İslâm'da dinî sorumluluğun (teklifin) temel şartlarından biri akıl sahibi olmaktır. Bu sebeple aklını tamamen kaybetmiş, iyiyi kötüden ve yaptığının sonucunu ayırt edemeyen kimse dinen mükellef sayılmaz. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:
Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastalığına duçar olandan aklı başına gelinceye kadar ve çocuktan bulûğ (ergenlik) çağına gelinceye kadar.1
Burada akıl hastalığının kaybeden yani mecnun (deli) kişi, akıl gücünü kaybettiği için söz ve davranışlarını bilinçli şekilde yönlendiremeyen kimsedir. İslam hukukunda akıl, teklifin (dini yükümlülüğün) temel şartıdır. Bu sebeple tam anlamıyla akıl hastası olan kimse dini sorumluluk taşımaz. Eğer akıl hastalığı geçici ise kişi ancak aklını kaybettiği süre içinde sorumlu değildir. Şuuru yerine geldiğinde dini yükümlülükleri yeniden başlar.2
Dolayısıyla mesul olmamaya sebep olan delilik, sadece psikolojik rahatsızlık, vesvese, depresyon veya zaman zaman öfkesine hakim olamama değildir. Ölçü şudur:
Ne yaptığını ve söylediğini anlayamayacak derecede aklın ortadan kalkması.
İyiyi kötüyü, faydayı zararı ayırt edememesi.
Fiillerini bilinçli iradesiyle yönlendirememesi.
Bu seviyeye ulaşmayan akıl hastalıkları veya ruhsal rahatsızlıklar, kişinin sorumluluğunu tamamen kaldırmamaktadır. Ancak hastalığın derecesine göre bazı dini hükümlerde kolaylık (ruhsat) sebebi olabilir.
Ebû Dâvûd, Hudûd, 17.
İbrahim Kafi Dönmez, "Cünun", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 8, s. 129.

