08.01.2026

5

Çocuklara Tecavüz: İlâhî Adâlet ve Hesap Günü

Buluğ çağına ermemiş ve sistematik olarak tecavüze uğramış küçüklerin günahı nedir? Bunu yapan kişinin kader bağlamında şerri seçmesi nasıl anlaşılmalıdır? Bu çirkin fiil, hak hukuk noktasında nasıl değerlendirilir? Dünya ve ahirette görülecek hesap ne olabilir? Dünyada bu kişinin psikolojik sağlığı dinen nasıl korunabilir?

14.01.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Günahsız insanların başına gelen musibetlerin hikmetlerini araştırırken unutmamamız gereken bazı hakikatler vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Allah Teâlâ, hiç bir kuluna zulmetmez ve haksızlık yapmaz. Fussilet Sûresinin 46. Âyetinde mealen şöyle buyurmaktadır:

Kim sâlih bir amel işlerse, artık kendi lehinedir; kim de kötülük ederse, o takdirde (o da) kendi aleyhinedir. Rabbin ise kullar(ın)a aslâ zulmedici değildir.

Bu âyete göre herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Halbuki bu dünyada zâlim insanlar istedikleri şeyleri yaparak refah ve rahatla, zulme uğrayan ve dindar kişiler gāyet zahmet ile ve aşağılanarak ömür geçiriyorlar. Ölüm ise zalim ve mazlumu eşitlemektedir. Eğer bu eşitlik, sonsuz olursa zulüm olur. Hâlbuki kâinatın şehadetiyle Allah zulümden uzak ve beridir. O'nun adâlet ve hikmeti, bu zulmü hiçbir şekilde kabul etmediğinden dolayı dünyadan başka bir toplanma yeri, yani âhiretin ve hesap gününün olduğunu gerektirirler. Bu şekilde zalim cezâsını, mazlum da mükâfâtını görecektir.

2- Mümin bir insanın başına gelen bela, musibet ve zorluklar onun için hayır ve sevap kaynağıdır. Bir hadis-i şerifte şöyle denilmiştir:

Batan bir diken bile olsa başına gelen her musibet, Müslümanın günahlarına kefaret olur.1

Başka bir hadiste de şöyle buyrulmuştur:

Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.2

Bu hadislere göre inanan bir insanın başına gelen küçük veya büyük bütün olumsuz şeyler, hem bu dünyada hem de âhirette güzel şeylere vesile olacaktır. Allah sonsuz merhamet sahibi olduğu için bu sıkıntılara karşı sabredilmesi karşılığında çok büyük mükafatlar verecektir. Nisâ Suresinin 40. Âyetinde mealen şöyle buyrulmuştur:

Şübhesiz ki Allah, zerre kadar haksızlık etmez. (Çok küçük) bir iyilik bile olsa, onu kat kat artırır ve tarafından (pek) büyük bir mükâfât verir.

3- Bu dünyada kötülük yapanlar, yaptıkları işlerin karşılığını görecektir. Allah'ın emrettiği şeyleri yapanlara mükâfat verileceği gibi yasakladığı işleri yapanlara ceza verilecektir. Bu cezanın bir kısmı bu dünyada verilebileceği gibi tamamı âhirette de verilebilir.

Allah'ın yasakladığı bir işi yapıp O'nun hududunu çiğneyenler, tevbe ettikleri takdirde affedilirler. Ancak kul hakkı, hakkı yenilen kişi affetmediği sürece affedilmeyecek ve tam olarak hakkı alınacaktır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.3

Öte yandan bu tür çirkin fiilleri gerçekleştirenlere yönelik dünyada yapabileceğimiz şeyleri de yapmamız gerekir.

4- İnsan, hayra ve şerre meyillidir. Allah Teâlâ'nın insana verdiği akıl, arzu ve zararları defetme gücü, insanın tercihiyle gelişmesi ve yükselmesini sağlamak için sınırlandırılmamıştır. Bu güçler ise uygulamada zulüm, hakka geçme ve tecâvüzlere sebep olur. İnsan imtihan gereği bu hususta serbest bırakıldığı için iradesiyle şerri işleyebilmektedir. Ancak bu seçimlerinden dolayı hesaba çekilecektir. Eğer işlediği fiille başka bir insanın hakkına girerse hem kul hakkına girmiş olur hem de Allah'ın yasakladığı bir işi yaptığı için günahkar olur.4

5- Dünyada meydana gelen kötülükler, imtihan sırrı gereğince masum insanların da başına gelebilir. Allah Teâlâ Enfâl Sûresinin 25. Âyetinde mealen şöyle buyurmaktadır:

Hem öyle bir fitneden sakının ki, (geldiği zaman) içinizden sâdece zulmedenlere dokunmaz (umûmî olur)! Ve bilin ki şübhesiz Allah, azâbı pek şiddetli olandır.

Bu âyete göre bu dünya, bir imtihan ve çaba yeridir. İmtihan ise hakikatlerin perdeli kalmasını gerektirir. Tâ ki yarışma ve gayretle Ebû Bekir’ler (ra) a‘lâ-yı illiyyîne (en yüce makamlarına) çıksınlar ve Ebû Cehil’ler esfel-i sâfilîne (en aşağılara) insinler. Eğer günahsız olan kişiler, böyle musîbetlere ve sıkıntılara girmemiş olsalardı, Ebû Cehil’ler aynen Ebû Bekir’ler (ra) gibi teslim olacak; gayret ve çaba ile manevî yükselme kapısı kapanacaktı ve imtihan sırrı bozulacaktı.5

Tabi ki bir toplumda herkesin başına gelen bu bela ve musibetlerin altında ezilen masumlar, bunun karşılığını muhakkak alacaklardır. Allah Teâlâ, rahmetiyle onların bu sıkıntılarını telafi edecek mükâfatlar hazırlamıştır ve bunu vereceğini vadetmiştir.

