Ruhsat
Sözlükte “kolaylık” anlamına gelen ruhsat kelimesi, fıkıh usulü terimi olarak şer‘an geçerli mazeretlere binaen normal durumlara ait asli hükmün (azîmet) gereğine uymamayı meşrû/helal hale getiren, kolaylaştırma esasına dayalı geçici hükmü ifade etmektedir. İslam dininde temel esas, mükellefin Allah'ın koyduğu hükümleri normal şartlar altında eksiksiz yerine getirmesidir. Ancak insan hayatında hastalık, yolculuk, açlık, zorluk veya tehlike gibi olağanüstü durumlar ortaya çıkabilir. İşte bu gibi durumlarda din, insanı güçlüğe sokmamak ve hayatını korumak amacıyla bazı kolaylıklar tanımıştır. Fıkıh usulünde bu kolaylıklara ruhsat denir. Kolaylıkla ilgili Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır:
... Allah size kolaylık ister ve size zorluk istemez...1
Hz. Peygamber (sav) ise şöyle buyurmuştur:
Allah, azîmetlerinin (azîmet kıldıklarının) yerine getirilmesini sevdiği gibi ruhsatlarının (ruhsat kıldıklarının) da yerine getirilmesini sever.2
Böylece gerektiğinde ruhsattan yararlanmanın da dinin bir gereği olduğunu açıkca bildirmiştir. Ruhsata birçok örnek verilebilir. Normal şartlarda şarap içmek haramdır ancak susuzluktan ölme tehlikesi bulunan ve başka içecek bulamayan kimsenin hayatını kurtaracak kadar içmesine izin verilmiştir. Aynı şekilde domuz eti yemek de haramdır. Fakat açlıktan ölüm tehlikesi geçiren ve helâl yiyecek bulamayan kişinin, sadece hayatını kurtaracak kadar domuz eti yemesi caiz görülmüştür. Yine normal şartlarda Ramazan orucunun vaktinde tutulması farz olmakla birlikte seferilik halinde bunun ertelenmesine izin verilmiştir. Belirli durumlara bağlı olarak verilen bu müsaade ruhsat adını alırken normal şartlar altında aynı fiilin hükümleri azîmet diye adlandırılır.3 Nitekim Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır:
(O,) size ancak ölüyü (usûlünce kesilmeden veya avlanmadan ölen hayvanı),(akan) kanı, domuz etini ve kendisi Allah'dan başkası için kesilen (hayvanın etin)i haram kılmıştır. Fakat (başkasının hakkına) tecavüz edici olmadan ve haddi (zarûret mikdârını) aşıcı olmadan kim (bunlardan ölmeyecek kadar yemeye) mecbur kalırsa, artık ona bir günah yoktur. Şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.4
Bunun yanında hasta olan kişinin orucunu daha sonra kaza etmesi, ayakta namaz kılamayanın oturarak veya yatarak namaz kılması, su bulamayan ya da suyu kullanması sağlık açısından sakıncalı olan kişinin teyemmüm etmesi de ruhsat örnekleri arasında yer alır. Bütün bu hükümler, İslam'ın insan hayatını, sağlığını ve can güvenliğini korumayı amaçlayan rahmet yönünü göstermektedir.
Azimet
Azimet, “ısrarla istemek, kastetmek, kesin karar vermek” manalarına gelen azm kökünden türetilmiş bir isimdir. Hanefîler azm kökünü, ifade ettiği tekit ve kuvvetten dolayı yemin manası taşıyan lafızlardan saymışlardır. Azimetin karşıtı ise ruhsattır. Azimet, İslam hukukunda mükellefin herhangi bir mazereti bulunmadığı zaman uyması gereken asli ve genel hükmü ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle azimet, Allah'ın kullarına normal şartlarda yüklediği temel sorumluluklardır. Ruhsat ise ancak geçerli bir mazeretin bulunması hâlinde devreye giren geçici kolaylıktır. Namazların vakitlerinde kılınması, Ramazan orucunun zamanında tutulması, içkinin haram olması, faizden uzak durulması ve helâl gıdalarla beslenilmesi azimet hükümlerine örnek teşkil eder.
