7.978
İnternet Bankacılığı ile Altın Alım Satımı Caiz midir?
Meseleyi ayrıntıları ile ifade etmeden önce katılım bankaları üzerinden sanal altın alıp satmanın, yani işlem esnasında fiilen var olmayan bir bedelin zimmette bulunmasının, hükmen kabz niteliğinde kabul edildiğini belirtelim. Dolayısıyla caizdir.Klasik fıkıh geleneğinde fiilî kabzı önceleyen genel bir tutum benimsenmiş olmakla birlikte, kabzın gerekli görüldüğü akit türlerinde fiilen gerçekleşmediği halde hükmen kabz kabul edilen uygulamalara da yer verilmiştir. Fıkıh kitaplarında ele alınan “tahliye” kavramı bunlardan birisidir. Tahliye; genel olarak, ilk mâlikin malı yeni malikin külfete girmeden ve bir engelle karşılaşmadan ulaşabileceği bir konuma getirmesi demektir.1Menkul ve gayrimenkul mal çeşitlerine göre tahliyenin mahiyetine ilişkin oldukça ayrıntılı malumat bulunmakla birlikte, konuyu uzatmamak gayesiyle sadece bir örnekle yetineceğiz. Dükkan, ev, ambar veya sandık içinde bulunan bir malı satıp da satılan malı alması için anahtarın müşteriye verilmesi, kabz için yeterli görülmüştür.2 Bu örnekte, satılan mala ait sembolik bir şeyin müşteriye teslim edilmesiyle kabzın gerçekleşmiş sayılması oldukça dikkat çekicidir.Klasik kaynaklarda oldukça farklı uygulama şekilleri sunulan3 tahliye, hükmî kabz olarak kabul edilmiş4 ve hakikî kabz için terettüp eden hükümlerin bunda da geçerli olduğu vurgulanmıştır.5 Kuşkusuz tahliye için verilen örnekler, kitapların yazıldığı dönemin örfünü yansıtmaktadır. Dolayısıyla tahliyede hem örfün hem de mübadeleye konu olan malın mahiyetinin belirleyici olduğu âşikârdır.Sarf akdinde taraflar arasında bedellerin karşılıklı olarak kabz edilmesi akdin şartlarından olmasına rağmen, “zimmette sarfın” kabul edilmesi de fiilî kabz dışında bir kabza fakihlerin onay verdiklerini göstermektedir. Zimmette sarf; birbirine karşı farklı para birimleri üzerinden borçları bulunan iki kişinin, karşılıklı olarak borçlarını kapatmak üzere yaptıkları muameledir. İmam Şâfiî ve Leys bin Sa'd böyle bir işlemi caiz görmemekle beraber, İmam Mâlik ve Ebu Hanîfe'ye göre zimmette sarf (borçlar arası sarf) işlemi caizdir. İmam Mâlik bu işlemin cevazı için her iki borcun vadesinin gelmesini şart koşarken, Ebu Hanîfe'ye göre vade ister gelmiş olsun isterse gelmemiş olsun fark etmez; her hâlükârda zimmette sarf caizdir.6 Zimmette sarf, yani borçlar arası sarf uygulamasında işlemin yapıldığı esnada bedellerin karşılıklı olarak kabzı fiilen gerçekleşmediği halde hükmî kabz fiilî kabzın yerini tuttuğu için bu işlem caiz görülmüştür.7Hükmî kabz niteliği taşıyan bir diğer uygulama da bir para birimi ile doğmuş olan borcun başka bir para birimi ile ödenmesine ilişkin uygulamadır. Her ne kadar bazı âlimler bu uygulamayı sarf niteliğinde görmemiş olsalar da çoğunluk, bu işlemin zimmet ve ayn arasında gerçekleşen bir sarf uygulaması olduğu kanaatindedir.8Mezkûr işlemin dayandırıldığı hadiste İbn Ömer, Hz. Peygamber (asm)'e bir para birimi ile yapmış olduğu alışverişte ödemeyi farklı bir para birimiyle yapmanın niteliğini sormuş, Hz. Peygamber (asm) de ödemenin, taraflar birbirlerinden ayrılmadan ve aralarında borç alacak ilişkisi kalmayacak şekilde o günün rayici üzerinden yapıldığı takdirde bir mahzur olmayacağını ifade etmiştir.9 Hadiste bahsedilen uygulamanın bir sarf işlemi olduğu kanaatinde olanlara göre, bir para birimi ile doğmuş olan borç başka bir para birimi ile ödendiğinde (örneğin dinarla oluşan borç dirhemle