Öncelikle buna tarih ilminde “anakronizm” veya “bağlam hatası” denilmektedir. Yani günümüzün değer yargıları ve sosyal normlarıyla geçmişte yaşanmış bir olayı değerlendirmek demektir. Oysa tarihi olaylar, kendi dönemlerinin şartları içerisinde ele alınmalıdır. Nitekim daha bundan 40-50 yıl önce 14-15-16 yaşlarında evlilikler gerçekleşiyor ve toplum bunu normal karşılıyordu. Günümüzde ise bu 18 olarak kabul edilmekte ve normal görülen ölçü bu olmaktadır. Fakat toplumsal normlar (kurallar) zamanla değişebilir. Bu sebeple bir olayı değerlendirirken bugünün değil, yaşandığı dönemin şartlarını, kültürünü ve anlayışını esas almak gerekmektedir.
Hz. Ömer (ra) ile Hz. Ali’nin (ra) kızı Ümmü Gülsüm arasındaki evlilik de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bazı kimseler bu evliliği günümüzün ölçüleriyle ele alıp, “Hz. Ali gibi bir insan küçük yaştaki kızını nasıl olur da Hz. Ömer gibi yaşça büyük birine verir?” veya “Hz. Ömer nasıl böyle bir evlilik yapmak ister?” şeklinde sorular sormaktadır. Ancak tarihi kaynaklara bakıldığında olayın arka planının iddia edildiği gibi olmadığı görülmektedir.
Öncelikle Hz. Ömer, (ra)‚ "şehvet için değil çocuk sahibi olmak için evlenilir" sözleriyle bu evliliklerindeki asıl maksadını belirtmektedir. Ayrıca kadınlara yaklaşımını anlatırken, "cahiliyede kadınları bir şey saymazdık. İslam geldi ve Allah onların haklarını zikredince, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu gördük..." şeklindeki sözleri Hz. Ömer’in eşlerine yönelik tutumunu özetlemektedir. Bu ifadeler onun kadınlara sadece nefsani arzular açısından yaklaşmadığını göstermektedir.1
Kaynaklarda bildirildiğine göre Hz. Ömer (ra), Hz. Ali’nin (ra) ve Hz. Fâtıma’nın kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmeyi özellikle istemiştir. Bunun sebebi ise Peygambere (sav) akraba olma arzusudur. Hz. Ömer, Peygamber Efendimizden şu hadisi işittiğini söylemiştir:
Kıyamet gününde benim nesebim ve hısımlığım dışında bütün nesep ve hısımlık bağları kesilecektir.2
Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) ile arasında bir akrabalık bağı bulunmasını istemiştir. Daha önce kızı Hafsa’yı Peygamber Efendimizle (sav) evlendirerek O'nunla akrabalık kuran Hz. Ömer, Ümmü Gülsüm ile evlenerek bu bağı daha da güçlendirmeyi arzu etmiştir.3
Rivayetlere göre, Hz. Ömer (ra), Hz. Ali’ye (ra) giderek Ümmü Gülsüm’e talip olduğunda Hz. Ali, kızının henüz küçük olduğunu ve “ben kızlarımı Ca‘fer’in çocukları için bekletmekteyim” demiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer, evlenmek istemesinin sebebinin Resûlullah’ın (sav) akrabası olma arzusu olduğunu ifade etmiş ve: “Sen onu benimle evlendir. Allah’a yemin ederim ki yeryüzünde benim kadar Ümmü Külsûm’ün değerini bilecek kimse yoktur” diye söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Ali: “Öyleyse ben de onu sana verdim” demiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer, muhacirlerin yanına gidip onlara Ali’nin kızı Ümmü Gülsûm ile evlendiği için kendisini tebrik etmelerini söylemiş, sonra da şu açıklamayı yapmıştır: Çünkü ben Hz. Peygamber’in (sav): “Kıyamet gününde benim akrabalık ve soy bağımdan (haseb ve nesebimden) başka bütün akrabalık ve soy bağları kesilecektir” buyurduğunu işittim. Ben daha önce kızım Hafsâ’yı vermek suretiyle Hz. Peygamber’le (sav) bir yakınlık kurmuştum. Bu evliliği ise onun bu hadisinden dolayı istedim” demiştir.4
Burada üzerinde özellikle durulması gereken nokta şudur: Hz. Ali (ra) sıradan bir insan değildir. O, ilmi, feraseti, takvası ve adaletiyle İslam tarihinin en büyük şahsiyetlerinden biridir. Eğer bu evlilikte kızına zarar verecek, ona zulmedecek veya onu mağdur edecek bir durum görseydi buna asla müsaade etmezdi. Bilakis Hz. Ali’nin bu evliliğe izin vermesi, Hz. Ömer’in ahlakına, karakterine ve adaletine duyduğu güvenin açık bir göstergesidir.