İslam'da esas olan azimetle amel etmektir. Çünkü dinin temel hükümleri bunun üzerine kurulmuştur. Ancak kişinin hastalık, yolculuk veya hayati tehlike gibi meşru bir mazereti ortaya çıktığında, din ona ruhsat tanımış ve güçlüğü kaldırmıştır. Böylece İslam, hem ibadetlerin ciddiyetini korumuş hem de insanın gücünü aşan yükümlülükler yüklememiştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz...5
Böylece azimet ve ruhsat arasındaki dengenin temeli ortaya konulmuştur. Mümin, mazereti bulunmadığı sürece azimet hükümlerini yerine getirir. Mazeret oluştuğunda ise Allah'ın tanıdığı ruhsattan yararlanabilir.6
Aralarındaki Farklar
Ruhsat ve azimet, İslam hukukunda birbirini tamamlayan iki önemli kavramdır. Aralarındaki temel fark, hükmün uygulanma şartlarında ortaya çıkar. Azimet, normal şartlarda herkes için geçerli olan asli hükümdür. Ruhsat ise geçerli bir mazeret bulunduğunda azîmet hükmünün geçici olarak hafifletilmesi veya farklı şekilde uygulanmasına izin veren kolaylaştırıcı hükümdür.
Azimet sürekli ve genel niteliklidir. Ruhsat ise belirli şartlara bağlıdır ve mazeret ortadan kalkınca sona erer. Örneğin sağlıklı ve mukim bir Müslümanın Ramazan orucunu tutması azimettir. Ancak yolculuğa çıkan veya hastalanan kimsenin orucunu daha sonra kaza etmek üzere ertelemesi ruhsattır. Normal şartlarda domuz eti yemek haramdır. Fakat ölüm tehlikesi doğuran açlık halinde sadece hayatını kurtaracak kadar yemeye izin verilmesi ruhsattır. Su bulunduğu sürece abdest almak azimettir. Su bulunmadığında veya kullanılması zararlı olduğunda teyemmüm etmek ise ruhsattır.
İslam âlimleri, geçerli bir mazeret bulunduğunda ruhsatı kullanmanın dinin tanıdığı bir kolaylık olduğunu belirtmişlerdir. Bazı durumlarda ise ruhsattan yararlanmak sadece caiz değil, canın korunması gibi temel dini amaçlar sebebiyle gerekli hatta vacip olabilir. Bu sebeple ruhsatı küçümsemek doğru olmadığı gibi, mazeret bulunmadığı hâlde ruhsata başvurmak da dinin hükümlerini hafife almak anlamına gelir. İmam Şa'rânî bu konuda şöyle demiştir:
Şerîat, emir ve yasaklar bakımından “tahfîf” ve “teşdît” olmak üzere iki mertebe halinde gelmiş olup, tek mertebe halinde gelmemiştir. Zira bütün mükellefler iki kısmın haricine çıkamazlar. Her asır ve zamanda imân ve beden bakımından zayıf veya kuvvetli olurlar. Kuvvetli olanlar, teşdîde muhatap olup azîmetleri alırlar. Zayıf olanlar ise tahfîfe muhatap olup ruhsatları alırlar. Her iki grup da Rablerinin şerîatı ve gösterdiği yol üzere olurlar. Kuvvetli olan ruhsatlara inmekle emrolunmaz, zayıf olanlar ise azîmetle mükellef tutulmazlar.7
Netice itibarıyla, İslam'da esas olan azimetle amel etmek, ihtiyaç ve meşru mazeret halinde ise ruhsattan yararlanmaktır. Böylece din, hem İlâhî hükümlerin ciddiyetini korumuş hem de insanın güç ve şartlarını gözeterek kolaylık ve rahmet esasını hayata geçirmiştir.
Bakara 2/185.
İbn Hanbel, Musned, II/108.
İbrahim Kafi Dönmez, "Ruhsat", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2008, c. 35, s. 207.
Bakara 2/173.
Bakara 2/286.
Mustafa Baktır, "Azimet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, c. 4, s. 330.
Ferhat Gökçe, "Şa'rânî ve Hadisleri Değerlendirmede Mizan Yöntemi", Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s. 189-190.

