Soru

Hz. Peygamberin (sav) Mirac Mucizesi Bedeniyle Beraber mi Gerçekleşti?

Bazı ilahiyatçılar Peygamber Efendimizin miraca ruhen gitiiğini bedenen gitmediğini söylüyorlar.  Bu doğru mudur? Bu şekilde inananlar/düşünenler kafir olur mu? Bazıları da sedece mescid-i aksaya gitti ama Sidretül Müntehaya gitmedi, semayı aşmadı diyor. Mirac hadisesinin aslı nedir?

Tarih: 8.02.2024 15:44:02

Cevap

Öncelikle Mi'rac hadisesinde ruh-beden birlikteliğini kabul etmemek kişinin küfrünü gerektirmez.

 “Mi`rac ve İsrâ hadisesinin ruhen mi yoksa ruhen ve bedenen beraber mi olduğu hem selef hem de halef arasında tartışmalı konulardan biridir. Buna göre âlimlerin çoğunluğunu oluşturan grup bu hadisenin beden ve ruh beraber gerçekleştiği fikrini savunmaktadırlar. İçerisinde Hz. Âişe ve Hz. Muâviye'nin de bulunduğu, azınlığı teşkil eden bir diğer grup ise sadece ruh ile meydana geldiğini, bedenin ise yattığı yerden ayrılmadığını savunmuşlardır. Onlara göre hakikatleri ihtiva eden bir rüyadan ibaret olduğunu savunmuşlardır.[1] Bazıları ise bunun sadece Hz. Peygamber'e (s.a.v) gösterilmiş mistik bir görüntüden öte bir şey olmadığını söylerler.[2]

Kurtubî, İsrâ Sûresi'nde olay ile ilgili âyetin ruh ve beden birlikte gerçekleştiği görüşünü desteklediğini ifade etmiştir. Buna göre bu mûcizenin beden ve ruh birlikte gerçekleşmesi imkânsız değildir. Zira bir âyette te'vile gidebilmek için onun zahir mânasının imkânsız olması gerekmektedir. Bu ise söz konusu değildir.[3]

Bu hadise yanız ruh ile gerçekleşseydi Allah "بعبده" terkibini kullanmaz, "بروح عبده" terkibini kullanırdı. Zira "عبد/abd" beden ile ruhun toplamının adıdır. [4]

Eğer bu hadise uykuda gerçekleşmiş olsaydı bir mûcizelik söz konusu olmazdı. Mi’rac mûcizesini tasdik etmesi neticesinde Hz. Ebubekir “sıddık” lakabı alarak büyük bir fazilete haiz olmazdı. İnsanlar Hz. Peygamber'e (sav) bunu kimseye anlatmamasını söylemezdi. Eğer bu bir rüya olsaydı hiçbir şekilde müşrikler buna tepki göstermezdi.[5]

Eğer olay rüyada gerçekleşseydi veya mistik bir görüntüden ibaret olsaydı âyet, bu olayı meydana getiren varlığın her tür zayıflık ve eksiklikten uzak olduğunu gösteren "sübhane" ifadesi ile başlamazdı.[6]

Hz. Âişe ile Hz. Muâviye'nin olayın sadece ruh ile gerçekleştiğini savunmasına da itiraz edilmiştir. Buna göre Hz. Âişe'nin yaşı bu hadise gerçekleştiğinde çok küçüktü ve bu olaya şahit olmamıştı. Hz. Muâviye de bu olaya şahit olmamıştı ve henüz kâfir bir kimse idi. Ayrıca ikisi de Mi'rac ve İsrâ hadiseleri hakkında herhangi bir hadis rivâyet etmiş değillerdir.[7]

Genel itibariyle görüşler ruh ve beden birlikteliği üzerinde toplanmıştır. Ruh ve beden birlikte ûruc ettiğini söyleyenler şu şekildedir;

1. Abdullah b. Abbas 2. Cabir b. Abdullah 3. Enes b. Mâlik 4. Huzeyfe b. Yeman 5. Hz. Ömer 6. Ebû Hüreyre 7. Mâlik b. Sa’saa 8. Ebu Habbetü’l-Bedrî 9. Abdullah b. Mes’ud

Tâbiîn'den: 10. Dahhâk 11. Katâde 12. Saîd b. Müseyyeb 13. Saîd b. Cübeyr 14. Zührî 15. İbn Zeyd 16. Haşan 17. İbrâhim 18. Mücahid 19. Mesrûk 20. İkrime 21. İbn Cüreyc [8]

Bediüzzaman Hazretlerine göre iseNasıl, bir insan cismiyle binlerce sene mesafeyi birkaç dakika zarfında kat eder, gider, gelir?" şeklindeki bir suale verdiği cevapla bu konu hakkındaki fikrini ortaya koymaktadır. O bu soruya şöyle cevap vermektedir; 

