İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
İkincisi: Öz kardeşim ve en birinci ve yüksek ve fedâkâr bir talebem olan Abdülmecîd’dir. Abdülmecîd’in Van’da güzel bir evi vardı. İdaresi yerinde idi, hem muallim idi. Hizmet-i Kur’âniyenin daha revâclı bir yeri olan hududa gitmekliğim için -arzumun hilâfına olarak- teşebbüs edenlere, ictihâdınca, güya menfaatim için iştirâk etmedi, re’y vermedi. Güya ben hududa gitse idim, hem hizmet-i Kur’âniye siyâsetsiz, sâfî olmayacaktı, hem de onu Van’dan çıkaracaklar, diye iştirâk etmedi. Maksadının aksiyle şefkatli bir tokat yedi. Hem Van’dan, hem güzel evinden, hem memleketinden ayrıldı; Ergani’ye gitmeye mecbûr kaldı.1
Bediüzzaman Hazretlerinin çok yakın ve fedakar bir talebesi olan Abdülmecid Efendi, Van’da düzenli bir hayatı olan, evi ve mesleği yerinde bir öğretmendir. Bediüzzaman Hazretlerinin, Kur’an hizmetinin yoğun olduğu sınır bölgesine gitmesi söz konusu olduğunda, bazı kişiler bu gidişi destekler. Ancak Abdülmecid Efendi, kendi düşüncesine göre bunun doğru olmayacağını düşünür ve bu karara katılmaz. Sınıra gitmesi durumunda hizmetin zarar görebileceğini ve ayrıca kendisinin de Van’dan uzaklaştırılabileceğini düşünür.
Fakat sonuç, düşündüğünün tam tersi olur. Abdülmecid Efendi hem Van’dan ayrılmak zorunda kalır, hem güzel evini ve düzenini kaybeder, hem de Ergani’ye gitmek mecburiyetinde kalır. Yani yaptığı bir tercih, beklemediği şekilde aleyhine sonuçlanır. Bu durum "şefkatli bir tokat" olarak ifade edilmektedir. Yani bir çeşit ders verici, uyarıcı bir sonuçtur.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 43.

