Cenâb-ı Hakk'ı tanıyabilmemiz için O'nun Zât'ını nitelendiren kavramlara isim veya sıfat denir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:
Hem göklerde ve yerde en yüce sıfat O’nundur. Ve O, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.1
Rabbimizin sıfatlarını daha iyi değerlendirebilmek için üç kısımda ele alabiliriz. Bunlar zâtî, sübûtî ve fiilî sıfatlardır.
Zâtî sıfatlar; sadece Cenâb-ı Hakk'a mahsus olup başka varlıklarda bulunmayan sıfatlardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
Vücûd: Allah'ın var olması
Kıdem: Allah'ın varlığının başlangıcının olmaması
Bekâ: Allah'ın varlığının ebedi olup son bulmaması
Vahdaniyet: Allah'ın bir olması
Kıyam Bi-nefsihi: Allah'ın varlığının kendinden olması
Muhâlifetün li’l-Havâdis: Allah'ın sonradan var olan hiç bir şeye benzememesi
Sübûtî sıfatlar; Cenâb-ı Hakk'a has olmakla birlikte, benzerleri sınırlı ve vasıtalı olarak insanlarda da bulunan sıfatlardır. Sübûtî sıfatlar şunlardır:
Hayat: Allah'ın diri ve canlı olması
İlim: Allah’ın her şeyi bilmesi
İrade: Allah’ın dilemesi, istemesi
Kudret: Allah’ın gücü olması, istediği her şeyi yapabilmesi
Semi: Allah’ın her şeyi işitip duyması
Basar: Allah’ın her şeyi gömesi
Kelâm: Allah’ın konuşması
Tekvin: Allah’ın yoktan var edip yaratması
Fiilî sıfatlar ise; Cenâb-ı Hakk'ın irade ve kudret sıfatının tecellisi olan, dilediği zaman dilediği şekilde yarattığı veya yaptığı fiillerle ilgili sıfatlardır. Fiilî sıfatlar ezelî (başlangıcı olmayan) bir iradeye dayanır fakat ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği sonradan yaratma ile ortaya çıkar. Olumlu veya olumsuz şekilleri vardır. Mesela, Cenâb-ı Hakk bazıları için çocuk yaratırken/lütfederken, bazıları için yaratmaz/lütfetmez. Kiminin rızkını genişletir, kiminin rızkını daraltır.
Cenâb-ı Hakk'ın fiilî sıfatları pek çoktur. Hepsini saymak mümkün değildir. Bir kaç örnek olarak şunları sayabiliriz:
Halk: Allah'ın her şeyi yoktan var edip yaratması
İhyâ: Allah'ın hayat vermesi
İmâte: Allah'ın canlıların hayatına son vermesi
Terzîk: Allah'ın bütün mahlukata rızık vermesi
Tanzim ve Tedbir: Allah'ın kâinatı düzen içine koyup idare etmesi
İnşâ, İbda ve Sun': Varlıkları eşsiz ve sanatlı bir şekillerde meydana getirmesi
Ten'îm: Allah'ın nimet vermesi
Ta'zib: Allah'ın hak edene karşılık azap vermesi
İn'am: Allah'ın kullarına lütufta bulunması
Tasvir: Allah'ın varlıklara şekil vermesi
Tezyin: Allah'ın varlıkları güzel bir şekilde süslemesi
Cenab-ı Hakk'ın bütün isim ve sıfatları gibi fiilî sıfatları da ezelî ve ebedîdir. Yani bu sıfatların varlıklarının başlangıcı yoktur ve sonsuzdur. Hiç bir varlık yokken de Cenab-ı Hakk Rezzak'tır, Şâfî'dir, Tevvâb'dır. Rabbimizde bu sıfatların bulunması için mahlukata yani yaratılmış varlıklara ihtiyaç yoktur.
Bu hususta İmâm-ı Âzam Hazretleri şöyle der:
Fiilî sıfatların kadim olmasından, taalluk ettikleri yaratıkların da kadim olması lazım gelmez.2
Seyyid Şerîf Cürcânî Hazretleri ise şöyle der:
Ezelde taallukun olmaması, sıfatın da ezelde olmamasını gerektirmez.3
Aynı konuyla ilgili olarak Sa‘düddîn et-Teftâzânî Hazretleri de şöyle der:
Allah (azze ve celle) mahlûkatı yaratmadan önce sıfatlarıyla beraber kadîmdir. O, sıfatlarından, mahlûkatın var olmasıyla daha önce kendisinde olmayan herhangi bir şey kazanmış değildir. O nasıl sıfatlarıyla ezelî ise yine onlarla ebedîdir de. O mahlûkâtı yarattığı zaman el-Hâlık ismini kazanmış değildir. Henüz ortada hiçbir mahlûk yok iken O'nda yaratıcılık manası vardı. Yine O kendilerini ihya ettikten sonra ölüleri diriltendir; ama Muhyi'l-mevtâ ismini onları diriltmeden önce hak etmiştir.4
İnanç esaslarını açıklayan en temel akâid eserlerimizden üç tanesinde gördüğümüz üzere, Cenab-ı Hakk'ta bir sıfatın bulunması ile o sıfatın varlıklarda taalluku (yani o sıfatın bir şeyle ilişkili olup ona yönelmesi) farklı şeylerdir.
Cenab-ı Hakk'ta her ân bulunan Rezzak, Şâfî ve Tevvâb sıfatları, bu sıfatların her ân taalluk etmesini gerektirmez. Bu sıfatlar herhangi bir varlık üzerinde taalluk etmese de Cenab-ı Hakk Rezzak, Şâfî ve Tevvab'dır.
Fiilî sıfatların taalluku hâdistir (sonradan meydana gelir). Sıfatlar ise ezelî ve ebedîdir. Yani Cenab-ı Hakk rızık verdiği için Rezzâk değildir. Rezzâk sıfatının O'nda bulunması için rızık verme fiilinin gerçekleşmesi zorunlu değildir. Rızık vermese de O Rezzâk'tır. Cenab-ı Hakk tevbeleri kabul edip günahları affettiği için Tevvâb değildir. Tevvâb sıfatının O'nda bulunması için tevbeleri kabul etme fiilinin gerçekleşmesi zorunlu değildir. Günah ve tevbe bulunmasa da O Tevvâb'dır.
Dolayısıyla cenette, günah ve tevbe olmayacağı için Tevvâb isminin taalluk etmemesi, Cenab-ı Hakk'ın Tevvâb olmayacağı anlamına gelmez. O, ezelî ve ebedî olarak Tevvâb'dır.
Rûm, 30/27.
İmâm-ı Âzam, Fıkh-ı Ekber Aliyyü'l Kari Şerhi, Çağrı Yayınları, İstanbul 1981, s. 72.
Seyyid Şerîf Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2021, c. 3, s. 148.
Sa‘düddîn et-Teftâzânî, Şerhu'l-Akâid, Rihlekitap, İstanbul 2011, s. 192.