“Arz gibi bir cisim, fennmizce, hareketi seneviyyesiyle bir dakikada takriben yüz seksen sekiz saat mesafeyi keser; takriben yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede kat' ediyor. Acaba, şu muntazam harekâtı ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kadîr-i Zülcelâl, bir insanı arşa getiremez mi? Şemsin cazibesi denilen bir kanun-u Rabbânî ile Mevlevî gibi, etrafında pek ağır olan cism-i arzı gezdiren bir hikmet, cazibe-i rahmet-i Rahmân ile ve incizab-ı muhabbet-i Şems-i Ezel ile bir cism-i insanı berk gibi Arş-ı Rahmân'a çıkaramaz mı?[9]

Said Nursi Hazretleri bu hadisenin cisim ile bu kadar kısa zamanda gerçekleşmesini Allah'ın kâinat üzerindeki kudret ve rububiyyeti ile ispatlarken hem soruda hem de cevabında bu yolculuğun ruh ve bedenle beraber olduğunu iki defa “cisim” kelimesi kullanarak tekit etmiştir. Râzî de güneş ve gezegenlerin çok büyük kütleler olduğunu, ancak Allah'ın izni ile onların da çok yüksek hızlara ulaşabildiğini ifade ederek buna benzer bir delil getirmiştir.[10]

Bediüzzaman Hazretleri; Hz. Muhammed'in (sav) arşa seyahatinin hakikatinı anlatırken bu konuya işaret eden şu cümleleri de kullanmıştır;

"Ruh-u Muhammedî'nin hadsiz vezâifine medar ve cihazatının mahzeni olan cism-i Muhammedî (a.s.m.), elbette onun ruh-u âlisiyle Arşa kadar beraber gidecektir."[11]

(Yukarıda ki parça Süeda Yayınları tarafından neşredilen, Abdulkadir Ertaş tarafından akademik bir çalışma olarak kaleme alınan “Risale-i Nur’da İsra, Mi’rac ve Şakk-ı Kamer” adlı eserden alınmıştır.)

İkinci sual;

İsrâ terim olarak; Hz Peygamber’in (sav) bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa denir. Bu anlam âyette şöyle ifade edilir; “Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işiten ve görendir."[12]              

Mi’rac hadisesi ise sizin de dediğiniz gibi terim anlamı olarak ise Hz. Peygamber’in (sav) göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder.[13]

Sizin sualinizden anlaşıldığı kadarıyla maksadınız İsra hadisesini kabul edilip, Mi’rac hadisesini kabul edilmemesidir. Mirac hadisesi ise hem Necm Suresinde anlatılmış hem de hadislerde açıkça bahsedilmiştir. Hatta İsrâ ve Mir'ac hadisesi, bütün hadis kaynaklarında geçmekte ve tüm İslâm diyarlarından rivâyet olunmaktadır. Bu yönüyle bu iki mûcize mütevatir hadisler arasında zikredilmektedir.[14]

Bu konu ile ilgili detaylı malumat için yukarıda atıf yapılan esere müracaat edebilirsiniz.

Ayrıca bakınız;

https://risale.online/soru-cevap/mirac-nasil-oldu

https://risale.online/soru-cevap/hz-peygamber-(sa)-mirac-gecesi-allah-i-gormus-mudur

https://risale.online/manset/sorularla-mirac-mucizesi-1

https://risale.online/soru-cevap/ru-yetullah-hz-musa-ve-hz-peygamber-(asm)

[1]    Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c. 10, s.208

[2]      Ebul-Ala Mevdûdî, Tefhimul-Kuran, Muhammed Hân Kayanî, Yusuf Karaca, Nazife Şişman, İsmail Bosnali, Ali Ünal, Hamdi Aktaş (çev.) , İnsan Yayınları, İstanbul 2005, c.3, s.76

[3]      Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c. 10, s.208

[4]      Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, c.20 s.293; Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c. 10, s.209

[5]      Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, c.20 s.293; Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c. 10, s.209

[6]      Mevdûdî, Tefhimul-Kuran c.3, s.76

[7]      Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c. 10, s.209

[8]      Köksal, Peygamberler Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselam ve İslâmîyet, s. 538; Kadı Iyaz, eş-Şifâ bi-(fî)taʿrîfi huhūhi (fî şerefi)’l-Mustafa, Dâru'l Fikr, basım yeri yok 1988, c.1, s. 189

[9]      Nursi, Sözler, s. 252

[10]   Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, c.20 s.293

[11]   Nursi, Sözler, s. 258

[12]   İsrâ, 17/1

[13]   İsfehânî, Müfredât, s. 332; Salih Sabri Yavuz, "Mi'rac", "DİA", İstanbul 2005, c. 30,s.132-135

[14]   Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, c.10, s. 204


Yorum Yap

Yorumlar