Hadis-i şerifin en yaygın rivayetlerinden biri, Buhârî ve Müslim gibi en güvenilir kaynaklarda geçer. Hadis şu şekilde aktarılır:
Allah (cc) şöyle buyurmuştur: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim.
O beni zikrettiği (andığı, hatırladığı) zaman onunla beraberim.
O beni kendi nefsinde (kendi kendine) zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim.
O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim.
O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım.
O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım.
O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.1
Bu kutsi hadis-i şerif bizlere; kul, Allah-u Teâlâ hakkında ne düşünür ve O'ndan ne beklerse, Allah’tan o şekilde karşılık bulur, der. Eğer bir insan Allah’ın Gafûr (bağışlayıcı), Rahîm (merhametli) ve Kerîm (lütufkâr) olduğuna, duaları kabul edeceğine içtenlikle inanırsa (yani hüsn-i zan beslerse), Allah ona merhametiyle muamele eder ve o şekilde karşılık verir.
Eğer insan karamsarlığa kapılır, "Allah beni asla affetmez", "Dualarım zaten kabul olmaz" ya da "Başıma hep kötü şeyler gelecek" gibi bir inanışa bürünürse, kendi inandığı ve beklediği o darlığın içine düşer. Allahü Teâlâ, ona inandığı gibi muamele eder.
Burada önemli bir ayrıntıyı söylemek gerekir ki bu, yan gelip yatarak "Allah nasıl olsa beni affeder" demek olan tembel bir iyimserlik hali değildir. Gerçek hüsn-i zan, kulun elinden gelen gayreti gösterip ibadetlerini yapıp, ardından sonuç ne olursa olsun Allah’ın kendisi için en hayırlısını takdir edeceğine güvenmesidir.
Kısacası bu kudsî hadis, kuluna, "Sen Bana yöneldiğin, Beni adil ve merhametli bildiğin sürece, Ben senin düşündüğünden çok daha fazlasıyla sana karşılık veririm." mesajını verir. Allahü Teâlâ'ya, hayata ve olaylara karşı her zaman ümitvar, yapıcı ve güzel bir beklenti içinde olmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere ders verir.
Detaylı malumat için lütfen bakınız;
Buhari 8/171, Müslim 4 /2061

