Soru

Celcelûtiye

1. Celcelûtiye 'nin mahiyeti nedir?

2. Cevşen ile arasındaki fark nedir?

3. Müslümanlar için bu büyük evrâd ve duaların, kendi hayatında yeri neresi olmalıdır?

Tarih: 14.12.2009 00:00:00
Okunma: 54899

Cevap

1. Sorunuzun cevabı: Celcelûtiye’nin mahiyeti:

Celcelûtiye, Hazret-i Ali (ra)’ın meşhur kasidelerinden biridir. Arapça olmakla beraber, içindeki Esma-i Hüsna’nın çoğu Süryanî ve bir kısmı İbranî dilinde yazılmıştır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’da Celcelûtiye hakkında bazı malumatlar vermiştir. En mühimi, Celcelûtiye ’nin aslı olan üç dua ve zikrin Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’a aynen Cevşen gibi indirilmiş bir vahiy olmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri Şöyle söyler:

Malûm olsun ki, Celcelûtiye’nin esası ve ruhu olan

 اَلْقَسَمُ الْجَامِعُ ٭ وَالدَّعْوَةُ الشَّر۪يفَةُ ٭ وَالْاِسْمُ الْاَعْظَمُ “En geniş toparlayıcı yemin, yüce davet ve İsm-i Azam”[1]

İmâm-ı Ali radıyallâhü anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir şâkirdi ve İslâmiyet’in en meşhur ve parlak bir hucceti olan İmâm-ı Gazâlî Huccetü’l-İslâm diyor ki: “Onlar vahiy ile Peygambere nâzil olduğu vakit, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm İmâm-ı Ali radıyallâhü anha emretti: ‘Yaz!’ dedi. O da yazdı. Sonra tanzîm etti.”

İmâm-ı Gazâlî diyor

اِنَّ هٰذِهِ الدَّعْوَةَ الشَّر۪يفَةَ وَالْوَفْقَ الْعَظ۪يمَ وَالْقَسَمَ الْجَامِعَ وَالْاِسْمَ الْاَعْظَمَ وَالسِّرَّ الْمَكْنُونَ الْمُعَظَّمَ بِلَا شَكٍّ وَاِنَّهُ كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ “Muhakkak ki, bu yüce davet, büyük muvaffakiyet, en geniş toparlayıcı yemin, İsm-i Azam ve gizli ve muazzam sır şüphesizdir. Ve muhakkak ki o, dünya ve ahiret hazinelerinden bir hazinedir.”[2]

Burada Kur’an’dan başka vahiy olabilir mi suali akla gelebiliyor. Bunun cevabı, evet başka vahiy çeşitleri de vardır.

Mesela, hadisler vahy-i zımni sınıfına dahildirler.

Bununla birlikte vahyin hiçbir çeşidi Kur’an derecesinde değildirler. Daha önce Celcelûtiye’nin vahiy oluşuyla alakalı bir suale verdiğimiz cevab için şu linki okuyabilirsiniz.

https://risale.online/soru-cevap/kudsi-hadis-ve-celcelutiye

Celcelûtiye’nin muteber bir kaynak olduğunu gösteren büyük bir delil, İmam-ı Gazalî gibi büyük alimlerin onu şerh etmiş olmalarıdır.

Bediüzzaman da buna şöyle işaret eder:

İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Nûreddîn’den ders alarak bu Celcelûtiye’nin hem Süryânî kelimelerini, hem kıymetini, hem hâsiyetini şerh etmiş.[3]

“İmam-ı Gazalî (r.anh) gibi çok imamlar Celcelûtiye ’yi şerh etmişler.”[4]

Celcelûtiye’nin konusu, aslen Allah Teala’ya karşı, Esma-i Hüsna’sı ve Kur’an surelerinin isimleriyle ile yapılan bir münacattır. İçinde İsm-i A’zam’ı taşıyan bu dua, İlm-i Cifir ve Ebced hesabı kaideleriyle gelecekten bazı haberlerin şifrelerini taşır.

