RİSALE-İ NUR

23.04.2026

3

Bu Zamanın Müceddid Kimdir?

En sonuncu müceddid Bediüzzaman Hazretleri ise şu anki müceddid kimdir?

25.04.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İslâmî literatürdeki tecdid (yenileme) anlayışı çerçevesinde, "Şu anki müceddid kimdir?" sorusuna birkaç farklı açıdan cevap vermek mümkündür.
1. Risâle-i Nur ve "Şahs-ı Mânevî" Kavramı
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, kendisinden sonraki tecdid vazifesini bir şahsa değil, bir "şahs-ı mânevîye" devretmektedir. Şu ifade adeta kilit noktadır:

Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, bu asırda Risâle-i Nûr’un hakîkî şâkirdlerinin şahs-ı ma‘nevîsine, hakāik-i îmâniyeyi muhâfazada tecdîd vazîfesini yaptırmıştır.1

Buna göre, 14. asırdan başlayarak ve içinde bulunduğumuz zamanı da kapsayacak şekilde, tecdid görevi artık tek bir ferdin omuzlarında değil; Kur'an hakikatlerini neşreden, ihlas ve sadakatle çalışan nurani topluluğunun (şahs-ı manevi)) ve o eserlerin ortaya koyduğu sistemin üzerindedir.
2. Zamanın Genişlemesi ve Hizmetin Devamı
İslâm tarihinde her asrın başında bir müceddid gelmesi geleneği (aşağıdaki hadis-i şerife dayanarak), o asrın ihtiyaçlarına cevap vermek içindir.

Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinlerinde yenileme yapacak birini gönderir.2

Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde ifade ettiği üzere, bu zamanın küresel çaplı iman sarsıntıları o kadar büyüktür ki, bu yaraları tedavi edecek olan "reçete" (Risale-i Nur), etkisini sadece bir asırla sınırlı tutmayıp, kıyamete kadar sürecek bir manevi kale hükmündedir. Dolayısıyla, yeni bir şahıs beklemek yerine, mevcut hakikatlerin asrın idrakine göre yeniden okunması ve yaşanması esas kabul edilmektedir.
3. "O Gelecek Zât" ve Üç Vazife Meselesi

O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazîfesini birden hatıra getiriyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nûr’daki ihlâs zedelenir. Avâm-ı mü’minînin nazarında hakîkatlerin kuvveti bir derece noksânlaşır. Yakîniyet-i burhâniye dahi, kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı gālibe inkılâb eder. Daha muannid ehl-i dalâlete ve mütemerrid ehl-i zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i îmânda görünmemeye başlar. Ehl-i siyâset evhâma ve bir kısım hocalar i‘tirâza başlarlar. Onun için Nûrlara o ismi vermek münâsib görülmüyor. Belki “Müceddiddir, onun pişdârıdır” denilebilir.3

Metinde geçen "o gelecek zât" ifadesiyle ilgili Bediüzzaman Hazretleri şu ayrımı yapar:
İman Vazifesi: En önemli ve en kudsî olanıdır. Bu vazifeyi Risale-i Nur ve onun şahs-ı manevisi deruhte etmiştir. Hayat ve şeriat vazifesi, İslâm ahlakının ve hukukunun sosyal hayatta tam manasıyla yaşanmasıdır.
Görünen o ki; tecdidin en büyük rüknü olan iman kurtarma ve kuvvetlendirme davası kısmen tamamlanmış ve halen devam etmektedir. Sosyal ve siyasal alandaki geniş çaplı ihyayı gerçekleştirecek olan "beklenen zât" veya bundan sonra muhtemel yaşanacak süreç ise, yine bu iman temeli üzerine bina edilecektir.
Özetle, bu zaman şahıs zamanı olmadığı için günümüzde müceddidlik vazifesi şahıslardan ziyade var olan hakikatlere ve o hakikatleri temsil eden manevi topluluklara geçmiştir denilebilir. İçinde bulunduğumuz asırda "yeni bir müceddid kimdir?" sorusunun cevabı; Kur'an'ın bu asra bakan derslerini en ihlaslı, en ilmî ve en geniş kitlelere ulaştıran “hizmetin şahs-ı manevisidir yani Risale-i Nur'dur” diyebiliriz. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle; *"Bu zaman cemaat zamanıdır, şahs-ı manevi zamanıdır." Bu zamanda ferdî kahramanlıklardan ziyade, şahs-ı mânevînin deruhte ettiği iman hizmeti ön plandadır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 240.

  2. Ebû Dâvûd, Melâḥim, 1

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 5.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız