Emirdağ Lahikasında ilgili yer şu şekilde geçmektedir:
Bu enâniyetli zamandaki hizmet-i îmâniyede en büyük tehlikem ve ma‘nevî en büyük suçum ve cinâyetim, bu zamanda hizmet-i Kur’âniyemi şahsıma âit maddî ve ma‘nevî terakkiyâtıma ve kemâlâtıma âlet yapmak imiş.
Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki, bu uzun zamanlarda, ihtiyârım hâricinde hizmet-i îmâniyemi, değil maddî ve ma‘nevî terakkiyâtıma ve kemâlâtıma ve azâbdan ve cehennemden kurtulmama ve hatta saâdet-i ebediyeme vesîle yapmama, belki hiç bir maksada kat‘iyen âlet etmemekliğime gāyet kuvvetli, ma‘nevî bir mâni‘ görüyordum. Hayret, hayret içinde kalıyordum.1
İbadet, Allah emrettiği için yapılır. Sonucunda da sadece Allah'ın rızası beklenir. "(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!"2 âyetinin sırrıyla insanın yaratılmasının en önemli gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. İhlasa ve kulluğa yakışan sadece Allah için ibadet etmektir. Buna tam ihlas denilir. Bu hususta Kur’ân-ı Kerim’de yer alan şu ayetler, bize ihlasla nasıl ibadet ve hizmet etmemiz gerektiğini öğretmektedir:
Şüphesiz ki biz, sana bu Kitâb’ı hak ile indirdik; öyle ise (sen de) dinde O’na (karşı) ihlâslı (samîmî) bir kimse olarak Allah’a kulluk et!3
De ki: (Ben,) Allah’a dînimde O’na (karşı) ihlâslı (samîmî) bir kimse olarak ibadet ederim.4
Bununla birlikte bir kimsenin cennete girmek arzusuyla veya cehennem korkusuyla ibadet etmesi câizdir. Çünkü Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de hem cennete teşvik ediyor hem de cehennemle tehdit ediyor. Demek ki bir kimse, cennete gideceğini düşünerek veya cehennemden çekinerek şerleri, kötülükleri terk edip iyiliklere yönelebilir, ibadete ve hizmete koşturabilir.
Bediüzzaman Hazretleri, enaniyetin ön plana çıktığı bu zamanda, iman ve Kur’ân hizmetinde zayıf imanları takviye edip kuvvetlendirecek ve kesin kanaat verecek derslerin ancak Allah'ın rızasını esas maksat yapmakla tesir göstereceğini ifade etmektedir.Bu anlamda Bediüzzaman Hazretleri, hiçbir şeye alet edilmeyen iman ve Kur’ân hizmetinde bulunanların, manevi ve uhrevî makamları dahi gaye ve maksat hâline getirmemeleri gerektiğini ifade etmektedir. Şu ifadeler konumuza ayrıca ışık tutmaktadır:
Şimdi bu zamanda hiç bir şeye âlet ve tâbi‘ olmayan ve her gāyenin fevkinde olan hakāik-i îmâniyeyi, fıtrî ubûdiyet ile muhtâçlara te’sîrli bir sûrette bildirmenin bu dehşetli zamanda çâre-i yegânesi ve îmânı kurtaracak ve kanâat-ı kat‘iye verecek bu tarzda, yani hiç bir şeye âlet olmayan bir ders-i Kur’ânî lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın ve herkese kanâat-i kat‘iye verebilsin.5
Yani bu zamanda insanlara iman hakikatlerini tesirli şekilde anlatmanın yegane yolu, onları hiçbir dünyevi maksada alet etmeden, safi bir Kur’an dersi olarak anlatmak ve izah etmektir. Böyle bir hizmet, küfr-ü mutlakı ve inatçı dalaleti kırar; muhtaç olanlara kuvvetli bir iman ve kesin kanaat kazandırır.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.248
Zâriyât, 51/56
Zümer, 39/2
Zümer, 39/14
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.249

