İslam’da evlilik, sadece iki kişinin birlikte yaşama kararı olmakla beraber, aynı zamanda toplumsal düzeni, ahlakı ve neslin korunmasını sağlayan temel bir kurumdur. Bu sebeple dini nikâhın önemi büyüktür. Klasik fıkıh anlayışına göre nikâhın aslı “îcâb ve kabul”den ibarettir. Yani kadın ve erkeğin, şahitler huzurunda evliliği açıkça kabul etmeleriyle akit gerçekleşir.
Bu bağlamda günümüzde devlet tarafından yapılan resmi nikâh, aslında îcâb-kabul, şahitlik ve kayıt gibi unsurları içerdiği için birçok İslam âlimine göre dini nikâhın şartlarını da karşılamaktadır. Resmi nikâhın yapıldığı takdirde, dini nikâhın ayrıca yapılması şart değildir. Ancak toplumda dini hassasiyet sebebiyle ayrıca yapılabilir. Önemli olan, evliliğin açık, kayıtlı ve toplum tarafından bilinen meşru bir bağ olmasıdır. Ayrıca İslam hukukunda nikâh akdinin önemli unsurlarından biri de mehirdir. Mehir, erkeğin evlilik sebebiyle kadına vermeyi taahhüt ettiği maddi bir haktır. Mehir, nikâh sırasında konuşulup belirlenebileceği gibi, hiç konuşulmadan da nikâh akdi geçerli olur.
Evlenecek kişiler resmi nikâhtan sonra, isterlerse evlerinde veya münasip bir yerde istedikleri kişilere Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okutup dua ettirip nikâh kıydırabilirler. Kurulan yuvanın mutluluklar getirmesi, sâlih ve sağlıklı nesillere vesile olması için dua edilmesi elbette iyidir. Bu aynı zamanda örfümüze de uygundur. Ancak günümüzde resmi nikâh olmadan dinî nikâh yapılması kadının ve çocukların haklarının korunması açısından uygun değildir. Nitekim Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesinde de şehrin kadısına kayıt yaptırılması şart koşulmuş ve nikâhın tescili üzerinde ısrarla durulmuştur.
Nikâhın Gerekli Görülmesinin Birinci Sebebi: Aile hukukunun korunması ve toplum düzeninin sağlanmasıdır. Eğer nikâh olmazsa, insanların evlilik bağı belirsiz hâle gelir. Çocukların nesebi (soyu) karışır, miras, nafaka ve sorumluluklar tespit edilemez. Nüfusun kayıt altına alınması zorlaşır ve toplum yapısı ciddi şekilde zarar görür. Bu yüzden sadece İslam’da değil, tarih boyunca hemen bütün dinlerde ve hatta din dışı toplum düzenlerinde bile evlilik bir şekilde kayıt altına alınmış ve zorunlu görülmüştür. Çünkü insanlığın devamı ve sağlıklı bir toplum yapısı, düzenli aile kurumuna bağlıdır.
İkinci Olarak; Allah insan fıtratına birçok ahlaki değer yerleştirmiştir. Haya, sevgi, saygı, yardımlaşma, dayanışma, hoşgörü, kıskanma, namus, şeref ve haysiyet gibi. Aynı şekilde insan hayatında anne, baba, amca, hala, teyze, dayı, kuzen gibi birçok sosyal rol ve ünvan vardır. İnsan, bu değerler ve ilişkiler ağı içinde gerçek kimliğini kazanır. Nikâh, bu değerlerin korunmasını ve sağlıklı şekilde yaşanmasını sağlar. Nikâhın ortadan kalktığı bir ortamda ise bu değerler zayıflar, aile bağları çözülür ve insanın insani yönü zarar görür. Bu durum, sadece dini açıdan değil sosyolojik açıdan da toplumun çözülmesine yol açabilecek bir süreçtir.
Üçüncü Olarak; insanı en çok aşağıya çeken şey aşırı bencilliktir. Nikâhsız bir hayat tarzı, çoğu zaman kişiyi sadece kendi istek ve arzularını merkeze alan bir yaşama yönlendirebilir. Buna karşılık evlilik ve aile hayatı, kişiye sorumluluk yükler. Eşine, çocuklarına ve yakınlarına karşı görevleri olan bir insan, sadece kendini düşünemez. Paylaşmayı, fedakârlığı ve başkalarını gözetmeyi öğrenir. Bu da insanı bencillikten uzaklaştırıp daha olgun ve erdemli bir kişiliğe yöneltir.
Veled-i Zina Konusu İse; nikâh olmadan kurulan ilişkilerin İslam’da “zina” sayılmasının sebebi de budur. Ortada meşru, açık ve sorumluluk içeren bir bağ yoktur. Bu tür ilişkilerde doğan çocuk için kullanılan “veled-i zina” ifadesi ise çocuğu aşağılamak için değil, doğumun evlilik dışı olduğunu ifade eden bir terimdir. Nitekim İslam’a göre çocuk masumdur. Hiçbir şekilde anne-babasının fiilinden sorumlu tutulmaz. Ancak burada asıl problem, nikâhsız bir birliktelikten doğan çocuğun çoğu zaman sağlıklı bir aile ortamından mahrum kalabilmesidir. Anne ve babanın rollerini tam anlamıyla yerine getirememesi, geniş aile bağlarının (anneanne, babaanne, dede, amca, teyze gibi) zayıf kalması ve toplumun bakış açısı, çocuğun mağduriyetine yol açabilir. Bu da hem bireysel hem toplumsal açıdan önemli bir sorundur.
Nitekim tarihi olarak bakıldığında, sadece İslam toplumlarında değil, İslam öncesi toplumlarda bile nikâhsız doğan çocuklara karşı mesafeli bir yaklaşım olduğu görülür. Bu durum, insanlığın ortak bir şekilde aile kurumuna verdiği önemi gösterir.
Netice itibarıyla, birçok âlime göre resmî nikâh, aynı zamanda dinî nikâh hükmündedir. Dolayısıyla resmî nikâh yapılmış bir evlilikte, evlilik akdi kurulmuş sayılır ve bu birliktelikten doğan çocuk kesinlikle zina ürünü olarak değerlendirilmez. Böyle bir çocuk tamamen meşru kabul edilir ve nesep, miras gibi bütün haklara sahiptir.12
Sonuç olarak, İslam’da nikâhın şart olması: neslin korunması, aile düzeninin sağlanması, ahlâkî değerlerin yaşatılması ve insanın sorumluluk sahibi bir şahıs hâline gelmesi gibi birçok hikmete dayanmaktadır. Nikâhsız birlikteliklerin zina sayılması da bu düzeni koruma amacına yöneliktir. Ancak günümüzde "resmi nikâh", bu akdi fiilen gerçekleştirdiği için tek başına yeterlidir ve böyle bir evlilikten doğan çocuk hiçbir şekilde “zina” kapsamında değerlendirilmemektedir.
Fahrettin Atar,, "Nikah", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 33, s. 112-117.
Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 504-505.

