Evet bu hadis Kütüb-i Sitte'den olan Tirmizi'nin Sünen'inde ve diğer bir çok hadis mecmuasında geçmektedir. Hadis şöyledir:
إنَّكُمْ في زَمانٍ من تَركَ مِنْكُمْ عُشْرَ ما أُمِرَ بهِ، هَلكَ، ثُمَّ يأتي زَمانٌ من عَمِلَ مِنْهمُ بِعُشْر ما أُمِرَ بهِ نَجا
"Siz öyle bir zamandasınız ki, içinizden kim emredildiklerinin onda birini bırakırsa helak olur; sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda yaşayanlardan kim emrolunduğunun onda birini yaparsa kurtulacaktır.” 1
Dikkat edilmelidir ki bu hadis, insanların dinî yükümlülükleri azaltabileceklerine dair bir ruhsat vermemektedir. Aksine, dinini korumakta zorlanan müminlere bir teselli ve müjdedir. Nitekim İmam Gazzali bu hadis hakkında şöyle demiştir:
Eğer Hz. Muhammed'in (s.a.v.), emredilenlerin onda birine dahi tutunanın kurtulacağı bir zamanın geleceğine dair bu işareti olmasaydı, içinde bulunduğumuz kötü amellerimiz yüzünden -Allah korusun- ümitsizlik ve karamsarlık uçurumuna yuvarlanmamız işten bile değildi. Allah'tan bize kendi şanına lâyık olanla muamele etmesini ve lütfu ile kereminin gerektirdiği şekilde amellerimizin kötülüklerini örtmesini dileriz.2
Bu hadisin şerhi olarak Muzhirüddin Hüseyin b. Mahmûd ez-Zeydânî şöyle demektedir:
Bil ki, Allah'tan korkmak (havf) farzdır. Ancak hiçbirimizin Allah korkusu sahâbenin Allah korkusunun onda birine bile ulaşmaz. Aynı şekilde imanımız da onların imanının onda birine erişmez. Bu durum ümit (recâ), tevekkül, sabır, nefisle mücadele, cihad ve emr-i bi'l-ma'rûf ile nehy-i ani'l-münker gibi diğer bütün salih ameller için de geçerlidir.
Yani, ey sahâbîler! Siz İslâm'ın güçlü ve güven içinde olduğu bir dönemde yaşıyorsunuz. Benimle birlikte bulunuyor, sözlerimi dinliyor ve pek çok mucizeme bizzat şahit oluyorsunuz. Böyle bir ortamda size emredilen hususlardan herhangi birini terk etmeniz hâlinde günahınız daha büyük olur. Çünkü sizi engelleyen bir mazeret yoktur; bu terk ediş ancak ihmal ve kusurdan kaynaklanmaktadır.
Fakat âhir zamanda İslâm zayıflayacak, zalimler ve fâsıklar çoğalacak; salih kimseler emr-i bi'l-ma'rûf, nehy-i ani'l-münker ve benzeri vazifeleri gereği gibi yerine getirmeye güç yetiremeyeceklerdir. Güç yetiremedikleri takdirde mazur sayılırlar. Buna karşılık, bu vazifelerden yapabilecekleri kadarını yerine getirirlerse, yani güçlerinin yettiği ölçüde emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker gibi görevleri ifa ederlerse, günahdan kurtulur, sorumluluktan çıkar ve bu amelleri sebebiyle Allah katında büyük bir derece elde ederler.3
Tirmizi, 2267. Taberani Mu’cem el-Kebirt, 1156. Ebu Nuaym Hilye, 316/7.
Münavi, Feyz'ül Kadir, Mektebetü't Ticariyyetü'l Kübra, Mısır, c. 2, s. 556.
Muzhirüddin Hüseyin b. Mahmûd ez-Zeydânî, Mefatih fi Şerhi'l Mesabih, Dar en-Nevadir, 2012, c. 1, s. 287.

