“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” emri, yalnız yazılı bir metni okumak değildir. Çünkü ilk vahiy geldiğinde henüz tamamlanmış bir mushaf yoktu. Bu sebeple burada istenen okuma; vahyi almak, akabinde insanın yaratılışını düşünmek, kâinattaki ilahi sanatı görmek ve bütün bunları Allah’ın adıyla, Allah hesabına okumaktır. Nitekim ilk inen ayetlerin devamı da bunu gösterir:
O, insanı alaktan yarattı. Oku! Çünkü Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle öğreten O’dur. İnsana bilmediğini O öğretti.1
Dolayısıyla insanın dikkati, doğrudan yaratılışa, Allah'ın sıfatlarına ve öğrenmeye çevrilmektedir.
Bu bakımdan emrin manası şudur: İnsan, önce Allah’ın gönderdiği vahyi okuyacak; sonra kendine, hayatına ve kâinata ibretle bakacaktır. Yani hem Kur’an okunacak hem de Kur’an’ın gösterdiği bakış açısıyla mahlukat okunacaktır.
“Kur’an’ın ilk emri oku idi; biz onu okumadık, duvara astık” sözü eksik bir tenkittir. Çünkü Kur’an’ı duvara asmak, ona duyulan hürmetin bir ifadesi olarak görülmüştür. Bu hürmet, tek başına yanlış değildir. Yanlış olan, hürmetle yetinip muhtevasını okumamak, anlamamak ve yaşamamaktır. Yoksa Kur’an’a saygı göstermek ile onu okumak birbirine zıt şeyler değildir; aslolan, hürmeti tilavet ve tefekkürle tamamlamaktır.
Netice olarak ilk emirle kastedilen, sadece bir kitabın sayfalarını çevirmek değil; vahyi, insanı ve kâinatı “Rabbinin adıyla” okumaktır. Kur’an’a hürmet etmek güzeldir; bununla beraber bu hürmetin en güzel hali; onu okumak, anlamak ve hayatı onun nuruyla değerlendirmektir.
Alak, 96/2-5

