Risale-i Nur'da insanın aczi ve fakrı, Cenab-ı Hakk'a gerçek anlamda kulluk yapabilmek için en güvenli ve en kısa yol olarak gösterilir. İnsanı mahbubiyet (Cenab-ı Hakk'ın sevgili kulu olma) makamına kadar çıkarabilir. Tasavvufta da nefsin terbiye edilmesi ve kulun Cenab-ı Hakk'a muhtaç olduğunu bilerek O'na yönelmesi esastır. Bu cihetle benzerlik vardır. Genel anlamda fark ise şuradadır: Risale-i Nur bu meseleyi tarîkat usûlleri, seyr-i sülûk mertebeleri ve riyâzet üzerinden değil, doğrudan doğruya iman hakikatleriyle, Kur'ânî bir metotla izah eder. Benzerlik ve farklılıkları, maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
BENZERLİKLER
Kulun kendi nefsine güvenmemesi, her şeyde Allah’a muhtaç olduğunu bilmesi, hiçlik.
Enâniyetin (benliğin) kırılması ve gururun terk edilmesi.
Kulluk şuurunun kuvvetlenmesi.
Kulun eksikliğini bilerek Allah'a yaklaşması.
FARKLILIKLAR
Tasavvufta acz ve fakr, kişisel bir zevk ve hâl merkezli mânevî bir tecrübe olarak görülür. Risale-i Nur’da ise delil merkezli imanî bir hakikat ve Kur’ânî bir ölçü olarak ele alınır.
Tasavvufta maksat sadece kalbî temizlemek ve terakki ettirmektir. Risale-i Nur'da ise kalple birlikte aklı da devreye sokarak, acz ve fakrı hakiki olarak anlamak ve yaşamaktır.
Tasavvufta sadece seyr-i sülûk ile bu hakikatler anlaşılabilir. Risale-i Nur'da ise avamdan havassa kadar herkesin istifade edebileceği Kur’ân'ın geniş bir caddesi olarak gösterilir.
Tasavvufta acz ve fakrın tam olarak anlaşılması bir mürşid rehberliğinde yapılır. Risale-i Nur'da ise tefekkür vesilesiyle anlaşılmaya ve yaşanmaya çalışılır.
Tasavvufta nefsin 7 mertebesine karşılık, Risale-i Nur'da 4 hatve (adım) vardır.
Tasavvufta hâl-i hazırda var olan bir iman üzerinden hareket ederek acz ve fakrı kullanmak vardır. Risale-i Nur'da ise acz ve fakrı kullanarak hakiki imanı elde etmek amaçlanır.

