İlgili kısım şöyle geçmektedir:
...Asa-yı Musa as bir taşta on iki çeşme akıtmasına ve on bir mu‘cizeye medar olmasına mukābil ve müşabih; bu son mecmua dahi Meyve on bir mes’ele-i nuraniyesi ve Huccetullahi’l-Baliğa kısmı on bir huccet-i kātıası bulunması cihetinde bize kanaat verdi ki: İmam-ı Ali radıyallahü anh, o fıkra ile doğrudan doğruya bu Asa-yı Musa as ismindeki mecmuaya bakar. 1
Bediüzzaman Hazretleri, Yirmi Sekizinci Lem’a ve Sekizinci Şua adlı eserlerinde, Hz. Ali’nin (ra) Celcelutiye kasidesinde Risale-i Nur’a işaret ettiğini çeşitli delillerle izah etmektedir. Bu bağlamda kasidede geçen (وَاسْمُ عَصَا مُوسَى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ) ifadesiyle Hz. Ali’nin, Hz. Musa’nın (as) asası gibi karanlıkları dağıtan, hakikatleri ortaya çıkaran, sihirleri iptal eden ve batıl fikirleri hükümsüz bırakan bir esere işaret ettiğini belirtmektedir. Yukarıdaki parçada da bu işaretin, hem ismiyle hem içeriğiyle hem de iman hizmetindeki vazifesiyle doğrudan doğruya Asa-yı Musa mecmuasına baktığı beyan edilmektedir.
Buna göre Asa-yı Musa, sadece bir kitabın ismi değildir. O; iman hakikatlerini kuvvetli delillerle gösteren, şüpheleri dağıtan, kalbe ve akla su gibi hayat veren bir eserler mecmuasıdır. Buradaki benzetme zahiri değil, manevi bir benzeyiştir. Hz. Musa’nın (as) asası Cenab-ı Hakk’ın izniyle nasıl bir taştan su çıkarmasına vesile olmuşsa, bu eser de katılaşmış kalplerde ve zihinlerde iman hakikatlerinin açılmasına ve filizlenmesine vesile olmaktadır.
1946 yılında telif ve tertip edilen Asa-yı Musa mecmuası, sadece iman hakikatlerini açıklayan bir eser olarak kalmamış, aynı zamanda Risale-i Nur’a ve talebelerine yöneltilen suçlamalar karşısında kuvvetli bir müdafaa vazifesi de görmüştür. Mecmuanın ilk bölümünü oluşturan Meyve Risalesi, Risale-i Nur ve talebelerinin maruz kaldığı baskı ve zulümlerin karanlığını dağıtmaya hizmet etmiştir. İkinci bölümünü oluşturan Huccetullahi’l-Baliğa ise iman hakikatlerine karşı cephe alan felsefi düşüncelerin karanlıklarını ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Meyve Risalesi’ndeki on bir mesele ile Huccetullahi’l-Baliğa’daki on bir kuvvetli delil, Hz. Musa’nın asasının on bir mucizesine sayı bakımından da dikkat çekici bir münasebet göstermektedir. Bediüzzaman Hazretleri, bu delillerin Ankara’daki ehl-i vukufu hakikatleri kabul ve takdir etmeye mecbur bıraktığını ifade etmiş; eserin gelecekte de çeşitli manevi karanlıkları dağıtacağına dair kuvvetli emareler bulunduğuna dikkat çekmiştir.
Hz. Ali’nin işaretleri çerçevesinde Ayetü’l-Kübra’ya risalesine de ayrıca dikkat çekilmektedir. Ayetü’l-Kübra, kâinatı baştan sona bir delil olarak okumakta; göklerden yere, yıldızlardan canlılara kadar her şeyin Allah’ı tanıttığını göstermektedir. Asa nasıl bir kuvvet ve açılış vesilesi ise, Ayetü’l-Kübra da inkar ve gaflet karanlıklarını dağıtan büyük bir delil ve hüccettir.
Burada asıl verilmek istenen ders şudur: Asa-yı Musa ismi, sadece güzel bir isim olsun diye konulmamıştır; bu isim, eserin vazifesini anlatmaktadır. Hz. Musa’nın (as) asası Allah’ın izniyle nasıl su çıkarmış, yol açmış ve hak ile batılın ayrılmasına vesile olmuşsa; bu eser de iman hakikatlerini ortaya çıkararak küfür ve dalaletin itirazlarını kıran bir hizmet görmektedir. İçindeki risaleler de bu vazifeyi ayrı ayrı yerine getirmektedir: Meyve Risalesi insanın en mühim suallerine cevap vermekte, Huccetullahi’l-Baliğa tevhid delillerini peş peşe ortaya koymakta, Ayetü’l-Kübra ise kâinat kitabını konuşturmaktadır.
Özetle Asa-yı Musa, bu zamanda iman hizmetinde bir asa gibi vazife gören, insanları iman ve Kur’an hakikatlerine ulaştıran, inkar ve dalalet yollarını kapatan, tevhidi güneş gibi ispat eden ve ismini bizzat Hz. Ali Efendimiz’in koyduğu müstesna bir eserdir.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 318

