnet ile sabit olduğunu ifade etmiştir. Bir adam Abdullah bin Ömer'e (r.a.) ''Biz Kur'an-ı Kerim'de korku halinde kılınacak namaz ile ikamet halinde kılınacak namazı buluyoruz. Fakat yolculuk namazını göremiyoruz.'' diye sorunca Abdullah b. Ömer şöyle cevap vermiştir.
Yüce Allah Muhammed'i (asm) bize hiçbir şey bilmediğimiz haldeyken peygamber olarak gönderdi. O bakımdan biz onun ne yaptığını gördüysek onu yaparız.2
Resulullah (sav) Efendimiz korku bulunmaksızın yolculuk halinde namazı kısaltmaya dair soru soran Hz. Ömer'e, şöyle cevap vermiştir.
İşte bu, Allah'ın size sadaka olarak bağışladığı bir ihsandır. O bakımdan siz de O'nun sadakasını kabul ediniz.3
Bu ifadelerle anlaşılan şudur; Allah-u Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de bir şarta bağlı olarak mübah kıldığı bir şeyi Resulullah Efendimiz (asm) bu şart bulunmaksızın mübah kılmıştır.
Sualinizin ikinci şıkkı Usulü'l Fıkh'ın temel konularından birini oluşturmaktadır.
Nesh, İslam hukukunda yürürlükte olan bir dini hükmün (mensûh), daha sonra gelen başka bir dini delil veya hükümle (nâsih) iptal edilip değiştirilmesidir. Sadece Resulullah Efendimizin (asm) hayatıyla sınırlı olan bu uygulama, değişen şartlara ve maslahata göre Allah’ın bir hükmü kaldırıp yerine yenisini koymasını ifade eder.
Nesh ile alakalı İslâm hukukunda genel kural şudur: Bir delili ancak onun kuvvetinde veya ondan daha kuvvetli olan bir delil nesh edebilir. Buna göre, birbiriyle aynı kuvvette olan Kur'an ayetleri birbirini nesh edebilir. Kur'ân nassı, mütevâtir Sünnet ile de nesh edilebilir, çünkü bu aynı kuvvettedir. Hanefîlere göre meşhûr Sünnet ile de nesh edilebilir, zira bu da yaklaşık olarak aynı kuvvettedir. Âhâd Sünnet ise, bilginlerin tercihe şâyân görüşüne göre hiçbir Kur'ân nassını nesh edemez. Çünkü kuvvetçe daha aşağı mertebededir. Aşağı mertebede olan üst mertebede olanı nesh edemez. Bazı imamlar, Kur'ân'ın mütevâtir veya meşhûr bile olsa Sünnet tarafından neshi fikrine karşı çıkmıştır. Fakat isabetli olan, birinci görüştür.4
Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz Kur'an'ın açık hükmüyle sabittir ki konuştuğu zaman kendi heva ve hevesinden konuşmamıştır. Dolayısıyla Kur'an'a haşa muhalefet suretinde bir şey söz konusu değildir. Nitekim Necm suresinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحَى O, (şahsi) heves ve arzuya göre konuşmaz. O (Peygamberin tebliğ ettikleri) kendisine bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.5
Ayetten anlaşılacağı üzere Sünnet de Kur'ân gibi vahye dayanmaktadır. Resul-i Ekrem (asm) Efendimize ait olduğu Kur'an gibi veya Kur'an'a yakın bir şekilde sabit olan sünnetler, Kur'ân'ı tahsis (daraltma/istisna etme)ve takyid (sınırlandırma/kayıtlama) edebildiği gibi onu nesih de edebilmesi gerekir.6 Mesela; Kur'ân-ı Hakim'de Cenab-ı Hak, ana-baba ve yakınlar lehine vasiyette bulunma hususunda şöyle buyurmaktadır;
كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara münasip şekilde vasiyette bulunmak, Allah'tan korkanlar üzerine borçtur.7
Rabbimiz bu ayet ile ana-baba ve yakınlar lehine vasiyette bulunmayı borç kılmıştır. Fakat daha sonra Resulünün diliyle ana-baba ve yakınlar lehine vasiyet hükmünün nesh edildiğini bildirmiştir. Resul-i Ekrem (asm) Efendimizin bu husustaki hadisleri şöyledir:
إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَعْطَى كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ فَلَا وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ Biliniz ki Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Artık mirasçı lehine vasiyet yoktur.8
Bu hadis-i şerif ümmetçe kabul edilmiş ve ilim ehlinin kendisiyle amelde ittifak ettiği bir hadistir. Hatta İmam Şafii "el-Ümm" isimli eserinde onun mütevâtir olduğu kanaatini izhar etmiştir. İmam Şâfii hazretleri bu hadis-i şerif hakkında şöyle demiştir:
Onu topluluk topluluktan nakletmiştir, ki bu bir kişinin naklinden daha kuvvetlidir.9
O halde denilebilir ki bu hadis Kur'ân'ı nesh edebilir. Kur'an sünnet tarafından nesh edildiği gibi aynı şekilde meşhûr veya mütevâtir de olsa Sünnet de, Kur'ân tarafından nesh edilebilir. Alimlerin tercihe şâyân görüşü budur. Zira Kur'ân ilâhî vahiy olduğu gibi Sünnet de ilâhî vahye dayanır. Bu açıdan aralarında denklik olduğuna göre, vahyin bir başka vahiy ile neshine engel yoktur. Kaldı ki, Sünnetin Kur'ân tarafından neshi birçok olayda fiilen vuku bulmuştur.10
Netice itibarıyla; Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz, kendi heva ve hevesine göre değil, vahiy ile konuştuğu için onun mütevatir veya meşhur olan sünnetleri de Kur’an gibi güçlü bir vahiy kaynağı kabul edilir. Bu sebeple alimlerin çoğunluğuna göre Sünnet, Kur’an’ın bazı hükümlerini açıklayabilir, sınırlandırabilir (tahsis ve takyid) ve hatta zamanı dolmuş bir hükmü yürürlükten kaldırabilir (nesih). Sünnetin bir ayeti neshetmesi ona muhalefet etmek değil; aksine Allah’ın muradını yine Allah’ın izniyle ve başka bir vahiy kanalıyla bizlere bildirmesidir. Evet, sünnet, Kur'an'ı nesh ettiği gibi Kur'an'da sünneti nesh edebilir. Zira ikisinin kaynağı birdir.
Nisa suresi, 4/101.
Muvatta, Kasru's-Salat 7
Müslim, Salâtu'l-Müsâfirin 4; Ebû Dâvûd, Sefer 1, İbn Mâce, İkametu's-Salât 73; Dârimî, Salât 179; Müsned, I, 25, 36.
Zekiyyüddin Şaban, "İslam Hukuk İlminin Esasları" Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2012, s. 431.
Necm, 53/3-4.
Zekiyyüddin Şaban, "İslam Hukuk İlminin Esasları" Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2012, s. 432
Bakara 2/180
İbn Mâce, Vasâyâ, 6.
Sübülü's-Selâm Şerh'u Bülûğı'l-Merâm, III, 166.
Zekiyyüddin Şaban, "İslam Hukuk İlminin Esasları" Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2012, s. 432