İnternet sitelerinde bazı tercüme denemeleri olmakla beraber, içinde Süryani ve İbrani isimler hakkıyla anlaşılamadığından, henüz layıkıyla bir tercümesi yapılamamıştır.

Risale-i Nur’da, Celcelûtiye’nin konusu hakkında şu ifadeler vardır:

Hazret-i Ali radıyallâhü anhın en meşhur Kasîde-i Celcelûtiye’si, baştan nihâyete kadar bir nevi hesâb-ı ebcedî ve cifir ile te’lîf edilmiş. Ve öyle de matbaalarda basılmış.[5]

Celcelûtiye vahiy ile Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a nâzil olmuştur.”[6]

“Hem madem Celcelûtiye’nin aslı vahiydir ve esrârlıdır. Ve gelecek zamana bakıyor ve gaybî umûr-u istikbâliyeden haber veriyor. Ve madem Kur’ân itibâriyle bu asır dehşetlidir ve Kur’ân hesabına Risâle-i Nûr bu karanlık asırda ehemmiyetli bir hâdisedir. Ve madem sarâhat derecesinde çok karînelerle ve emârelerle Risâle-i Nûr Celcelûtiye’nin içine girmiş, en mühim yerinde yerleşmiş. [7]

Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanın dehşetli imansızlık fitnesi içinde imana çok büyük hizmetler eden Risale-i Nur’un, Celcelûtiye’nin işaretleri içinde çok mühim bir yer tuttuğunu şu ifadelerle anlatır:

“Celcelûtiye, Süryânîce ‘bedî‘’ demektir. Ve bedî manâsındadır. İbâreleri bedî olan Risâle-i Nûr, Celcelûtiye ’de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhâtı göründüğünden, kasîdenin ismi ona bakıyor gibi verilmiş. Hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyâkatim olmadığı halde, bana verilen ‘Bedîüzzaman’ lakabı benim değildir. Belki Risâle-i Nûr’un ma‘nevî bir ismi idi. Zâhiren bir tercümanına âriyeten ve emâneten takılmış. Şimdi o emânet isim, hakîkî sâhibine iâde edilmiş. Demek Süryânîce bedî manâsında ve kasîdede tekerrür etmesine binâen kasîdeye verilen Celcelûtiye ismi, işârî bir tarzda bid‘at zamanında çıkan Bedîü’l-beyân ve Bedîüzzaman olan Risâle-i Nûr’un hem ibâre, hem manâ, hem isim noktalarıyla bedî‘liğine münâsebetdârlığı ihsâs ettiğini ve bu isim bir parça ona da bakdığını ve bu ismin müsemmâsında Risâle-i Nûr çok yer işgal ettiği için hak kazanmış olduğunu tahmîn ediyorum. رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا[8]

“Geceleyin Celcelûtiye’ yi okudum. Birden bir ihtâr-ı gaybî, kalbime denildi: “İmâm-ı Ali radıyallâhü anh Risâle-i Nûr ile çok meşguldür. Mecmûundan haber verdiği gibi kıymetdar risâlelerine de işaret derecesinde remzedip îmâ ediyor. Eğer sarîh bir sûrette gaybdan haber vermek -çok zararlı olduğundan hikmete münâfî olduğu cihetle- hikmet-i İlâhiye tarafından yasak olmasa idi, tasrîh edecekti.”[9]

“Birincisi: Ben Celcelûtiye’ yi okuduğum vakit, sâir münâcâtlara muhâlif olarak, kendim bizzât hissiyâtımla münâcât ediyorum, diye hissediyorum. Ve onu okurken başkasının lisânıyla taklîdkârâne okuyor gibi olmuyordu. Benim için gayet fıtrî ve derdlerimle alâkadâr ve tefekkürât-ı rûhiyeme hoş bir zemin oluyordu. Birkaç sene sonra kerâmetini ve Risâle-i Nûr ile münâsebetini gördüm. Ve anladım ki, o hâlet bu münasebetten gelmiş.

