İMAN

16.12.2025

6

İnsanlık mı Önce Gelir Yoksa Dindarlık mı?

İnsanlık mı önce gelir, dindarlık mı? Bazıları insanlığın önce geldiğini ileri sürüyor. İnançsız yahut ateist bireyler nasıl ahlâklı olabiliyor? Müslüman olmadığı hâlde Gazze’nin derdiyle hemhâl olan insanlar var. Bu güzel hasletler iman kaynaklı değil mi? Ahlâk ve erdemin kaynağı din midir?

05.01.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bu soruya net bir şekilde cevap verebilmek için öncelikle insanın mâhiyetini, yani insanı ve özelliklerini bilmek gerekir. Buna ek olarak dindarlık ve insanlıktan tam olarak neyin kast edildiği, ahlak ve dindarlığın nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekir.

İman ve İslamiyet bakış açısıyla bakıldığında, Allah tarafından değerli ve yüce olarak yaratılan insana1 verilen ve rakamlara sığmayan kâbiliyetler vardır. Bunların altında, sonsuz sayıda beceriler ve onlardan çıkan sonsuz meyiller vardır. Bu meyillerden de sonsuz sayıda fikir ve düşünce meydana gelir.2

İnsan, kâinâtın en son ve en kapsamlı meyvesidir.3 Yani insan, bütün varlıklar içerisinde kabiliyet, yetenek ve potansiyel açısından en büyük ve en yüksek varlığıdır. Ayrıca kâinatın küçük bir örneği olup her tarafı ile ilişki kurabilen bir yapıdadır.4

İnsanın bedeni, nefsi ve ruhuna takılmış çok sayıda özellik, cihaz ve güç bulunmaktadır. İnsan, binlerce çeşit acıları hissedebilen, binlerce çeşit lezzetler alabilen hayat sahibi bir makine; sonsuz maddî ve ma‘nevî düşmanlarının yanı sıra görünen ve görünmeyen sonsuz sayıda ihtiyaçları bulunan bir mahlûktur.5 Bu özelliklerinden dolayı Allah, insanı kâinât içinde geniş terbiye ediciliğine karşı en önemli bir kul; hitabına karşı en mütefekkir bir muhâtab; bütün güzel isimlerini gösterecek bir ayna yapmıştır.6

İşte insan tanımında yer alan bu sonsuz özellikler ve yetenekler, sadece tevhit ve iman ile anlaşılabilir. Çünkü imân, insanı gerçek anlamda insan eder.7 Tevhit sayesinde insan, bütün varlıkların en mükemmeli ve kâinâtın en kıymetli meyvesi olur. Ayrıca hayat sahibi varlıkların en bahtiyarı ve en mutlusu; ve Allah'ın muhâtabı ve dostu olabilir. Hatta insandaki bütün güzel özellikler ve yüce maksatlar, tevhîde bağlıdır ve onunla ortaya çıkar. Eğer Allah inancı olmazsa, insan varlıkların en bahtsızı, en düşüğü8 ve canlı varlıkların en çaresizi ve şuur sahibi varlıkların en hüzünlüsü, en fazla sıkıntı ve kaygı çekeni olur. Çünkü insanın sonsuz sayıda düşmanı ve ihtiyacı vardır. Eğer bu ihtiyaçları karşılayacak yere dayanmazsa en çaresiz ve sıkıntılı varlık haline gelir. Eğer Allah'a dayanırsa bütün sıkıntıları çözülür ve ihtiyaçları giderilir.9

Dolayısıyla ancak iman eden kişi, gerçek manada insan olabilir. Bakara sûresinin 13. âyetinde mealen şöyle denilmektedir:

Onlara: “İnsanların (mü'minlerin) îmân ettiği gibi îmân edin!” denildiği zaman ise: “Biz, sefihlerin (beyinsizlerin) îmân ettiği gibi mi inanacağız?” derler. Dikkat edin! Muhakkak ki sefih olanlar ancak onlardır, fakat bilmiyorlar.