Ayrıca bu evlilik, Hz. Ali (ra) ile Hz. Ömer (ra) arasındaki dostluğun ve samimiyetin de önemli delillerinden biridir. Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi iki sahabi arasında düşmanlık veya husumet bulunsaydı böyle bir evliliğin gerçekleşmesi düşünülemezdi. Nitekim bu evlilik Hz. Ömer’in Ehl-i Beyt’e duyduğu sevgi ve saygının önemli bir göstergesidir. Neseben ehl-i beyt’ten olmayan Hz. Ömer, sebeben yani kız alma yoluyla ehl-i beyt ile ve Resûlullah (sav) ile akrabalık bağı kurmak istemiştir.56
Bu evliliğin ardından Hz. Ömer (ra) duyduğu mutluluğu açıkça ifade etmiş ve evliliğini ilan etmiştir. Hatta Ümmü Gülsüm’e kırk bin dirhem gibi o günün şartlarında oldukça yüksek bir mehir vermiştir. Bu da onun eşine verdiği değeri göstermektedir.7
Evlilikten sonra Ümmü Gülsüm ile Hz. Ömer’in aile hayatı devam etmiş, bu evlilikten Zeyd ve Rukiye isimlerinde iki çocuk dünyaya gelmiştir. Ehl-i Beyt imamlarından Cafer-i Sadık’ın, “Ebû Bekir benim atam, Ömer ise eniştemdir.” sözü de bu akrabalık bağının sonraki nesillere kadar ulaştığını göstermektedir.8
Ayrıca Ümmü Gülsûm (ra), Hz. Ömer’in (ra) halkla kurduğu ilişkide ve hayır işlerinde onun yanında yer aldı. Öte yandan halife Ömer’in (ra) devlet malını korumadaki hassasiyeti evini daima ikinci planda düşünmesine sebep olduğundan Ümmü Gülsûm’ün eşine zaman zaman sitem ettiği zikredilmiştir. Onun devlet başkanı eşi sıfatıyla Bizans kraliçesiyle hediyeleştiği ve bu hediyelerin beytülmâle aktarıldığı da bilinmektedir. Bütün bunlar, Ümmü Gülsüm’ün (ra) bu evlilikte mağdur veya mutsuz olmadığını aksine eşinin yanında aktif rol alan, saygı gören ve aile hayatını sürdüren bir hanım olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Hz. Ömer’in (ra) Ümmü Gülsüm ile evliliği günümüzün değerleriyle değil, yaşandığı dönemin şartları içerisinde değerlendirilmelidir. Tarihi açıdan bakıldığında bu evliliğin temelinde Sevgili Peygamberimize (sav) akraba olma isteği, ehl-i beyte duyulan sevgi ve saygı, Hz. Ali (ra) ile Hz. Ömer (ra) arasındaki güven ilişkisi ve aile bağlarını güçlendirme arzusu bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Ali’nin (ra) bu evliliğe rıza göstermesi de Hz. Ömer’e (ra) duyduğu güvenin en önemli göstergelerinden biridir.
Ayrıca Hz. Ömer’in (ra), Hz. Ebû Bekir’in (ra) kızına de talip olduğu, ancak bu evliliğin gerçekleşmediği bilinmektedir.9 Bu olay aslında önemli bir noktayı da göstermektedir: Eğer Hz. Ömer'in (ra) amacı -haşa- sadece genç yaşta bir kızla evlenmek olsaydı, Hz. Ebû Bekir'in (ra) kızıyla evlenemeyince başka bir gerekçe ileri sürmesi beklenirdi. Fakat özellikle Hz. Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmek istemesindeki ısrarının sebebi Hz. Peygambere (sav) akrabalık kurma arzusudur.
Feyza Betül Köse, "Uluslararası Hz. Ömer Sempozyumu", Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2018, c. 2, s. 373
İbn Sa‘d, 2019: s. 605-608
Köse, a.g.m., s. 376.
Mevlüt Poyraz, "Hz. Peygamber’in (sas) Torunu Ümmü külsûm binti. Ali’nin Hayatı", International Social Sciences Studies, 2025, sayı, 11, s. 304.
İsmail Altun, "Ehl-i Beyt’te Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman Sevgisi", Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2013, sayı, 39, s. 282.
Mustafa Fayda, "Ömer", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 34, s. 47.
Köse, a.g.m., s. 376.
Huriye Martı, "Ümmü Külsüm bint Ali", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 42, s. 324.
Gülgün Uyar, "Ümmü Külsüm bint Ebu Bekir" TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 42, s. 324.