İkincisi: Hazret-i İmâm-ı Ali radıyallâhü anh, başta رُوح۪ي بِهِ اهْتَدَتْ ٭ اِلٰي كَشْفِ اَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ ve ortalarında وَامْنَحَنّ۪ي يَا ذَا الْجَلَالِ كَرَامَةً ٭ بِاَسْرَارِ عِلْمٍ يَا حَل۪يمُ بِكَ انْجَلَتْ ve âhirinde مَقَالُ عَلِيٍّ وَابْنِ عَمِّ مُحَمَّدٍ ٭ وَسِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلَٓائِقِ جُمِّعَتْ diyerek Celcelûtiye’ yi bir hazîne-i ulûm olarak gösteriyor. Halbuki, zâhirinde yalnız bir münâcâttır. Hatta İmâm-ı Ali radıyallâhü anhın hakîkat-feşân sâir kasîdelerinin ve ilimli başka münâcâtlarının Celcelûtiye gibi esrâr-ı ilmiye ile tam münâsebeti görünmüyor. Benim hususî kanâatim şudur ki, Celcelûtiye madem Risâle-i Nûr’u içine almış ve sînesine basıp manevî veled gibi kabûl etmiş. Elbette وَسِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلَٓائِقِ جُمِّعَتْ fıkrasıyla, kendi hazinesinin bir kısım pırlantalarını âhir zamanda neşreden Risâle-i Nûr’u şâhid gösterip, Celcelûtiye’ yi bir hazîne-i ulûm ve bir defîne-i ilmiyedir diye, bihakkın medh ü senâ edebilir.” [10]

Sikke-i Tasdîk-i Gaybî Mecmuasında, Celcelûtiye’nin Risale-i Nur’a olan işaretlerini anlatan 28. Lem’a ve 8. Şua adında iki risale vardır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu risalelerde, İlm-i Cifrin yardımıyla bu işaretleri şerh etmiştir. Hazret-i Ali’nin (r.anh) ve Celcelûtiye’nin Risale-i Nur’a işaretlerinin hikmetini 8. Şua’da şöyle anlatır:

“Ma‘lûmdur ki, bazı vakit olur, bir dakika bir saat, belki bir gün, belki seneler kadar; ve bazı vakit olur, bir saat bir sene, belki bir ömür kadar netice verir ve ehemmiyetli olur. Meselâ, bir dakikada şehîd olan bir adam bir velâyet kazanır. Ve soğuğun şiddetinden incimâd etmek zamanında ve düşmanın dehşet-i hücûmunda bir saat nöbet beklemek, bir sene ibâdet hükmüne geçebilir. İşte aynen öyle de, Risâle-i Nûr’a verilen ehemmiyet dahi, zamanın ehemmiyetinden, hem bu asırda şerîat-ı Muhammediye’ye (asm) ve şeâir-i Ahmediye’ye (asm) edilen tahrîbâtın dehşetinden, hem bu âhir zamanın fitnesinden eski zamandan beri bütün ümmetin istiâze etmesi cihetinden, hem o fitnelerin savletinden Mü’minlerin îmânlarını kurtarması noktasından Risâle-i Nûr, öyle bir ehemmiyet kesbetmiş ki, Kur’ân ona kuvvetli işaretle iltifât etmiş. Ve Hazret-i İmâm-ı Alî radıyallâhü anh üç kerâmet ile ona beşâret vermiş. Ve Gavs-ı A’zam kerâmetkârâne ondan haber verip tercümanını teşci etmiş.

Evet, bu asrın dehşetine karşı taklîdî olan itikadın istinâd kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan, her mü’mini, tek başıyla dalâletin cemâatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir îmân-ı tahkîkî lâzımdır ki dayanabilsin. Risâle-i Nûr, bu vazîfeyi en dehşetli bir zamanda ve en lüzûmlu ve nâzik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakāik-i Kur’âniye ve îmâniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli burhânlarla isbat ederek; o îmân-ı tahkîkîyi taşıyan hâlis ve sâdık şâkirdleri dahi, bulundukları kasabalarda, karyelerde ve şehirlerde -hizmet-i îmâniye itibâriyle- âdetâ birer gizli kutub gibi mü’minlerin manevî birer nokta-i istinâdı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde; kuvve-i ma’nevîye-i itikādiyeleriyle, cesur birer zâbit gibi kuvve-i maneviyeyi ehl-i îmânın kalblerine verip, mü’minlere ma‘nen mukāvemet ve cesâret veriyorlar.[11]