Âyet-i kerimede müminler için 'insan' ifadesi kullanılmıştır. Buna göre imânı olmayan kişinin insan sayılmaması gerekir. İnsan ifadesi, gerçek anlamda sadece mü’minlere mahsûstur. Bu da îmân sayesinde hakiki insanlığın mü’minlere has olduğunu gösterir. Veya imânsız olanların, insanlık mertebesinden düştükleri anlamına gelir.10

İnsandaki sonsuz sayıdaki özellikler ancak iman sayesinde gelişir. Buna göre bir kişiye, hakiki anlamda insan denilmesi için sahip olduğu potansiyellerin ve yeteneklerin açığa çıkması ve gelişmesi gerekir. Yoksa potansiyel olarak bir kişide var olan bir özellik, açığa çıkmamışsa ona bu özellik atfedilemez. Mesela her insanda yazarlık potansiyeli ve kabiliyeti vardır. Ancak bir insanın yazar adını alabilmesi için bu potansiyelin açığa çıkarması gerekir. Bir kişiye gerçek manada insan diyebilmek için de potansiyel olarak var olan güzel hasletlerin iman ile açığa çıkması gerekir.
Meselenin ikinci yönü, insanlık ve dindarlıktan neyin kast edildiğidir. Sözlükte insana yakışır haller olarak tanımlanan insanlık, yukarıda belirtildiği üzere ancak Allah'a iman ile ortaya çıkabilir. İlk insan olan Hz. Adem (a.s.) bir insanın nasıl davranması gerektiğini vahiy ile Allah'tan almıştır. Buna göre tarihte görülen bütün güzel hasletler, huylar ve haller, hep imandan kaynaklanmıştır. Bugün çeşitli toplumlarda ve dinlerde görülen güzel hasletlere bakıldığında, kaynağının ve temellerinin peygamberler olduğu görülecektir. Cesâret vb. bütün hakîkî güzelliklerin kaynağı îmândır ve ibadettir.11 Diğer beşerî sistemlerdeki güzellikler ve iyilikler de Allah'ın insana verdiği güzel huylardan çıkmıştır.

Buna binaen inanmayan bir insanda görülen güzel hasletlerin bir şekilde imandan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Çünkü bu kişi, bir peygamberi inkâr etse, diğer peygamberlere inanabilir. Peygamberleri bilmese de, Allah’a bir şekilde inanabilir.12 Onu da bilmese, güzel hasletlere kaynaklık edecek bazı güzel huylara sahip olabilir. Bununla birlike böyle bir kişinin, insanın potansiyelindeki bütün güzel özellikleri taşımadığı açıktır.

Diğer taraftan kâfirlerin medeniyeti ile mü’minlerin medeniyetinin verdiği ürün ve faydalara bakıldığında şu fark görülecektir: Kâfirlerin medeniyeti, medeniyet elbisesini giymiş korkunç bir vahşettir. Dışı parlar, içi ise yakar. dışı süs, içi pistir. Şekil ve görünüşte yakın ve tanıdık gibi gelirken, ahlakı buna tam zıt olan bir şeytandır. Müminlerin medeniyetinin içi nûr, dışı rahmet; içi muhabbet, dışı kardeşlik; görünüşü yardımlaşma, ahlakı şefkattir.13

Son olarak belirtmeliyiz ki dindarlık-insanlık ayrımı, modern zamanlarda yapılan bir ayrımdır. Kadim zamanlarda hiçbir din ve öğreti böyle bir ayrım yapmamıştır. Çünkü dindarlık, temelde mümin olmak ve imanın gerektirdiği güzel hasletlere sahip olmaktır. Bu da gerçek manada insanlık demektir. İmandan ayrı gerçek anlamda bir dindarlık ve insanlıktan bahsedilemez. Dindarlık ve insanlık arasında bir öncelikten ziyade birbirini tamamlama söz konusudur. Bu nedenle günümüzde bazılarının anladığı ve anlattığı gibi dindarlığı insanlıktan ayrı görmemek gerekir. Hakikî dindar, insana yakışır özelliklere sahip kişidir. Dolayısıyla gerçek insanlık, mümin ve dindar olmak anlamına gelir.

Öte yandan günümüzde bazı kesimler, hata yapan dindarlara bakarak, dindarların kötü olduğu algısını yaymaktadır. Halbuki dinin terbiye ettiği nice evliya ve sâlih kimseler, insanlığın yüz akı olmuşlardır. Buna karşılık dindar olmayanlar veya dinsiz olanların bir iki sınırlı güzel hasletine karşılık yüzlerce kusuru vardır. Bu tür kişilerin çevresine kattığı iyilikler azdır ve sınırlıdır.

Ayrıca karşılaştırma, dindar gözüküp kötülük yapanlar ile dindar olmayıp iyi olanlar arasında yapılmamalıdır. Bilakis hakiki manada dindar olan ile dinsiz olan bir kişinin ahlakı karşılaştırılmalıdır. Bu şekilde karşılaştırma yapıldığında hakiki dindarların yüksek insani hasletlere sahip olduğu görülecektir.

Kaynakçalar
  1. İsrâ Suresi 70; Tîn Suresi 4;

  2. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 50.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 79; Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 48.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 19.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 47.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 103.

  8. Tîn Suresi 5.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 12.

  10. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 92.

  11. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 5.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 153.

  13. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 82.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız