İnsan, çoğu zaman kendi yaratılışına bakarken yalnızca eksik gördüğü yönleri fark eder ve “Neden daha farklı yaratılmadım?” diye düşünebilir. Halbuki insanın mahiyeti, sadece dış görünüşü veya dünyadaki gücüyle değerlendirilemez. Onun asıl kıymeti; Rabbini tanıyabilen, aczini anlayabilen, dua edebilen ve kulluk vazifesini yerine getirebilen bir varlık olmasındadır.
Bu sebeple insanın erkek ve kadın olarak yaratılması da, sahip olduğu sınırlılıklar da rastgele değildir. Her biri İlahi hikmetin, rahmetin ve en güzel ölçünün bir parçasıdır. Meseleye sadece “Daha güzel, daha güçlü, daha kusursuz olamaz mıydı?” diye bakmak eksik kalır. Asıl bakılması gereken nokta, insanın neden bu şekilde yaratıldığı ve bu yaratılışın hangi hikmetlere hizmet ettiğidir.
Şüphesiz, biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır. 1
Bu ayet, insanın yaratılışındaki hikmete ve en güzel şekilde yaratıldığına işaret eder. İnsan, bütün varlıklar içinde hususi bir mevkiye sahiptir.
Hani Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. 2
İnsanın varlıklar içinde halife olabilmesi için aczini, fakrını ve eksikliğini hissedebilmesi gerekir. Çünkü insan, ancak bu şekilde Rabbine tam manasıyla yönelir; O’ndan yardım ister, dua eder ve O’na sığınır. Zaten birçok şey zıddıyla daha iyi anlaşılır. Ölçülemeyen hakikatler de çoğu zaman zıtlarıyla bilinir.
Cenab-ı Allah’ın isim ve sıfatları sonsuzdur. Bu sonsuz hakikatlerin daha iyi anlaşılması için insanda bir kıyas, bir ölçü, bir numune hükmünde bazı haller bulunur. Mesela Allah’ın rahmetini en iyi anlayan, o rahmete en çok muhtaç olandır. Keremini en iyi anlayan, o kereme en çok ihtiyaç duyandır. Affediciliğinin büyüklüğünü en iyi hisseden, hata etmeye ve affa muhtaç olmaya en açık olandır.
Aynı şekilde Allah’ın Rezzak ismini, rızka en çok muhtaç olan; Şafi ismini, hastalığa en çok yönüyle düşebilen; Hafiz ismini ise tehlikelere ve düşmanlara karşı korunmaya muhtaç olan daha iyi anlar. Bu misaller, Allah’ın daha birçok isim ve sıfatı için de çoğaltılabilir.
Bu sebeple insandaki eksiklik ve kusur gibi görünen şeyler, aslında onu bütün varlıklar içinde farklı ve yüksek bir konuma çıkaran hususi cihazlar gibidir. İnsan, bu yönüyle halife olmaya layık bir mahiyette yaratılmıştır.
Bir başka noktadan da meseleye şöyle bakılabilir: İnsan, kendisine verilen sınırlı güzellik, sağlık, güç ve imkanlara rağmen bazen dünyaya fazlasıyla kapılıp asıl yurdu olan ahireti unutabiliyor. Eğer bunlar daha fazla verilseydi, belki de dünyaya daha çok dalacak ve ahiretini büsbütün ihmal edecekti. Bu yönüyle insanın sınırlı yaratılması da İlahi rahmetin ayrı bir tecellisidir.
Kısacası, insanın bazı yönlerden eksik görünmesi, onun değersiz olduğunu göstermez. Bilakis bu hal, onun Rabbini tanımasına, O’na yönelmesine ve kulluğunu daha iyi anlamasına vesile olur.
Tin, 95/4.
Bakara, 2/30.