ödendiğinde) borçlu, vermiş olduğu gümüşle zimmetteki altını satın almış olmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında bahse konu işlem bir sarf işlemidir.Son dönem âlimlerinden Şevkânî, İbn Ömer hadisinin zimmette bir para birimi ile oluşan borcun bir başka para birimi ile ödenebileceğine delalet etmesinin yanı sıra, Hz. Peygamber (asm)'e atfedilen ifadenin işlem esnasında mübadele edilen bedellerden sadece birinin mevcut olduğuna işaret ettiğini söylemektedir. Buradan hareketle de, diğer bedelin mevcut olmamasının bir problem teşkil etmeyeceğini, zira söz konusu ifadenin, zimmette sabit olan bir şeyin hâlihazırda mevcut mesabesinde olduğuna delalet ettiğini ifade etmektedir.10 Bu duruma göre işlem esnasında fiilen var olmayan bir bedelin zimmette bulunması hükmen kabz niteliğinde kabul edilmektedir.Ayrıca BakınızKATILIM BANKASINDAN İHTİYAÇ KART KULLANIMIBANKALARIN VERDİĞİ SIFIR FAİZLİ KREDİLERİ KULLANMAKKATILIM BANKASININ HİSSE SENEDİNİ SATIN ALMAKKATILIM BANKASI KREDİ KARTI GECİKME CEZASI CAİZ MİDİR?KATILIM BANKASINDAN EV VEYA ARABA ALMAKKaynakçalarKarşılaştırmalı olarak bkz. Kâsâni, a.g.e., VI, 236,237; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 73, X, 67. Kaynaklarımızda “tahliye” kavramının yanında bir de “tahallî kavramı kullanılır. Tahliye ve tahalli kavramları neticede aynı sonuca götüren iki kavram olmakla birlikte aralarında kısmî bir farklılık vardır. Şöyle ki; tahliye satıcının tahallî ise alıcının eylemidir. Başka bir ifadeyle, tahliye satıcının malı teslim etmesi veya teslim edecek konuma getirmesi, tahalli ise müşterinin malı kabzı veya kabzedecek konumda olmasıdır. Somut bir şekilde ifade etmek gerekirse tahliye teslim tahalli ise tesellümdür. Karşılaştırmalı olarak bkz. Kâsâni, a.g.e., VI, 236,237; Şirbînî, a.g.e., II, 72; İbn Âbidîn, a.g.e., X, 67.Bkz. İbn Âbidîn, Muhammet Emîn bin Ömer bin Abdilaziz, Reddü'l-muhtâr ele'd-dürri'l-muhtâr, Beyrut, 1419/1998, VII, 73; Mecelle, md. 275.Bkz. İbn Âbidîn,a.g.e., VII, 73, X, 67Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., VII, 73; Senhûrî, Abdurrezzâk Ahmed, Mesâdiru'l-hak fi'l-fıkhi'l-İslâmî, Beyrut, 1998,VI,Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., X, 67.İbn Rüşd, Ebu'l-Velid Muhammed bin Ahmed bin Muhammed bin Ahmed, Bidâtü'lmüctehidve nihâyetü'l-muktesıd, Beyrut, 1416/1995, III, 1291.Hammâd Nezih, Dirâse Fikhiyye, Taif, ts. (Dâru'l-Fârûk), s. 29.Bkz. İbn Kudâme, Muvaffak uddîn Ebû Muhammed Abdullah, el-Muğnî, Tahkîk: MuhammedŞerefudddin Hattâb ve Seyyid Muhammed Seyyid, Kahire 1416/1996, V, 498,499.İbn Ömer'den nakledilen hadiste kısmî ifade farklılıkları olmakla birlikte ortak olan noktaların metni şöyledir: “Ben Bakî'de deve satardım; bazen dinar karşılığında satar dirhem alır, bazen da dirhem karşılığı satar, dinar alırdım. Sattığımda dirhemin yerine dinar alır ve aldığımda da dinar yerine dirhem verirdim. Rasûlullah (s.a)'a gidip: Ya Rasûlallah, müsaade eder misin, sana bir şey soracağım. Ben Bakî'de deveyi dirhem mukabilinde satıp, dinar alıyorum. Dinar mukabilinde satıp dinar alıyorum dedim. Rasûlullah (s.a):”Birbirinizden ayrılmadan ve aranızda hiçbir şey kalmaksızın o günün rayici ile birinin yerine ötekini almanda bir mahzur yoktur.” Karşılaştırmalı olarak bkz. Ebu Dâvûd, “Büyu”, 14; Tirmizî, “Büyu”, 24; Nesâî, “Büyu'”, 52; İbn Mâce, “Ticârât”, 51.Şevkânî, Muhammed bin Ali, Neylü'l-evtâr min ehâdîs-i seyyidü'l-ahbâr, Daru'l-Hayr, Beyrut, 1416/1997, V, 174.