2. Sorunuz: Cevşen ile arasındaki fark nedir?

Cevşen ile Celcelûtiye, ikisi de Peygamberimiz (a.s.m.)a, vahiy yoluyla Cebrail (a.s.) tarafından getirilmiş ve Hazret-i Ali (r.anh) ve Ehl-i Beyt İmamları eliyle bu günümüze kadar ulaşmıştır ve Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin Mecmuatü’l-Ahzab kitabında vardır.[12]

Cevşen Allah’ın 1001 ismini içinde bulunduran bir zikir ve dua kitabıdır.

Celcelûtiye, Bedi (emsalsiz güzel) manasına gelirken, Cevşen zırh anlamındadır. Cevşen hakkında daha önce yayınladığımız bir cevap için lütfen linkte bulunan yazımıza bakınız:

https://risale.online/soru-cevap/cevsen-i-kebir-vahiy-mi

3. Sorunuz: Müslümanlar için bu büyük evrâd ve duaların, kendi hayatında yeri neresi olmalıdır?

Böyle büyük ve makbul dualar Müslümanlar için çok ehemmiyet arz eder. Çünkü Mü’min kişinin vazifesi kulluk ve duadır. Makbul olan ve geri çevrilmeyen bu dualardan Allah’ın razı olduğu kesindir zira vahiydir. “Bana dua edin, size icabet edeyim (yani duanıza cevap vereyim.)”[13] ayetinde de Rabbimiz kendisine dua edilmesini istiyor. Efendimiz (a.s.m.)’da bir Hadis-i Şeriflerinde “Dua ibadetin tâ kendisidir.”[14] Diye buyurmuştur. Bundan dolayı da bu ulvî dualar çok ehemmiyetlidir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatı boyunca bu dua ve zikirleri hiç bırakmamış düzenli bir vaziyette okumuştur.

Yukarıda da geçtiği gibi, Celcelûtiye için İmam Gazali dünya ve ahiret hazinelerinden bir hazinedir buyuruyor. Onun dünyevi ve uhrevi faydalarından faydalanmak isteyen kişiler onu her gün, hiç olmazsa haftada bir gün okudukları bir vird haline getirebilirler.

Cevşen’ül Kebir için Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder…

"Hem binler duâ ve münâcâtlarından Cevşenü’l-Kebîr ile öyle bir marifet-i Rabbâniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsîf ediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i marifet ve ehl-i velâyet, telâhuk-u efkâr ile beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsîfe yetişememeleri gösteriyor ki, duâda dahi onun misli yoktur. Risâle-i Münâcât’ın başında, Cevşenü’l-Kebîr’in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir meâlinin beyân edildiği yere bakan adam, “Cevşen’in dahi misli yoktur” diyecek."[15]


[1] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 106 (Arabî ibare.)

[2] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 106 (Arabî ibare.)

[3] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 106

[4] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 110

[5] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 80

[6] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 108

[7] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 112

[8] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 114

[9] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 100

[10] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 116

[11] Hayrât Neşriyat, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, shf. 114

[13] Mü’min Suresi, 60. Ayet

[14] Ebû Dâvûd, Vitr, 23/1479; Tirmizî, Tefsîr, 2/2969

[15] Hayrât Neşriyat, Şualar 1.Kısım,shf. 119


Etiketler

Alâkalı Sorular

Yorum Yap

Yorumlar

Celcelutiye pdf formatında (arapça kısmı Hayrat neşriyattan alındı) http://hotfile.com/dl/81628019/6f63498/celcelutiye_(hayrat).pdf.html
Gönderen: BİLAL TOPRAK
Tarih: 10.11.2010 11:38:07
Merhaba Celcelütiyyenin meali linkinde başka bir linke yönlendiriliyorum. linki düzeltebilirmisiniz.
Gönderen: EMRULLAH SAİD SUNA
Tarih: 29.12.2023 08:49:16