FIKIH VE İBADET

07.12.2025

2

Kıymetli Takılar Takmanın Fıkhî Ölçüsü

Müslüman hanımların, kalabalık ya da seyrek olan bayan bayana müslüman bir toplum içinde; altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılan takılar, pırlanta gibi mücevherler takmalarının İslam fıkhındaki ölçüsü nedir? Detaylı izah eder misiniz.

31.12.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Müslüman kadınların, aralarında (kadın mahremiyeti olan bir ortamda) takı takmaları helâldir/mübahtır. Ancak bazı hususlara da dikkat etmek zorundadırlar. Avret sınırına riayet, israf ve gösterişten kaçınma, zekat meselesi ve ortamda erkek bulunmaması/görmemesi gibi şartlar önemli hususlardır. Kadınların kendi aralarında nasıl davranacakları/bulunacakları konusu, şu ayette çok açık belirtilmiştir:

Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları (Müslüman kadınlar) veya sâhib oldukları câriyeleri veya (pek yaşlı olmakla) kadınlara karşı şehvetleri olmayan erkek hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler!
Gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını (yere) vurmasınlar! Ey mü'minler! Hep birlikte Allah'a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.1

Ayette konumuzla ilgili dikkat çeken kısım, kendi kadınları olarak geçmektedir. Tefsir alimleri bu ifadeyi Müslüman kadınlar olarak belirtmişlerdir. Kadın, kendi evindeki normal hâlinde nasıl giyiniyorsa, diğer kadınların yanında da o şekilde giyinebilir.
Fıkıhta genel kaide: Kadının kadına karşı avreti, göbek ile diz arasıdır. Bunun dışında kalan kısmını, iş güç yaparken açılması âdet olan baş, saç, boyun, kollar, ayaklar vb. göstermesi caiz görülmüştür. Dolayısıyla kadınlar kendi aralarında iken; bilezik, kolye, yüzük, küpe vb. takılar, elbise, abiye, süslü kıyafetler giyebilirler ve takabilirler. Fakat namahrem erkeğin olmadığı bir ortamda takılabilir ve gösterilebilir.

Dikkat edilecek bir husus da zekat konusudur.

Esma b. Yezid'den rivayet edilmiştir ki:

"Teyzemle beraber Rasulullah'in (s.a.v.) yanına gitmiştik. Teyzemin bileğinde altın bilezikleri vardı. "Bunla­rın zekatını veriyor musunuz? diye sordu. 'Hayır' dedik. Buyurdular ki: 'Al­lah'ın size ateşten bilezikler taktırmasından korkmuyor musunuz? Onların zekâtını verin."2

Hadisten anlaşılacağı üzere her Müslüman, sahip olduğu malların -dinimizin belirlediği ölçülere göre- zekat, öşür veya sadakasını vermelidir. Bu dünyadaki her nimetin ahirette verilecek bir hesabı vardır. Buna dikkat ederek yaşamak, Müslüman kişinin ahirette kurtuluşa ermesini kolaylaştıracaktır. Bunu müjdeleyen bir hadis-i şerifte şöyle denilmiştir:

Gerçekten mü'minler kurtuluşa ermiştir: onlar ki, namazlarında hu­şu içindedirler, onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; onlar ki Zekât (vazifelerini) yerine getirirler; ve onlar ki iffet ve namuslarını korurlar...3

Ayrıca kadınların süslenmesi meşru bir ihtiyaçtır. Nur suresi 31.ayette kadının kimlere karşı süslenemeyeceğinin açıkça belirtilmesinden anlıyoruz ki; kadın esas olarak kocası için süslenmelidir. Özellikle fitnenin ve günahların yaygınlaştığı günümüz dünyasında, eşinin nefsini korumak ve yuvasının mutluluğunu temin etmek için kadının eşine güzel ve hoş görünmesi son derece önemlidir.

Kadınların takı ve ziynet eşyası kullanmalarını yasakladığı anlaşılan bazı rivayetler bulunsa da, Hz. Peygamber’in torunu Ümâme’ye Habeşistan’dan getirilen altın bir yüzüğü takması için verdiği de rivayet edilmektedir. Bu durum, söz konusu yasaklayıcı rivayetlerin, kadınların genel anlamda takı kullanmalarını değil; daha çok toplum içinde, özellikle erkeklerin dikkatini çekecek biçimde ziynet eşyası takmalarını sınırlandırmaya yönelik olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla değerli takıların kullanılmasının mutlak olarak yanlış olduğunu ileri sürmek isabetli görünmemektedir.

Dinimizde takı ile ilgili bir başka durum da şudur ki: Altın, gümüş, kına, süslü elbise ve benzeri şeyler kadınlara helâl, erkeklere haram kılınmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) altın ve ipeğin, ümmetinin erkeklerine haram, kadınlarına helal kılınmış olduğunu; bildirmiştir.4

Bu bütünlük içinde bakıldığında; kadınların takı kullanması meşru bir ziynettir.

Mezheplerin genel görüşü ise şu şekildedir: Kadının, kadınlara karşı avreti göbek ile diz arasıdır; bunun dışı normal ev hâli gibi kalabilir. Kadınlar, kendi aralarında: Altın, gümüş, değerli taşlı takılar, yöresel ziynet eşyaları, bilezik, halhal, küpe, yüzük vb. takabilirler. Erkeklerin (özellikle nâmahrem erkeklerin) görebileceği bir ortam yoksa, bu takıları takmak helâldir.
Harama dönüşen şey takının kendisi değil; nâmahrem erkeklere karşı açılması (ziynetin gösterilmesi), aşırı israf ve gösteriş, kibir ve başkalarını küçük görme gibi kalbî hastalıklardır.

Özetle; Müslüman kadınların her ortamda kimliklerini muhafaza etmeleri; iffet ve mahremiyetin ihlal edilme ihtimali olan durumlarda tesettür ölçüleri konusunda ihtiyatlı ve dikkatli olmaları gerekir.

Kaynakçalar
  1. Nur, 24/31

  2. M. Zevaid, K. Zekât, 3/67

  3. Buhari, Hacc bahsi, haccın vücubu, fazileti ve babı, 4/121

  4. Müslim, Libas, 2; Tirmizi, Libas, 1; İbn Mace, Libas, 19


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız