16.12.2017

11298

Tevbe Sûresi 66. Âyete Göre Affedilmeyecek Olanlar Kimlerdir?

Tevbe suresi 66. ayette “....bir grubunuzu affedecek olsak bile, bu işin esas suçlularını affetmeyip azap edeceğiz.” diyor. Esas suçlu diye bahsedilen kim? Hiçbirisine tevbe nasip olmayacak mı?

22.12.2017 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili âyet-i kerîme şöyledir:

(Boşuna) özür dilemeyin; îmân etmenizden sonra gerçekten kâfir(liğinizi açığa vurmuş) oldunuz! İçinizden bir kısmını (samîmî tevbelerine binâen) affetsek bile, bir kısmına da gerçekten onlar günahkâr kimseler olduklarından dolayı azâb edeceğiz! 1

Âyet-i kerimede, Resulullaha (sav) dil uzatılan o mecliste bulunanlardan bir kısmının affedilebileceği, diğerlerinin ise azaba uğratılacağı beyan edilmiştir. Müfessirler, affedilecek taifeden kimin kastedildiği hususunda iki şekilde izahta bulunmuşlardır. Ma'mer'den rivayet edildiğine göre burada affedileceği belirtilen taifeden maksat, Resulullaha (sav) dil uzatan münafıklara konuştukları sırada karşı çıkan ve onların görüşlerini reddeden kişi veya kişilerdir. Diğer bir kısım âlimlere göre ise bu taife, Resulullah (sav) ile alay ettikten sonra yaptıklarına pişman olan ve tevbe eden taifedir.2

Yukarıda geçen âyette af edilmeyecek olanlar; münafıklık edip sonra tevbe etmeyip o şekilde ölenlerdir. Allah, onların küfür ve nifak üzere öleceklerini bildiği için bu şekilde âyet indirmiştir.

Münafıkların bir kısmı îman ile küfür arasında bocalayan, diğer bir kısmı ise bilinçli olarak ve ısrarla inkârcılığını sürdüren fakat Müslümanlara karşı bunu gizlemeye çalışan kişilerdir. İşte 66. âyette, aklını ve iradesini doğru yönde kullanmayı, içindeki hak-bâtıl mücadelesini îmanın galibiyetiyle sonuçlandırmayı başaranlara yüce Allah’ın bağış kapısının açık bulunduğu; inkârcılıkta ısrar edenler için ise kötü âkıbetin kaçınılmaz olduğu haber verilmektedir.

Allah; şirk hariç (tevbe edilmediği takdirde), dilediği kimselerin büyük-küçük günahlarını mağfiret eder. Affa uğrayan günahkârları, vaîd (azap etme, azapla tehdit etme) ve tehdidin şümulünden istisna etmek gerektir.3

Cenâb-ı Hak, Furkan sûresi 70. âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

Ancak tevbe edip îmân eden ve sâlih bir amel ile amel eden müstesnâ. İşte onlar var ya, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Çünkü Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.4

Yeter ki samimiyetle tövbe edilsin, Allah bütün günahları affedecek kudrete sahiptir. Affı ve mağfiretinin nihayeti ve ucu bucağı yoktur; bununla beraber azap edebilme hususundaki sözlerini de hiçbir vakit unutmamak lazım.

Bediüzzaman Hazretleri günahlar konusunda nefse itimat edilmemesi hususunda ne güzel ifade ediyor:

Nefsini ithâm eden, kusûrunu görür. Kusûrunu i‘tirâf eden, istiğfâr eder. İstiğfâr eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusûrunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusûrunu i‘tirâf etmemek, büyük bir noksânlıktır. Kusûrunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İ‘tirâf etse, affa müstehak olur.5

Evet, hiçbir vakit nefislerimize güvenmeden günahlara karşı her an uyanık kalmalıyız. Kusurlu olduğumuzun bilincinde olmalı, tevbe ve istiğfar silahına her an sarılmalıyız. İnsan için en büyük kusur; kusurlu olabileceği bilincinden yoksun olmasıdır. Şeytan insana kusurunu göstermek istemez; zira kusurunu fark eden tevbe edip şeytanın oyuncağı olmaktan çıkar.

İşte Tevbe 66'da affedilmeyecek olan kesim, kusur ve günahlarının farkına varmayan münafık kesimdir. Yoksa tevbe kapısı kıyamete kadar açıktır. Ehl-i îman kullar için tevbe ve istiğfar ile Rabbinin rahmet limanına yaklaşma hâli her an mümkündür. Tüm bunlarla beraber “tevbe ederim” düşüncesi ile günah işleyen kimsenin tevbe etme fırsatı bulup bulamayacağı belli değildir. Ömrünün yetip yetmeyeceği, yaptığı hareketin ilâhî gadaba dokunup dokunmayacağı da bilinmez. Böyle bir duruma düşmekten de Allah’a sığınmak gerekir.

Kaynakçalar
  1. Tevbe, 9/66.

  2. Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 4/318-319.

  3. Taftazani, Kelam İlmi ve İslam Akaidi, Dergah Yayınları, 1991

  4. Furkan, 25/70.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 90.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız