İlgili ayet şöyle geçmektedir:
Ve muhakkak ki (O,) size Kitab'da: “Allah'ın âyetleri ki, onların inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, (böyle konuşmayı bırakıp) bundan başka bir söze daldıkları zamâna kadar onlarla berâber oturmayın; o takdirde doğrusu siz (de) onlar gibi olursunuz!” diye (bir âyet) indirmiştir. Şübhesiz ki Allah, münâfıkları ve kâfirleri Cehennemde bir araya toplayıcıdır!1
Bu ayet hakkında bazı alimlerin görüşlerini aktaracak olursak;
Elmalılı Hamdi Yazır şöyle demektedir: Ayetinin zahirine bakıldığında Allah'ın ayetleriyle alay edildiği veya küfür konuşulduğu sırada onların yanında oturmanın da küfür gibi anlaşılabileceğini, ancak akaid alimlerinin bu hükmü, işlenen küfre veya alaya "rıza göstermek" şartıyla kayıtlandırdıklarını belirtmektedir. Rıza göstermek ise itirazı terk etmek anlamına geldiğinden, kişinin açık veya gizli bir itirazda bulunmadıkça ya da meclisi terk etmedikçe (baskı ve zorlanma durumu hariç) küfürden ve sorumluluktan kurtulamayacağını ifade etmektedir.2
İbn Kesir: Allah'ın ayetlerinin inkar edildiği veya alaya alındığı bir ortamda uyarılara rağmen oturmaya devam eden ve yapılanlara ses çıkarmayarak rıza gösteren kimselerin, işlenen günah ve küfürde o kişilerle eşit ve ortak duruma geleceğini bildirmektedir.3
Fahreddin Razi: İlim erbabının görüşlerine dayanarak küfre veya dinen uygun olmayan bir münkere razı olup bu kimselerin arasına karışan kişinin, bilfiil o fiili işlemese bile günah ve sorumluluk bakımından o fiili yapanlardan farksız olacağını açıklamaktadır. Fıska rıza göstermenin fısk, küfre rıza göstermek ise küfürdür. Fakat kalben bu sözlere kızarak, korku, baskı veya zaruret sebebiyle mecliste bulunmak zorunda kalanların bu durumdan müstesna tutulduğunu kaydetmektedir.4
Vehbe Zuhayli: Müminlerin küfür ve alay içeren meclislerde oturmaktan nehyedildiğini, bu tür konuşmalara ses çıkarmayıp oturmaya devam etmenin yapılan söze rıza göstermek anlamına geldiğini ve rıza sebebiyle küfür ile günahta onlara ortak olunacağını ifade etmektedir. Zuhayli ayrıca, çirkin ve kötü sözleri dinlemenin de tıpkı o kötülüğü yapmak gibi değerlendirildiğini vurgulamaktadır.5
Değerlendirme
Bu açıklamalardan hareketle meseleye bakıldığında, bir kimsenin farkında olmadan elfâz-ı küfür -yani kişiyi dinden çıkaracak küfür sözleri- söylemesi ile o sözü bilerek, isteyerek ve tasvip ederek söylemesi arasında önemli bir fark vardır. Ayetteki tehdit, özellikle Allah’ın ayetleriyle alay edilen veya inkârın yapıldığı bir mecliste, kişi bunları tasvip ettiği halde oturmaya devam etmesini esas almaktadır. Dolayısıyla kişinin duyduğu her küfür sözü sebebiyle, sırf orada bulunduğu için otomatik olarak küfre girdiğini söylemek doğru değildir. Burada belirleyici olan hususlardan biri, kalben o söze rıza gösterip göstermemektir.
Günlük hayatta veya internette böyle sözlere istemeden maruz kalındığında imkân varsa o sayfayı geçmek, videoyu kapatmak, konuyu değiştirmek veya bulunduğumuz ortamdan ayrılmak gerekir. Fakat kişi hemen ortamı terk edemiyor veya sözü kesemiyorsa, kalben o sözden razı olmaması, onu benimsememesi ve mümkün olduğu ölçüde tepki göstermesi önemlidir. Özellikle arkadaş ortamında insanların farkında olmadan söyledikleri ve ne anlama geldiğini dahi bilmedikleri ifadelerde, bunları işiten kişinin de doğrudan küfre girdiği sonucuna varılamaz. Esas mesele, küfür veya alay karşısında tasvip (uygun görme) ve rıza halinin oluşmamasıdır.
Nisa, 4/140.
Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Azim Dağıtım Zehraveyn Yayın, c. 3 , s. 107-108.
İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. , s. 1963.
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 8, s. 373-374.
Vehbe Zuhayli,"Tefsir'ül Münir", Risale Yayınları, s. 831.

