Bahsedilen âyet şöyledir:
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra, inkâr edenler (hâlâ bu putları) Rablerine denk tutuyorlar!1
Ayetteki Karanlıklar ve Aydınlığın Manası
Âyetteki, "Karanlıkları ve aydınlığı" ifadesinin ne anlama geldiği ile ilgili iki farklı görüş vardır:
Bunlardan maksad, maddî göz ile görülüp idrak edilen bu iki şey yani gerçek anlamlarında karanlık ve aydınlıktır. Bunun böyle olduğu hususunu, bu lâfızların, bu manalarda hakikî olarak kullanılışları da destelemektedir. Yine bu iki şey, gökler ve yer ile birlikte zikredildiğine göre, bunlardan ancak maddî (hissî) olan bu iki husus (karanlık ve aydınlık) anlaşılır.
Vahidî, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın bu âyet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir.
Cenâb-ı Allah, "karanlıkları ve aydınlığı var eden" buyurmuş ve "karanlıklar" lafzı ile şirkin, nifakın ve küfrün karanlığını, "aydınlık" (nûr) ile de İslâm'ın, imânın, nübüvvetin ve yakînin nurunu kastetmiştir.
Hasan el-Basrî'nin de İbn Abbas'ın sözünün bir özeti mahiyetinde şöyle demiştir:
"Allah bu âyetle küfür ve imanı kastetmiştir" dediği nakledilmiştir ki, bu iki söz arasında bir fark yoktur.2
Yani buradaki karanlık manaları ya gerçek manalarında kullanılmış ya da mecazi olarak aydınlık ile İslâm ve iman kastedilmiş, karanlıklar kavramıyla da küfür, inkar kastedilmiştir.
Karanlıkların Çoğul, Nurun Tekil Olmasının İzahı
Fahreddin Razi karanlıkların çoğul aydınlığın ise tekil olarak zikredilmesini şöyle izah etmiştir:
Birisi çıkıp şöyle diyebilir: "Cenâb-ı Allah, (niçin) "karanlıklar" kelimesini çoğul, "aydınlık" sözünü de tekil olarak kullanmıştır?"
Biz deriz ki: Âyette geçen "karanlıklar" (zulumât) lâfzını küfür manasına; "nûr" (aydınlık) lâfzını da imân manasına hamledenlere göre, âyetin manası açıktır. Çünkü hak tek, bâtıl birçoktur.
Ama bu kelimeleri maddî karanlık ve aydınlık manasına hamledenlere göre, şu cevap verilir: Nûr, kuvvetli ve tam olan o (aydınlık) durumundan ibarettir. Sonra bu durum, yavaş yavaş azalabilir. Bunun birçok mertebesi ve kademesi vardır. İşte bu sebepten ötürü "karanlıklar" cemi olarak kullanılmıştır.3
Nesefi ise tefsirinde şu izahı yapmıştır:
Aydınlık kelimesinin âyette tekil olarak gelmiş olması âyette cins murat olunmasından ötürüdür, Çünkü farklı aydınlıklar yoktur. Aydınlık bu manada tektir. Halbuki zulmet ise değişiktir, farklı farklı karanlıklar vardır. Bu bakımdan zulmet kelimesi çoğul şeklinde zulümât olarak gelmiştir. Çünkü her şeyin zulmeti/karanlığı o şeyin farklılığına bağlıdır. Meselâ gecenin karanlığı, denizin karanlığı, karanlık bir mekanın karanlığı hep birbirlerinden ayrı ve farklı karanlıklardır, birinin zulmeti ya da karanlığı diğerine asla uymaz ve benzemez. Buna karşılık nur tek bir türdür, karanlıklar gibi çeşit çeşit değildir.4
En'am, 6/1
Fahrettin Razi, Mefatihu’l Gayb(Tefsirü’l Kebir, Daru’l İhya, Beyrut 1420, c. 12, s. 477.
Fahrettin Razi, Mefatihu’l Gayb(Tefsirü’l Kebir, Daru’l İhya, Beyrut 1420, c. 12, s. 477.
Nesefi, Medarikü’t Tenzil, Daru’l Kelimi’t Tayyib, Beyrut, 1998, c. 1, s. 489.