6- Dünya bir imtihan ve olgunlaşma yeridir. İnsan, bu dünyaya vazifesini yapmak ve cennete layık hale gelmek için gelmiştir. Bu ise insanın çeşitli zorlukla pişmesi ve kemâle ermesini gerektirmektedir. Bu açıdan insanların içinde en çok sıkıntı çekenler, peygamberler olmuştur. Hz. Mevlana, bu dünyaya gelen insanı ham bir meyveye benzetmiştir. Ham meyveler, dala iyice yapışmış durumdadır ve oradan kolay kolay kopmazlar. Dalında kopması için pişmesi ve olgunlaşması gerekir. Ham meyve, köşke ve saraya lâyık değildir. Ancak güneşte pişen ve olgunlaşıp tatlılaşan meyve saraylara lâyık olur. İşte insan da hastalıklar, zorluklar ve belalar ile olgunlaşıp cennet saraylarına lâyık hale gelir.

Bu nedenle başımıza gelen musibetler ve hastalıkların, sadece günahlar yüzünden gelmediğini bilmemiz gerekir. Çoğu hastalık, bela ve musibetin gelme sebebi, insanın aczini ve fakrını anlayıp Allah Teâlâ'ya sığınıp dua etmesi içindir. Bakara Sûresinin 155. Âyetinde mealen şöyle buyrulmuştur:

Sizi mutlakā biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden bir noksanlık ile imtihân edeceğiz. (Ey Resûlüm!) O hâlde sabredenleri (Cennetle) müjdele!

7- İnsanın yaşadığı zorlukların hem dünyada hem de âhirette faydası vardır. Günahsız çocukların geçirdiği hastalıklar, bedenleri için bir eğitim ve diyet gibi olmaktadır. Ayrıca ileride dünyanın sıkıntılarına dayanabilmeleri için aşı ve ilaç görevi görür. Allah'ın terbiyesi anlamına gelir. Bu şekilde bu hastalıklar ve zorluklar, çocukların dünya hayatına ve psikolojilerine yönelik çok hikmetleri barındırırlar. Buna ek olarak büyüklerdeki günahlara kefaret yerine manevî ve ileride veya âhiretteki manevi gelişimine vesile olur.6
Buna göre çocukların başına gelen hastalıklar ve musibetlerin büyük bir kısmı onları gelecekteki hayatlarına hazırlamak için gelir. Mesela küçük yaşlarda geçirilen hastalıkların, bazı biyolojik, psikolojik ve gelişimsel faydaları vardır. Bu hastalıklar ile çocukların bağışıklık sistemleri güçlenir ve dirençleri artar. Bu yaşlarda çocukların bağışıklık sistemi, vücuda giren mikrop ve virüsleri tanıyarak onlara karşı direnç kazanır. Ayrıca hastalıktan sonra normalleşmeyi öğrenir. Psikolojik olarak çocuklar, hastalıklar yoluyla sabretmeyi ve hastalıkla baş etmeyi öğrenir. Ayrıca anne-baba ve çevresinin şefkatini daha fazla hisseder. Bu da çocuğun başta anne-babası olmak üzere çevresine güven duymasını sağlar.
Benzer durum, çocuklukta yaşanılan zorluklar için de geçerlidir. Küçük yaşlardan itibaren zorluk yaşayan kişiler, ileriki hayatlarında daha dayanıklı olurlar ve küçük zorluklar karşısında çabuk pes etmezler. Bu açıdan küçük yaşlarda hastalıklar ve musibetlerin meydana gelmesine kötü denilemez.

8- Her musibet ve belanın, kriz ve fırsat olmak üzere iki yüzü vardır. Kişi, bakış açısına göre birisini tercih eder. Kişi, başına geleni bir kriz olarak yorumlarsa kötü bir durum olarak algılar. Eğer bunu bir fırsat olarak görürse ilerleme ve kazanma imkânı elde eder. Bu nedenle başımıza gelen bela ve musibetlerin, bize bir şey kaybettirmediğini, bilakis çok kısa zamanda büyük mükâfat kazandırdığını unutmamalıyız. Ayrıca sürekli olarak musibetin olumsuz tarafına odaklanmak, insana daha çok zarar vermektedir. Olayın bize kazandıracağı güzellikleri düşünmek ve olumlu bakmak, hem dünya hayatımıza hem de âhiret hayatımıza daha faydalı olacaktır.

9- Küçük yaşlarda bu tür çirkin fiillere maruz kalan çocuklara maddi ve manevi destek verilmelidir. Onlara psikolojik desteğin yanı sıra manevi danışmanlık ve rehberlik desteği sunulmalıdır. Bu desteğe ek olarak yukarıda zikredilen hususlar, çocuğun yaşına uygun olarak verilebilir. Ayrıca onların yanında durmak, yalnız olmadıklarını hissettirmek ve bu çirkin olayın, onları kötü ve pis hale getirmediğini anlatmak faydalı olabilir.

Kaynakçalar
  1. Müslim, Birr, 49.

  2. Müslim, Zühd, 64.

  3. Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 132.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 40.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 227.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız